Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Temmuz '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
2467
 

Var mısınız yeşilçam sokağında gezinmeye?

Var mısınız yeşilçam sokağında gezinmeye?
 

"RESİM:ALINTI"


Canım sıkılıyor dostlar… Ne yapsam acaba… Nerelere gitsem, kimleri görsem… İki çift kelam etsem… Açılsam konuştukça… Hava da sıcak kim çıkacak şimdi dışarıya… Televizyon seyretmeli en iyisi. Şöyle uzanıp da koltuğuma iki seksen bir doksan, alıp da kumandayı elime zaplamalı kanalları… Gezinmeli o sokaklarda tek tek…

Aaaa… Yeşilçam Sokağı değil mi burası… Evet… Evet Yeşilçam’dayım…

Şu beyaz atın üzerindeki Malkoçoğlu değil mi namı diyar Cüneyt Arkın…

Beyaz camın yakışıklı çocuğu Göksel Arsoy’da burada.

Küçük hanım efendi Belgin Doruk.

Güzel gözlü Fatma Girik.

Mahçup kız, sultanımız Türkan Şoray.

Sarı saçlı dilber Hale Soygazi.

Susuz Yaz’ın kraliçesi Hülya Koçyiğit.

Kötü adam Erol Taş.

Can komiser pala bıyıklı Hulusi Kentmen.

İnsan dostu Nubar Terziyan,

Gülüşü göklere değen, sahneyi dolduran bir Adile Naşit,

Mahmutların en keli, öğrencilerin en korkulusu, bir o kadar da çok sevilen bir hoca Münir Özkul,

Elinde kepçe bir afacanın peşinden koşuyorsa eğer Cevat Kurtuluş,

En yakın arkadaşıysa esas kızın Suna Pekuysal,

Selvi boylum al yazmalımsa Kadir İnanır,

En yakışıklılarındansa Yeşilçam’ın Kartal Tibet,

Kötü adamlardan biri de Önder Soner ,

Mağrur çocuk Engin Çağlar,

Kah iyi, kah kötü gibi görünse de gözümüze Hüseyin Peyda,

Seksiyse olabildiğince Ahu Tuğba,

Fakir ama gururlu kızsa Oya Aydoğan,

Pek çok güzelin canını yakıyorsa Ayhan Işık,

Devleşiyorsa perdede Fikret Hakan,

En kötü kaynvalide olsa da Aliye Rona,

En tombiğimiz de olsa Neriman Köksal,

Yere bakıp da yürekler yakıyorsa Damat Ferit şey pardon Tarık Akan,

İlk sarışın masum, güzel kızımız Filiz Akın,

Çöpçüler Kralımız, İnek Şabanımız, Kemal Sunalımız.

Kötülerin kötüsü bir adam daha, hani gazozlarla bozan kafayı bir Nuri Alço,

Hülyalı bakışlı bir yakışıklı daha, işte Ediz Hun,

Kahverengi saçlarına hayran olduğum Gülşen Bubikoğlu,

adi Ekremimiz, Ali Haydar Ustamız, eşkiyamız Şener Şen,

Turist Ömerimiz, Banazlı İsmailimiz, bıçkın delikanlı Sadri Alışık,

Ve güzeller güzeli eşi Çolpan İlhan,

İyilerin iyisi bir adam, bir baba Kadir Savun,

Fahriya Ablamız, Bihterimiz Müjde Ar,

En tombik erkek, çok sevimli çok Necdet Tosun,

Güdük Nemcimiz, gönlü büyük usta Halit Akçatepe,

Yeşşe, Kelaj, Adana’lı Tayfurumuz Öztürk Serengil,

Bir komik adam İlyas Salman,

Tecavüzcülerin en başarılısı Coşkun,

Ah dizlerim, ayaklarım… Gez gez bitmedi Yeşilçam sokağı… Ne çok tanıdık varmış meğer…

Kıvrılıyorum köşeden…

Perihan Savaş, Orhan Günşiray, Selim Naşit, Erol Günaydın, Saadettin Erbil, Kuzey Vargın, Süleyman Turan, Ömercik, Ayşecik…

İsmini satırlara sığdıramadığım büyük üstadlar, gönlümüzün taçsız kralları, kraliçeleri…

Yapımcılar, yönetmenler, figuranlar, senaristler, film müziklerini yapan büyük üstadlar…

Kimler geldi kimler geçti bu sokaktan… Kimileri siyah beyaz, kimileri renkliydi… Onlar yol gösterirken peşlerine düşmedik mi her seferinde seve seve… Elimizi yanağımıza dayayıp da hayaller kurmadık mı, yerinde olmak istemedik mi onların. Ayçekirdeği külahı elimizde bulmadık mı kendimizi bir açık hava sinemasında…Saçımızı onlar gibi kestirip, Türkan Şoray kirpiği örmedik mi hırkalarımızı…

Yeşilçam filmleri ile büyüdük bizler… Kaç kez seyretmiş olursak olalım rastladığımızda kalmadık mı o kanalda… Yüz bilmem kaçıncı kez aynı repliği dinlemedik mi, sıradaki cümlenin ne olacağını bile bile… Hala da keyifle seyretmiyor muyuz… Durup düşündünüz mü hiç, niye…

Sevgiyi gördük o karelerde, ölümüne aşkları, feda edilen hayatları, dostluğu, onuru, onuru için yaşayanları, paylaşmayı, mutluluğu, fakir ama gururlu insanları, paranın her kapıyı açamadığını, dokunmadan da karşındaki insana aşkın doyasıya yaşanabileceğini, aşkların aşk olduğu o zamanlarda, hani günü birlik yaşanmadığı o günlerde bir ömür boyu sevdiğini beklemeyi…

Karşılıksız emeği… Yapılan işin sevildiğini… Dar bütçe ile içine sevgi katılarak çekilen filmleri… Filme başkalık katan o eşsiz melodileri…

Yüreğimizin ta derinliklerine yerleşen büyük tutku boşuna değil… Maddi olamasa da manevi yönden karşılığı öyle çok ki gönüllerimizde… Altın harflerle yazıldı isimleriniz gönül tahtamıza birer birer…

Ah Yeşilçam ah aldın beni nerelere götürdün… Kalmadı ben de can sıkıntısından eser…

…………………………..

*Kaybettiğimiz değerlerimize Tanrı’dan rahmet, hayatta olan değerlerimize uzun ve sağlıklı ömürler diliyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yüzyıllar öncesinin kabile ateşleri etrafında toplanarak, ihtiyarların anlatılarını dinleme ritüeli; günümüzde sinema salonlarında yaptığımızdan farklı bir şey değildi. İzlediğimiz her film sonunda kendimizi bir yaş daha büyümüş, ufkumuzu genişletmiş ve ruhumuzu rahatlamış hissetmemizin nedeni de: düşlerimizdir. Görünüşte doğru olan şey; film seyrettiğimizi sanmamızdır. Oysa; perdeden yansıyan titrek görüntüler akıp giderken saniyede 24 kare ile gözlerimizin önünden: bizim yüreğimizi derinlerde etkileyen bir dönüşüm sürecimizi başlatmıştır. Bu süreç kimi zaman can sıkıntılarımızı alır götürür; kimi zaman da canımıza sıkıntılar getirip bırakır.

MuDo 
 24.07.2008 23:22
Cevap :
Sizi görmek ne güzel...Ne güzel şeyler yazmışsınız...Ve haklısınız...Çok teşekkürler... Can sıkıntıları buhar olup gitsin mutluluklar bize kalsın...Sevgiler..  25.07.2008 8:43
 

Kendimi biran da beyoğlu yaşıilçam sokağında hissettim.O sokaktan çok geçerim.Şimdi sessizlik hakim terkedilmiş gibi durmakta. Aslında birde artistler kahvemiz vardır istiklal caddesinin karşı yakasında, burada eski kurt delifişek figüranları görürsünüz birbir eksilen. kiminin saçı başı darmadağın kimi perişan oysa onlardır esas kahramanlardır. paylaşımınız için teşekkürler

Bumerangs 
 24.07.2008 12:11
Cevap :
İstanbul'a geldiğimde gezmiştim o kahvenin bulunduğu yeri... Öyle bir duyguya kapılıyor ki insan..Gözlerinin önünden film şeridi gibi geçiyor kahramanlarımız... Dilerim eski canlılığına kavuşur. Benim annem de Eskişehir'li... Son halini merak ediyorum Eskişehir'in...Gondollarla geziliyormuş Porsuk'da. İstiklal Cad.si gibi olmuş Yediler... Trmway yerine metro geçiyormuş orta yerinden... Ev ekmeğini de özledim oraların... Sevgi ile kalın.  24.07.2008 14:27
 

yeşilçam sokağı güzeldi.fakir ama gururlu bir nesildi.büyük üstatlar ve büyük oyunculardı.her kayıpta ne kadar ağladık kahrolduk aileden birini yitirmişcesine.sanki bizden biriydi kayıplarımız.ediz hun hıçkırıkta nasıl mağrur bir aşıktı hülya koçyiğite.ne yakışırdı üniforma.eski tatları alamıyoruz artık filmlerde suni olduğu herhalinden belli.mavi boncuk filminde ki aile nerde kaldı şimdi.adile naşit nasıl beddualar etmişti sevdiği sanatçı kaçırılınca oğluna bilmeden...hep eskiler diyoruz ama yenilerde umut vermiyor insana.... kayıplarımız çok büyük.kalanları kazanç kabul edelim.suna pekuysal a allah rahmet eylesin.mekanı cennet olsun...

naz akyol 
 24.07.2008 11:45
Cevap :
Gönül telimiz sızlıyor be Naz'ım... Gidenler geri gelmiyor... Bakıyorum da jönler ne kadar yakışıklıymış, hanımlar ne kadar güzel... Basit gibi görünse de konular..Ne güzeldi ah o günler... Çok şükür ki eskimeyen ESKİLERİMİZ var bizim... Bir yıldızımız daha kaydı Yeşilçam'dan... Sevgili Suna Abla mekanın cennet olsun..Rahat uyu... Naz'ım ankara'dan kucak dolusu sevgiler...  24.07.2008 15:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 747
Toplam yorum
: 1755
Toplam mesaj
: 225
Ort. okunma sayısı
: 763
Kayıt tarihi
: 13.06.07
 
 

Ankara'da doğdum. İlk, orta, lise ve üniversite eğitimimi Ankara'da tamamladım. AÜİF iş idaresi b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster