Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Ocak '07

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
11644
 

Varoluşun amacı, tekamül ve kader üzerine

Varoluşun amacı, tekamül ve kader üzerine
 

İnancıma gore ” Varoluşun bir amacı vardır ve bu amaç tekamüldür”

Peki Tekamül nedir? Bence “Tekamül” etik değerlere dayalı insani ilişkiler içersinde olma, üzerinde yaşadığımız dünya ve, Evrene zarar vermeme, kaynakları sorumsuzca ve israf ölçüsünde tüketmeme, diğer canlı/cansız varlıkların var olma haklarına saygı gösterme, gelişimlerine katkıda bulunma vb. gelişmeler yönünde ilerlemedir. Bu ilerleme sonu olmayan bir süreçtir. Bu süreçte yer alan varlıklar, ayni zamanda zihinsel, duygusal ve ruhsal boyutta da tekamül ederler.

Görüleceği üzere “Varoluşun amacı nedir?” sorusuna vereceğimiz cevap bireyseldir ve inanç bazlıdır. Üstelik bu inanç, tüm düşünce, karar ve davranışlarımızı, kısaca hayatımızı yönlendirecek ölçüdedir. Bu noktada bir yaratıcıya inanıp inanmadığımız ve onu nasıl algıladığımız da önem kazanır. Bence, Kadir-i Mutlak bir Yaratan vardır ve "O" tüm yarattıklarını da kapsamaktadır. Yani Varoluşun her zerresinde “O” mevcuttur. Yaprağın, meyvenin tohumun ağaçtan oluşu gibi tüm varolanlar Yüce Yaratan’dandır. Bu gerçek, Tasavvuf terminolojisinde, Hallaç-ı Mansur tarafından ‘En el hak’ (Ben Hak’tanım) şeklinde ifade edilmiştir.

Bu durumda, Yaptığımız seçimlerin Tanrı için bir önemi ve tekamüle bir katkısı var mıdır? sorusu akla gelir.

Bence vardır. Çünkü tek Tanrılı Dinler ve Kutsal kitaplar hep aynı etik değerleri koruma amacındadır.. Bütün Kutsal kitaplarda, yalan söylemeyiniz, çalmayınız, öldürmeyiniz, seviniz vb. emirler/ilkeler ortaktır. Bu ilkeler o kadar evrenseldir ki pek çok kadim öğretide, örneğin Budha’nin 5 ilkesi içinde de yer alır. Bu bir tesadüf değildir ve Tanrının bizleri ve üzerinde yaşadığımız dünyayı daha iyi bir hale getirme, geliştirme/tekamül ettirme gibi bir amacı olduğunu gösterir. Buradan insan dahil tüm varlıkların tekamülünün, Tanrının “tekamül amacına” hizmet edeceğini kolayca anlaşılır. Ayrıca, tekamül ettirici seçimlerimizin, davranışlarımızın neler olabileceğini hakkında da Kutsal kitaplardan çok şeyler öğrenebiliriz. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, ‘Tekamül vardır ve olmak zorundadır. Hem Varoluşun hem de Yüce Yaratanın amacıdır’ demek yanlış olmaz.

Peki aksine bir inanış içinde olanlar var mıdır? Elbette. Örneğin, Değişmez bir Kadere inanan Fatalistlere göre “Varoluşun tekamül gibi bir amacı yoktur. Fatalistler, "Tekamül yoktur. Bu dünyaya ne yapmak için geldiyseniz onu yaparsınız. İyi şeyler yaparsanız, sadece tekamül ediyorum duygusunu yaşarsınız" derler. Fatalist öğretiye göre, Allah sonsuz öncede bazı varlıkları tekamüle tabi daha doğrusu Tekamül etme duygusunu hissedecek varlık olmaya elverişli olarak yaratmıştır. Her ne kadar, Dünyada bazı insanlar, asil ve/veya varlıklı olarak doğabiliyorlarsa da, sonsuz öncede ki ilk yaratılışta, bu mümkün olamaz. Hepimiz, "Tanrı güneşiyle Katili de Maktulu de eşit ısıtır., rüzgarıyla eşit üşütür. Tüm varlıkları koşulsuz ve eşit sever" kuralını bilir ve inanırız. Bu nedenle Sonsuz öncede bazı varlıklar üstün özelliklere sahip olarak yaratılmamıştır. Bu gerçeği İsa peygamberin, "Benim yaptıklarımı siz de yapabilirsiniz" sözünden ve Kuran’daki ‘Kimseye kıl kadar haksızlık yapılmaz’ ayetinden anlayabiliriz.

Bence insan, fiziksel ve ruhsal kapasitesi ve kendine koyduğu sınırlamalar oranında özgürdür. Fatalizmin ‘Kader Planı’na veya karma yasasına inanması kendini kısıtlı hissetmemesine engel değildir. Sonuç olarak, Karma Yasasına inanmakta bir inançtır. Bir anlamda sınırlamalara yol açabilir. Eğer, ben, Karma yasasının gereği olarak doğmadan önce yaptığım "Yaşam Planı"mda, Terazi, Akrep, vb. Burcu insanı olmayı ve Bilim adamı, Öğretmen..vb. roller oynamayı belirledim (bir şekilde bunu öğrendiğimizi varsayalım) ve o şekilde davranacağım, dediğiniz an , kendinize kısıtlama koyar ve özgür seçim-gelişim hakkınızdan vazgeçmiş olursunuz. "Yaşam Planı"nızdaki rolünüzün ne olduğunu, içsel dürtüleriniz tanımlar. Ancak , Bu Dünyada, 'ne olacağınıza' sadece siz karar verirsiniz. Dünyada ki seçimler, Karma yasası veya başka bir (örneğin Fatalist "Kader Planı") sistem tarafından, önceden ve değiştirilemez bir şekilde belirlenmemiştir. Karma yasası, özlerimizin gelişim kazanması için, deneyimler ve birikimler (negatif ve pozitif) kazanmamız gerektiğini söyler. Ancak, Karma Yasası, kavramı da bir kısıtlamadır. Biz neye inanıyorsak O'yuz. Eğer bu sınırlamaları aştığımıza inanıyorsak, aşarız.

Sevgilerimle.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yeniden merhaba. Yorumumda, insanın zihninde kendisinin oluşturduğu bir tanrı kavramının gerçekte var olmadığını, Allah ile Tanrı kavramlarının aynı olmadığını alatmaya çalışmıştım Çalışmalarınızda başarılar. Herşey gönlünüzce olsun.

akar 
 10.01.2007 16:15
Cevap :
Bana göre, adına ne dersek diyelim, Yaratan birdir ve tüm peygamberler onun elçileridir. Fakat sizin de belirttiğiniz gibi, Tanrı ve Allah kelimeleri farklı anlamlarda da kullanır. Ben yazılarımın kolayca anlaşılabilmesi için bu ayrımı genellikle yapmam ve bu yazımda Tanrı ve Allah kelimeleri eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Unutmayalım ki, Tanrıya Allah diyen ve ayni peygamber ve Kuran’a inanan İslam mezhep ve tarikatları, maalesef Allah’ı ve Allah’ın ne istediğini, aynı şeyi anlamadıkları için birbirlerini öldürmekten geri durmazlar. (Örneğin Irak’taki gibi) Bunun dışında Müslümanlar arasında, Vahdet-i Vücut (Yaratan, yarattıklarının tümüdür. Her şey Yaratana dahidir. Mevlevilik, Bektaşilik bu gruptadır)) ve Vahdet-i Şuhut (Yaratan yarattıklarının dışındadır) inançları, Allah tanımlamasında en temel farklılıktır. Önceliklerim arasında yer almadığı için bu konuya şimdilik daha fazla girmeyeceğim. Sevgilerimle.  11.01.2007 3:27
 

Merhaba. Yazınızdaki düşünce tarzınızı sevdim. Ancak inançlar hakkında biraz daha bilgi edinmeniz gerekiyor. Bilhassa İslam hakkında. Bunu, bugünkü YAŞANAN dini kavramların dışına çıkarak yapmanız gerekiyor. Yoksa günümüzdeki öğretilerde tarif edilen; bir yerlerde var olduğuna inanılan, bizi uzaktan bir nevi filme alan, seçtiği elçileriyle bizlere emirlerini ve yasaklarını duyuran, bunu da bizden farklı yarattığı kanatlı melekleri ile kitaplar göndererek yapan, riayet edersek razı olan, etmezsek kızıp bizi ateş dolu çukurlar cehennemine atacak bir TANRI kavramı İslamda yoktur. Böyle düşünmek bizi yanlış yerlere sürükler. Günümüzde yaşanan İslamın işe yaramaması, 100 binden fazla öğreticisi olduğu halde insanları etkileyememesi de bundandır. Allah Kavramı farklıdır. Tüm bunları sıhhatli bir şekilde analiz edersek daha doğru düşünebiliriz gibi geliyor bana. Saygılar sevgiler.

akar 
 08.01.2007 23:59
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Her ne kadar yazımda, deyiminizle ‘emirlerine riayet etmezsek kızıp bizi ateş dolu çukurlar cehennemine atacak bir TANRI kavramının İslamda oldugunu’ iddia etmesem de, bana göre, ‘Tek Tanrılı Dinler ve Kutsal kitaplar hep aynı etik değerleri koruma amacındadır. Bütün Kutsal kitaplarda, yalan söylemeyiniz, çalmayınız, öldürmeyiniz, seviniz vb. emirler/ilkeler ortaktır. Bu ilkeler o kadar evrenseldir ki pek çok kadim öğretide, örneğin Budha’nin 5 ilkesi içinde de yer alır. Bu bir tesadüf değildir ve Tanrının bizleri ve üzerinde yaşadığımız dünyayı daha iyi bir hale getirme, geliştirme/TEKAMÜL ETTİRME gibi bir amacı olduğunu gösterir. Buradan insan dahil tüm varlıkların tekamülünün, TANRININ “TEKAMÜL AMACINA” HİZMET EDECEĞİNİ kolayca anlarız. Ayrıca, tekamül ettirici seçimlerimizin, davranışlarımızın neler olabileceğini hakkında da yine Kutsal kitaplardan çok şeyler öğrenebiliriz. Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, ‘Tekamül vardır ve olmak zorundadır  09.01.2007 5:14
 

Yazınızı okumak çok zevkliydi, teşekkür ederim. Butür yazıları kurgulamak oldukça zor. Dilin sınırlı alanında ifade daralıyor. Ben daha çok inancın dışında kalarak bir bilinç geliştirmeden yanayım. İş diğer türlü seninki iyi, benimki iyi durumuna takılıyor. İnsanlık ortak bir yaşamın ilkeleri konusunda artık değerlerini oluşturmak ve korumak zorundadır. Bunun kişisel tercihlere bırakılmaması gerekir. Sevgiyle...

Ferhat PEKER 
 05.01.2007 12:23
Cevap :
Doğru, inanç da kısıtlar. İnançlar da sorgulanmalıdır. Ancak ilkelere dayali bir inanca sahip olmadan ilerlerlemeye calismak, kutup yıldızını gormeden, pusulasız ve hatta hedefsiz yol almaya benzer. Bu bakımdan bir hedefimiz ve bu hedefe hangi araclari kullanarak ulasacağımıza dair inandığımız ilkelerimiz olmak zorundadir. Sorun, olaylar karşısında taraf tutmamak degil, tarafsız gozlem yapamamak ve bu nedenle adaletli bir seçimde bulunamamaktan kaynaklanir. Bu sebeple inanç sahibi olmayı ve bu inancin gereklerinin yerine getirilmesini sakincali bulmuyorum. Katkiniz için teşekkur ederim.  05.01.2007 14:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 67
Toplam yorum
: 60
Toplam mesaj
: 28
Ort. okunma sayısı
: 4472
Kayıt tarihi
: 11.12.06
 
 

Ayrik otu tohumu ekip, buğday imajinasyonu yaparak, Buğday  hasatı yapabilir misiniz? Her ne ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster