Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ekim '15

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
301
 

Varoluşsal olgunluk felsefesi

Varoluşsal olgunluk felsefesi
 

Varoluş


 Varoluşsal-olgunluk kavramı bir hayat felsefesi, daha doğrusu hayatı anlamlandırma çabası. İnsanlar doğarlar, yaşarlar, ölürler. Kimi yaşadığının farkına varmadan ölür, kimi de ölene kadar yaşamı bulma gayesi içindedir. İnsanlar dışsal kaynaklı bir varoluşa sahiptirler. Varoluş sadece yaşamlı olmayı olanaklı kılar. Varoluşsal-olgunluk kavramı Jean Paul Sartre’nin ‘’ Varoluş özden önce gelir’’ cümlesine benzer bir yaklaşımla varlığı tanımlıyor. Varlık sadece var olmak değildir. Her canlı özünde zaten vardır. Diğer tüm dış kaynaklar var olanı doğruluyorsa o nesne, kavram her neyse zaten var olarak kabul edilir ve sorgulanmaz. En azından varlık-yokluk düzleminde bir sorguya tabii tutulmaz. Var olmak yaşamak ve ölmek için ön şarttır, özellikle canlılar için. Çoğu hayvan için ki biz onları bilinçten yoksun canlılar olarak biliyoruz, varlık sadece doğmak, yaşamak ve ölmek şeklindedir. Ancak bir insanın bir hayvan yerine konularak varlık-yokluk şartını sağlaması insana yapılabilecek en büyük hakarettir. Çünkü insan bilinç sahibidir. En azından kendi yolunu çizebilecek bir bilinç her insana verilmiştir. Zekâ gibi bilinci kullanma üzerinde yetkinlik özelliği insana değişik şekillerde bahşedilir. Tanrının varlığı ön şarttır. Hem insan için, hem de diğer canlılar için ayrıca cansızlar için de bir tanrı varlığı gereklidir. Tanrı yoksunluğu en baştan kazanılamamış bir varlık olmakla ibaret olur bu durumda. İnsanlar var oldukları sürece az veya çok Tanrı’ya inanmalıdırlar. Çünkü yapılan herhangi bir işte veya harekette dayanak noktası veya başlangıç noktası sayılabilecek bir nokta gereklidir. Kanaatimce bu nokta dünyada bulunmaz. Bu nokta Tanrı’nın şahsından kopup ayrılan yaşamsallıkta başlar. Ne bir zorlamadır bu durum, ne de bir koyu düzen. Sadece bir ön şart halindedir. Her şeyin başı kavramı işte bu dayanak noktasıdır. Canlısından, cansızına, duygusundan, aklına her türlü ‘’şey’’ ancak bu şekilde özünü bulabilir. İnsanın varlığı ise bambaşka bir durumdur. Onun varlığı üçlü yaşam döngüsüne girmez ya da girmemelidir. Çünkü ona verilen bilinç onun dünyasal varlığı süresince ondan çeşitli şekillerde işlev bekler. Bilinç, zekâ, akıl adına ne denilirse yaşamda insan tarafından kullanılmayı bekler. Bu da insanın varlığı için ön şarttır. Kullanılmayan bir farkındalık, sorgulama vb. yetiler insanın yegâne zenginliğidir. Asıl varlık insanın bilişsel dinamizmini harekete geçirmesi ile olur. Aksi takdirde bunun gibi bir yaşam hayvanın yaşamından bir farka sahip değildir. Bilişsel dinamizmini kullanma yetisine sahip olamayan insanlar dışında, bu yeteneğini kullanmama seçeneği insanı varlıktan çok hiçlik sınıfına dâhil eder. Yaşanmış ve bitmiş bir dünya için herhangi bir hazine bırakamayan insan ki bu hazine bilişsel dinamizmi devreye sokmanın zaten zorunlu sonucudur, yaşamış sayılamaz. Veya yaşamış sayılsa bile varlık düzleminde hiçlikten öteye geçemez. Bu ondan insan olması dolayısıyla istenen bir insanlık ön şartıdır. Aksi takdirde bir diğer hareketli nesne de amaç olarak o insan ile aynı sürece sahip olabilir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 384
Kayıt tarihi
: 25.01.15
 
 

Tıp Fakültesi 2.sınıf öğrencisiyim. Bursa'da okuyorum ve yaşıyorum. Voleybola, müziğe, dansa, şii..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster