Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

26 Nisan '14

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
1174
 

Varlığın içinde ki Tanrının sessiz sesi " Vicdan"

Varlığın içinde ki Tanrının sessiz sesi " Vicdan"
 

Nefs ve Ruh


Varlığın içinde ki Tanrının sessiz sesi “Vicdan”

Başlık aslında insanın yaşam gayesini varlık nedenini açıklıyor. Varlık olarak nefsine hâkim olmak ve O’na varmak. 

Peki, nefs nedir?

Sözlükte ruh, bir şeyin kendisi, akıl, bir şeyin özü, insan bedeni, kişi… Diye yazıyor. Mesela Kur’an- ı kerimde (her nefs ölümü tadıcıdır) buyurur. Hz. Aişe (insan rabbini ne zaman tanır?) diye sual edince Hz. Muhammed de (nefsini tanıdığı zaman) buyurmuş.

Nefs dünya zevklerine, lezzetlerine, arzularına düşkündür. Hırs, kin, nefret, haset gibi duygularla beslenen nefs, iyi, kötü, fena, faydalı, zararlı diye düşünmez. Sadece o an onu yapmak ve tatmak ister. Çünkü o an nefs akıl yoluyla karar verir. Akıl ise bencildir, egoisttir ve sahibinin o an ihtiyacı diye düşünür ve ona yol gösterici teşvik edici olur.

Nefsimize yenilmek, dünyada ki isteklerimize boyun eğmek yaşamın gerekliliği olan ihtiyaçları karşılamak değil midir? Yoksa nefse hâkim olmak insani bir olgu gereği midir? Maddesel âlemde(Makro kozmos) bir varlık olan insanoğlunun(Mikro kozmos) bilmediği görmediği sadece inandığı fani dünyayı ve O’nu düşünerek yaşaması gerekli midir?

Yani O’na yakın olmak O’na ulaşmanın, birinci yolu Maddesel âlemde nefse hâkim olmak mıdır? Denir ki nefse hâkim olmadan yaşamak bir mahlûk gibi yaşamaktır. Nefse hâkimiyet ise O’na yakınlaşmak, O’na varmaktır. İnsanoğlundan insanlığa terfidir.

Hallaç’ı Mansur nefs konusunda o kadar aşama kaydetmiştir ki nefsi eritilmiş ve O’ ile birlenmiştir. Hallaç’ı Mansur bunu birleme yani tevhit olarak yorumlar. Beden olarak görünür. Ancak dünyanın madde boyutundaki hiçbir etkileşime tabi olmaz.  Ve artık o insani ya da beşeri boyutta değildir. Ruhsal boyutta bir bedenlidir. (1)

Ezoterik öğretiye göre Tanrı yaradan değil, kendisinden var olunan yüce varlıktır. Her şey ondan çıkmıştır yine ona dönecektir. Tüm evren ondan çıktığı için evren ve içindeki her şey ondan birer parçadır. Evren, Tanrının ta kendisidir. Tanrı evren- insan ayniyeti söz konusudur. Tanrı’dan çıkmış olan her şeyin yegâne amacı yine ona dönmektir. (2)

Bektaşiliğin hakikat kapısında önemli olan insanın kendisini eğitmesi, yetiştirmesi, bütün eksiklerden sıyrılmasıdır. Tanrıya (hakk’a) ulaşmanın yoluna giren, onunla yüz yüze gelen, varlıkların sırlarını kavrayabilecek olgunluk aşamasına ulaşan bir kimsenin bütün kötülüklerden, yakışıksız davranışlardan, suç sayılabilecek işlerden sıyrılması, uzak kalması insanın kendi özünü arıtmasına, bir ayna gibi pırıl pırıl duruma getirmesine bağlıdır. Bu kapıdan “ben”, “sen” gibi ayrılık ikilik gösteren sözlerin yeri yoktur. Bütün “Ben’ler”, “Sen’ler” karışıp kaynaşmış “birlik” e varmıştır. Bu kapıya ulaşan kişiye tarikat dilinde “İnsan-ı kâmil” denir. (3)

Demek oluyor ki O’ olmak O’ ndan olmak için beşeri âlemde cismen yaşamak ama ruhen disiplini elden bırakmamak ve de vicdanımızın sesini dinlemek gerekir. Aslında Akıl ile değil Vicdan ile yaşamak önemlidir. Varlık (mikro kozmos)  O’nu (Hakk’ı) kendi varlığı ile bilemez, çünkü “ben” dersen “sen” ortaya çıkar ve çokluk olarak yansır. Oysa O’nun muhteşem evreninde iki ilah, iki varlık olamaz. O’ tektir ve O’nun dışında hiçbir şey yoktur. Bu nedenle ben diyen varlık O’nu bilemez, O’na ulaşamaz. Öyleyse varlık olarak hedef O’na (Hakk’a) ulaşmak ve O’ nunla birleşmekse yapmamız gereken nefse hâkim olmaktır.__________________________________

1.En el hakk sf:224

2.Hiram abif sf:48

3.Bütün yönleri ile Bektaşilik sf:43

Aslında nefs bir zırhtır, bir kıyafettir. Geliştirilebilir, eğitilebilir, kontrol altında tutturulabilir. Azgın atın dizginlerini hâkimiyetini sen kendi elinde tutabilirsin veya boş bırakabilirsin. Bu tamamen varlığın kendi gelişimi içindeki döngüsüdür. Hangisine ihtiyacı varsa nefsi ile onu yaşar. Nefs bir seçenektir. Ama bu arada nefs uyarken vicdanın sesini dinlemek en önemli bir gelişmedir. Nefsini kontrol ettiğin vakit, ben O’yum demek, O’ var gayri yok, ben yokum, O’ndan başka hiçbir şey yok. O var başka bir ilah başka bir tanrı yok manasındadır.  Bunu diyen insan Kamil İnsan olma yüceliğindedir.

Akla ilk önce bir düşünce düşer, akıl bu düşünceyi işler ve başlarsın hayallere işte tam bu anda hayallerin içinde seni mutlu eden kısmında nefs devreye girer ve onu sana yaptırmak için uğraşır. Çünkü nefs sadece kişiyi düşündüğünden varlığı mutlu etmeye odaklanmıştır. Yapacağın kısa süreli mutluluk veren şeyi düşün, vicdanına uyuyor mu? Vicdanın rahat edecek mi? Bunları düşünmeden yaptığın her icraat sadece nefsini tatmin eder. Nefsi tatmin etmek ise seni sadece beşeri âlemde huzura kavuşturur. Fakat yine de ölçü oranında nefsin isteklerini yapmak gerekir bu yaşamın kuralıdır. Tekrar edelim ölçü oranında burada ölçüyü neyle sağlamak gerekir vicdan ile… Ölçüsü kaçmış bir zevk zevk değildir. Ölçüsü kaçmış sevgi sevgi olmaktan çıkar.

Nefs akla uyup isteklerini yapar, çünkü akıl bencildir, egoisttir, kişiyi yani varlığı düşünür. Buna karşı vicdan Tanrısal bir olgu bir töz dür, bir cevherdir. Tanrının sessiz sesidir. Ama etkisi çoktur. O’nun sesini dinlemek, O’na yaklaşmaktır. O’ olmaktır.

Öyleyse O’na varmak için aklımızın kontrolünde olan nefse “tanrının sesi” vicdanın sesini dinleterek o sesi kaybettirmeden, yaşamasını sağlamalıyız.

Nefsi aklımızın kontrolünde ama vicdanın egemenliğinde tutmak bizi O’na yakınlaştırır.

Erhan Sirekin      İzmir,25.04.2014

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 55
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 23
Ort. okunma sayısı
: 3817
Kayıt tarihi
: 27.06.08
 
 

Genç emeklilerden olup, hayat denen tiyatro içinde rol alan bir oyuncu gibi yaşamın kıymetini bil..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster