Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Haziran '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
671
 

Varoluş ile toplu yok oluş arasında "Arafdakiler" üzerine...

Varoluş ile toplu yok oluş arasında "Arafdakiler" üzerine...
 

Son dönemlerde etrafıma baktığımda hemen hemen hiç bir mutlu insan yüzü göremiyorum. Çocuklar hariç! Yüzlere endişe, kaygı, güvensizlik ve kalıcı bir (u)mutsuzluk çökmüş. Sanki her yeri büyük adamların koca koca söylevleri, üzerimize 7/24 kesintisiz yağdırdıkları emirlerin  ve eleştirilerin gürültüsü kaplamış gibi... Mega-kent gürültü ve karmaşası da cabası... Sanıyorum ki çoğunuz gürültüden sersemlemiş, kulaklarınız patlamış, beyin kıvrımlarınız ütülenmiş ve yaşama sevinciniz dibe vurmuş bir durumdasınız.

Bu durum yetmiyormuş gibi bir de "küçüklerin" -yani tüm zamanların sefillerinin- hedef gözetmeksizin batırdıkları iğnelerle de her yanınız şişmiş ve kızarmış olabilir.. Sıradan, yüzeysel, tahrik eden ve gizlice aşağılayan sorularıyla adeta ahiretin sorgu melekliğine soyunan, komplekslerini başkalarının eksik ve gediği ile yamayarak gidermeyi şiar edinmiş zavallı küçük insanlar(1) Hep güçlüden yana olan, onların etrafında pervane gibi dolanan, zayıftan, güçsüzden sürekli kaçan küçük insanlar... Yaşadığımız yoğun belirsizlik ve kaos ortamı içerisinde;   toplumsal hafıza açısından aşırı unutkan, gündelik yaşama tapan, çılgın bir tüketim güdüsüyle modanın esiri ve farklı yönlendirmelere çok açık bir güruh... İnançlarına dayalı ibadetleri bile kamusal alanda ve göstermelik: Oruç tutmak, hacca-umreye gitmek, Cuma namazı, zekat-sadaka dağıtmak... Özel alanlarındaki diğer ibadet eylemleri ise oldukça şüpheli. 

Sen en iyisi kaç onlardan kardeşim! Kendine kaç. Kendi kişiliğine, bilincine, kendi derinliğine kaç! Tabi ki eğer bunlar varsa? Ormanlara, sahillere, bakir doğaya kaç! Hiç değilse bir süreliğine... O anın efendilerinin kibrine, gösteri(ş)lerine, tüm zamanların sefillerinin komplekslerine meydan okurcasına koskoca dallarıyla senin gibilere kucak açan ulu ağaçların gölgesine, engin suların derinliğine kaç! Ya da yüce dağların gölge yamaçlarına... Onlar gibileri asırlar boyu gören, bilen, hiçliğin sonsuz uzayına uğurlayan o doğa bilgelerinin yanına kaç!

Biliyorsun ki, onların olduğu yerde piyasa başlar. Çarşı, pazarları, AVM'leri, fuar ve panayırlarıyla amansız bir keşmekeş içinde... Oralarda, sen dahil "her şeyin bir fiyatının olduğu" söylenen yerlerde alışverişler başlar. Amansız bir yarış içerisinde hileler, kandırmacalar, gösteriş ve şamatalar başlar... Büyüklerin sersemletici gürültüsü, küçüklerin kompleksli serzeniş, aldanış ve çılgınlıkları yeri göğü inletir!

         "Sormamak ne zaman iyidir,/ istemiyorsa karşımızdaki/ Çerçöp, süprüntü pazar yeri,

          Sesti hareket gün boyu/ Sattılar ne sattılarsa/ Götürdüler kalanları" (2)

O büyükler, o küçükleri sakinleştirerek kendilerine tabi kılmak için dönemin ruhuna uygun idealler, idoller, tapınaklar ve tutunum ideolojileri tanımlarlar. Bu ruhani ışık, şu toplumsal yapı, bu toplumsal yapı, şu çağdaş yaşam ganimetleri (hepsi de son model!) vb. Tapınakların bazıları uzun ve geniş yollar, köprüler, devasa havalimanları ya da barajlar olabilir. Bunlar sırf onlar yaptı ve gösterdi diye de kendiliklerinden "büyük" olurlar. Ama büyük mutluluklara geçit verip vermedikleri, onları birbirine bağlayıp bağla(ya)madıkları hep soru işareti olarak kalır.

         "Sahi, sistemin ne kadarını tanıyorsunuz?/ Ufuklar teras, diller jeton ağırlığında

         Endeks hayat, yapay grafikler"

        "...takas ve trapez/ kullanımdaki dengeler, lunapark gerçekliği" (3)

        "...Nasıl atlanır gündelik hayatın tiranlığı/ hayat, durmadan, hiç durmadan

        Binlerce kez/ Açıklanmalı..." (3)

Oysa o kendine dönen, bilinçli, sabırlı, çalışkan ve (gerekmedikçe) sessiz insanlardır asıl değerleri yaratanlar. Gemilerin kazan dairelerinde kömür atan işçiler, yerin metrelerce altında madenleri kazan, üniversitelerde ya da köy okullarında yıllarca sabırla dirsek çürüten öğretmenler, laboratuvarlarda yıllarca ömür tüketen bilim adamları gibi... Bir iç liman gibidirler; gündüzleri onurlu ve üretken eylemlerini geceleri de ışıltılı hayallerini içinde barındıran... Yeni, kalıcı, insanlara gerçekten yararlı değerleri asıl onlar yaratırlar. Dünya -sessizce ve farkında olmadan- asıl onların etrafında döner! Oysa o tüm zamanların sefilleri o lider, "büyük adam" bildiği (sözde) büyüklerin etrafında döner. Onların gösterdiklerine inanır, işaret ettiklerine doğru yönelirler. Bu uğurda kişiliklerini, bilinçlerini hatta hayatlarını bile verirler! Ya da çıldırırlar.

Ey şaşmaz bilincim, bu yapay cennetin pırıltılı nimetlerine kanma, soluksuz kalma ve beni bu geçici küresel mevsimlerde “an”a, “bugün”e kanıp sensiz bırakma!.. 

Ve Dün, yolda,

Hayalini sonunda gerçekleştirmiş bir adam gördüm.

Kalın parmaklarıyla sarmıştı sıkıca,

Direksiyonunu karavanın.

 

Ak saçı, kır sakalı ile yalnız

Ama çok da iyi bilir gibi,

Nasıl da yaşanır yalnızlığın tersi

Ve ne derece gürdür, dayanışan kalabalığın güçlü sesi.

Keskin gözlerinin içine sığdırmış gibiydi ufku,

Geçmişten gelip geleceğe gider gibi düş-seldi.

Ve dilinin ucuna bırakılmıştı sanki

Tüm sevda ve mücadele türküleri.

Ufku ve türküleriyle yedeğine almış gibiydi o,

Ardındaki tüm karartılmış sevdaları, sevgileri.(4)

İ. Ersin Kabaoğlu,

18 Haziran 2015, Ankara

 Notlar:

(1) Şekil şemail hep ön planda: "İş değiştirmedin mi, hala bıraktığım yerde mi otluyorsun?", "saçlar da beyazlayıp dökülmeye başlamış artık arkadaş", "Hala çoluk çocuk yok mu, daha ne bekliyorsun?" vb. sorular.... Ve kişisel faydacılık: "Bana biraz borç verir misin?", "Borcuma kefil olur musun?", "Bana satar mısın, sonra bir şekilde öderim!" tarzı talepler. "Ey, nasılsın, nicesin dostum?", "En son ne okudun, neler yazdın?" diye "öz"e dair soranlar bir elin parmaklarını geçmemekte!

(2) Behçet Necatigil vefat ettiğinde masasında bulunan son şiir eskizi.

(3) Murathan Mungan dizeleriyle...

(4) Şiir(im)in tümü için bkz. http://blog.milliyet.com.tr/dun-bir-adam-gordum-/Blog/?BlogNo=261507 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Evet, güne-gündeme, sahte gündeme takılıp kalmamalı... Bütüne bakmalı, ufkun ötesini görmeli... Sakin olmalı, sakin düşünmeli... Yaradana sığınmalı! Meyus olacak, mutluluğu engeleyecek bişey yok. Selâmlar...

İsmail Hakkı CENGİZ 
 16.08.2015 9:47
Cevap :
Bugüne ve bütüne bakarken dünün anlamlı ve güzel değerlerini/derslerini, yarının gerçekçi hayallerini, insanlığın gücünü de unutmayalım. Öyle inancsizlik, imansızlık imali, uzun erimde "Meyus" olacak bir durum tabii ki yok! Tanrının olmadığı yer ve zamanlarda insanlık ve onun akli, bilimi ve vicdani var! Saygı ve selam larimla...  16.08.2015 21:04
 

İnsanın mayasında ne varsa toplumun hamuru da ona göre şekilleniyor. Piştikten sonra da ortaya böyle lezzetsiz bir şey çıkıyor. Konukseverlik, yardımlaşma, komşuluk gibi gibi geleneklerimizden beslenen güzel değerlerimiz var. Ancak bunlarla birlikte içimizde ayrık otu gibi büyüyen bencillik, saygısızlık, hoşgörüsüzlük gibi sevimsiz duygular da var. Bir de insan olmanın gerektirdiği algının değişmeye, bozulmaya, çürümeye başladığını da dikkate alırsak artık her dönemde yaşanan bu toplumsal çözülmenin gerekçeleri yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlar. Dürüstlükten çok uzaklaştık, ikiyüzlülük geçer akçe oldu. Bunun yansımasını sizin de vurguladığınız olgularda ibretle izliyoruz. Bir Fransız Devrimi ya da batının Sanayi Devrimini biz toplum olarak başar(a)madığımız, hak, adalet, özgürlük için bilinçli toplumsal bir savaş vermediğimiz, bu değerler bize gümüş tepside sunulduğu için toplumun tüm bireyleri bilinç ve duygu olarak birbiriyle aynı ortak paydada değil. Selam ve saygıyla.

Güz Özlemi 
 14.07.2015 10:09
Cevap :
"Meydan'daki o yarim saatlik surede ne zaman yanibasima dikilen komşularıma baksam, bana öyle geldi ki, adeta suda balık gibiydi hepsi; tembel, yorgun, memnun, her türlü yükümlülükten uzak..." ünlü yazar Hermann Hess'in "Baca Temizleyicisi" adlı öyküsünde tanımladığı bu insan manzaraları benim de ülkemde sık sık tanık olduğum cinsten! Bu kadar gündelik, an'lik, yüzeysel ve organik önceliklerle dolu yasamlar... Tez zamanda "Yeni bir insan, yeni bir toplum" mottosu zihinlerde yer etmezse ve gereği için harekete geçilmezse geçmiş ola! Değerli katkınıza teşekkürler, saygı ve selamlarimla...  16.07.2015 21:02
 

Ersin Bey,yazına "çevremde mutlu insan göremiyorum"diye başlamışsın.Bu görüşüne katılıyorum.Ben de gözlemlerimi eklemek isterim.Ankara'da oturuyorum. Kızılay'a çıkarım;sokaktaki insanların yüzlerinde gülümseme göremem.Nasıl gülsün,işsiz çocuğuna da iş bulamamış.Hak,adalet yok.Yargı,bağımsız değil.Can ve mal güvenliği yok;insanlar sokağa çıkmaktan korkuyor."Küçük insanlar"biat kültürünün tutsağı olmuşlar;günü kurtarmaya çalışıyorlar.Konuyu,sosyal psikoloji açısından çok iyi analiz etmişsiniz.Kutlar,selam ve saygılarımı iletirim.Sağ ol.

Hüseyin Başdoğan 
 12.07.2015 21:39
Cevap :
Evet saygıdeğer Hüseyin bey, "günü kurtarmaya çalışmak" öylesi kasvetli ve kısır bir döngü ki kurtardiginizi sandığımız hiç bir gün kurtarılması gereken gelecekteki günlerden hiç biri için olumlu/garantili bir kurtuluş umudu icermiyor! Bunun yolu belki de "Roma'da Romalılar gibi olmamaktan" geçiyor! Değerli ilgi, begeni ve katkınıza içten teşekkürler, saygı ve selamlarimla...  13.07.2015 22:47
 

İnsanı aşan bir şey olmaz ama nedense bu yazı beni aştı biraz. Hani yoksa ben insan değil miyim? Yetersiz isem yeterlenip geleyim!

Kerim Korkut 
 02.07.2015 18:36
Cevap :
Tevazu gösteriyorsunuz. Ama madem öyle diyorsunuz, öyle olsun :) Sağ olun, var olun... Usta kaleminize daimi esenlik dileklerimle...  03.07.2015 17:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2315
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster