Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Eylül '19

 
Kategori
Yetenekler
Okunma Sayısı
55
 

Var mısınız İddiaya?

cennetin yurttaşları
seçilir tembellerden
emek yok çalışma yok
ekmek elden su gölden

                   H. E.

        Gerek orta, gerek yükseköğretimde, okulla birlikte siz de bir gezi yapmışsınızdır mutlaka.

        Hani, “O gezi size ne kazandırdı? Ne gördünüz, ne düşündünüz? Neyi beğendiniz, neyi beğenmediniz?” deseler, ne söylerdiniz?

        “Evet, yapmıştık bir gezi ama çoktan unutup gittim onu. Nereye gitmiştik, niçin gitmiştik; bilemem. Ders değil ki bu, gezi… Bir şey öğrenmek değildi amaç. Bindik otobüse; şarkılar, türküler söyleyerek gittik, gezdik, döndük.” mü derdiniz?

        Üzmeyin canınızı. Üç aşağı, beş yukarı, öğrenciyken benim katıldığım geziler de böyleydi. Ve dahi, öğretmenken benim düzenlediğim geziler de…

        Ne yani, gerçeği gizleyip de yalan mı söyleseydim size? Lütfen, böyle bir şey beklemeyin benden. Yapamam. Fakat size, Hürrem Arman ve arkadaşlarının 1934’te, Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun olduğu yıl yaptıkları geziyi anlatabilirim.

        Arman ve arkadaşları, yükseköğrenimde geçen dört yıl boyunca yaptıkları köy gezilerini, Haziran sonunda mezun olduktan sonra, iki buçuk ay sürecek bir Türkiye gezisiyle taçlandırmayı düşünürler. Ders yılı boyunca konuşup tartışarak bir plan yaparlar.

        Nasıl bir planmış bu, bakalım:

        Eskişehir’e trenle gidilecek, yürüyüş oradan başlayacak. Bilecik, Bursa, Balıkesir, İzmir, Manisa, Aydın, Denizli, Burdur, Isparta, Antalya, Adana ve zaman kalırsa Hatay’a…

        Açarlar önlerine haritayı. Ne zaman, hangi yoldan gidilecek, nerde ne kadar kalınacak, nereler görülüp neler incelenecek? Bu yörelere ait eskiden yazılmış Almanca bir gezi kılavuzu da bulup ondan yararlanırlar.

        Yiyecek içecek için hakları olan kumanya ücretini para olarak almayı uygun bulurlar. Muhafız Alayı’ndan asker çantaları, mantar şapkalar ve portatif çadırlar da alırlar emaneten.

        Kırlarda ve okullarda yatarak mümkün olduğunca çok köy görmektir amaç. Bu planı yapan Hürrem Arman, Remzi Öncül, Avni Arınç ve Recep Çekiç’ten oluşan dört kişilik bir arkadaş grubudur.

        İncelenecek konuları bölüşürler aralarında. Grubu daha da genişletmek için öğrenci toplantılarında sık sık planlarını açıklayıp ilgi çekmeye çalışırlarsa da başka istekli bulamazlar.

        Öyle ya canım; yürüyerek, otostopla yapılacak, çoğu zaman aç, susuz ve dahi çadırlarda kalınacak böyle bir geziye, (pardon işkenceye!) kim, niçin gönüllü olsun ki?

        Sanırım, arkadaşlarının çoğu, bu dörtlüye “deli, kaçık, akılsız”, demiştir içlerinden.

        Yalnızca Resim-İş Bölümü Öğretmeni Şinasi Barutçu, bu geziyi bisikletle yapmayı kabul ederlerse kendisinin de katılacağını söyler ve gençleri bisikletli bir gezinin daha verimli olacağına inandırır. (O’nun bir, okulun iki bisikleti vardır. İş iki bisiklet bulmaya kalır.)

        Okul müdürü Halit Ziya Kalkancı bunu öğrenince, “Okula demirbaş olarak iki bisiklet daha alırız.” demesin mi? “Demokrasilerde çare tükenmez!” diye boşuna mı demişler!

        Dört arkadaştan biri (Avni Arınç), benim gibi, bisiklete binmesini bilmiyormuş. Sınav aralarında çalıştırarak O’na da öğretirler bu zor beceriyi!

        Yaya olarak planladıkları geziyi, bisikletli olarak yeniden düzenleyip son şeklini verirler.

        Ve kale gibi dikilir karşılarına en büyük zorluk. Para!.. Evet, para yoktur hiçbirinde. Okul sadece 15 günlük kumanya ücretini verebiliyor. Geri kalan iki ayda ne yiyip içeceklerdi? Ve başka harcamaları da olacaktı kuşkusuz.

        Matematik, “Her problemin bir çözüm yolu vardır.” demiyor mu? Öyleyse niçin korkup kaçmalı ki problemlerden? Böyle düşünmeselerdi, Mustafa Kemal ve arkadaşları, nasıl karar verirlerdi; “milli mücadele”ye?

        Gençler bu kapsamlı gezinin sonunda, bir rapor hazırlayıp yayımlamayı da düşünürler.

        Ankara’da birkaç spor kulübüne başvururlarsa da ilgilenen olmaz. Ankara Halkevi de olumsuz cevap verir; ancak, “Halk Partisi Genel Sekreteri Recep Peker’le görüşmeyi” tavsiye ederler.

        Recep Peker, gençlerin “Devrim Tarihi Öğretmeni”dir aynı zamanda. Ayrıntılı programlarını ve tüm hazırlıklarını da alarak ziyaret ederler öğretmenlerini.

        Gezinin amacını ve programlarını soran Peker, gençleri dikkatle dinledikten sonra, “Vatan böyle sevilir işte! Çok iyi düşünmüşsünüz gençler.” deyip bir memur çağırır hemen.

        Gençlerin hazırladığı gidecekleri yerleri ve tarihlerini, kalacakları süreleri gösteren programı memura veren Peker, “Bu programı gözünün önüne asacaksın. Gençlerin gidecekleri yerlere, varmalarından bir iki gün önce ellerine geçecek şekilde parti başkanlarına benim imzamla telgraf çekeceksin. Karşılayacaklar, barındıracaklar, yedirip içirecekler ve görmek istedikleri her yeri gezdirecekler, sonucu da bize bildirecekler. Nerede kaç gün kalacakları bu programda var. Bana da zaman zaman bilgi vereceksin.” der.

        Gençlerdeki sevinci sormayın gayrı. Hani, “Ummadık taş baş yarar!” derler ya! Aynen öyle. Problemi çözmek için çare ararlarken, kimsenin aklının ucundan bile geçmemiştir Recep Peker. O âna kadar, rüyalarında bile görseler inanmazlardı; böyle kolayca çözüleceğine bu sorunun.

        Şaka değil, “iktidar partisinin genel sekreteri”dir; sorunlarını çözen adam!

        Okul müdürleri Halit Ziya Kalkancı da, 15 günlük kumanya karşılığı paradan başka, 100 lira da harçlık vermesin mi? 1934’te büyük paradır 100 lira. Değmeyin keyfine gençlerin artık!

        Haziran’ın son günleridir. Bisiklet ve ağırlıklarını bagaja verip trenle ver elini Eskişehir… Gençlerin her birinde asker biçimi sırt çantası, battaniye, rehber kitaplar, haritalar, ecza çantası, bir tabanca, pusula, kilometre kayıt âleti ve bloknotlar… Ayaklarında açık sandaletler, kısa izci pantolonu, ceket, başlarında mantar şapka…

        Eskişehir garında, Parti İl Başkanı Osman Bey’in görevlendirdiği kişiler karşılar onları. Porsuk Oteli’nde yer ayarlanmış. Ve kalacakları üç gün boyunca, karınlarını doyuracakları bir lokanta…

        İl Başkanı Osman Bey’den sonra Belediyeyi ve Türkocağı’nı ziyaret ederler. Çok yakınlık görürler herkesten. Bisikletleriyle kentte gezerken, giyimlerine bakarak yabancı sanır onları halk.

        Planlarını tam uygulayabilmeleri için, her gün en az 60 – 70 kilometre yol almaları gerekir. Ancak, bisiklet acemisi Avni Arınç, biraz da kilolu olduğu için zor ayak uydurur arkadaşlarına.

        İzmir’e varınca, doğruca ‘Parti Merkezi’ne giderler. (O yıllarda tek parti vardır ülkede.) Parti Müfettişi Avni Doğan ilgilenir ve uzun uzun konuşur. İzmir Öğretmen Okulu’nda yer ayrılmıştır. Vali Kâzım Dirik’i ziyaret ederler. Vali Paşa, sabah kahvaltısı için evine davet eder.

        Vali, bir il haritası gösterir gençlere. Yollar ve okullar görülmektedir. Yolsuz ve okulsuz yerler kara renklidir. Haritadaki karanlık yerleri yol ve okul yaparak aydınlatma çabası için çırpındığını heyecanla anlatır Vali.

        “Yol, iktisadî refaha; okul, gerçek kurtuluşa götürür.” diye bitirir sözlerini.

        Makam aracını verip şoförüne, gençleri gezdireceği yerleri söyler. Kadifekale’den İzmir’i seyredecekler, müze ve kent kitaplığını inceleyecekler. Vali ayrıca Karşıyaka’yı, Sağır ve Dilsizler Okulu ile İzmir sınırları içindeki köy okullarını da görmelerini ve köylülerle konuşmalarını ister.

        Balıkesir gezileri de çok renkli geçer. Halkevi Başkanı Esat Âdil Müstecaplıoğlu’nun halk için yaptığı çalışmaları görüp mutlu olurlar. “Balya Simli Kurşun Madeni”nindeki çalışmayı tüm ayrıntılarıyla görüp incelerler.

        Bisiklet sürmekten yorulup da bir ağaç altı ya da dere kenarında dinlenirken; gördükleri olayları, tanıdıkları kişileri ve yaptıkları gözlemleri değerlendirip tartışırlar. (*)

        İddiaya varım ki, bugüne kadar böyle bir gezi yapmamışsınızdır siz.

                                                                    

                    Hüseyin Erkan                                                                                                huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

------------------------------------------------------------------------------------------------

(*) Piramidin Tabanı: Köy Enstitüleri ve Tonguç(Hürrem Arman, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Yayınları)

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 300
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 262
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster