Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '07

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
4382
 

Vatan hasreti

Vatan hasreti
 

(Bölüm 1)

Memleketimi Seviyorum.

Aşağıdaki satırların kaynağı, 1995 yılında anavatandan henüz tek başına kopan bir şairin kaleme döktüğü hasret duyguları ve özlemleriydi.

Yazdığım bu satırları tekrar gözden geçirmek, aslında vatansever bir insanın özünde yaşattığı VATAN'ın, geçirdiği evrim (olumlu ya da olumsuz) ne olursa olsun yıllar sonra bile hiç değişmediğinin göstergesi. Geride bırakılan memleket, kendi evlatları tarafından tanınmıyacak hale getirilmiş bile olsa, insan, vatan toprağına olan sevgisi uğruna, bu acı gerçeği sineye çekiyor…

Türkiye'm bambaşka bir sevdanın adıymış benim için. . . Yaşadıkça öğreniyor insan. . .

'Yılların biriktirdiği vatanıma, aileme ve eski dostlarıma olan özlemim dalga dalga bütün benliğimi kaplarken Amerika' daki günlük hayatın akışıyla nehir kenarındaki çakıl taşının çaresizlikle karışık kaderiyle yaptığı yaşam savaşını ben de yaşıyorum.

Pek çok olumsuzluğa rağmen, Türkiye, bağrında sakladığı hayatımın hazinesi, acı-tatlı hatıralarımla, binlerce kilometre uzaktaki şu gurbet topraklarında bile gönlümdeki sevgili oldu hep. Bilmezdim bu duygunun ne demek olduğunu yaşamadan önce… Vatan Hasreti buymuş demek. .

Gazetelerde, televizyon kanallarında, radyo istasyonlarında Türkiye ile ilgili, olumlu ya da olumsuz bir haber kırıntısı, ailemden ve bazı dostlardan gelen mektuplar, telefonlar, albümde terkedilmiş, solmaya başlayan fotoğraflarla, yaşanan anılara bir gönül yolculuğu ve o, sözlerle anlatılması mümkün olmayan, buruk ama coşkun bir kutsal bağ benimkisi… İki damla gözyaşı ve şiirsel yalnızlık…

Diğer adı 'Vatan Hasreti'ymiş…

"Niye terkettin yaşadığın toprakları, aileni ve dostlarını? Seni kovan mı vardı ki, aldın başını çektin gittin, yaban ellere? " diye soranlar çok olmuştu ve şimdi bile bu sorulara maruz kalıyorum. Cevabım, dudaklarımdan çoğu defa derin bir iç çekişle çıkıyordu: "Kendimi keşfetmekti… Duygularımı, hayallerimi, ümitlerimi ve özlemlerimi yaşamaktı. Memleketimin sorunları, aydın insanların yaşamalarının kısır bir döngüde harcadığı bir ülke haline getirmişti. ‘BENİM VATANDAŞIM İŞİNİ BİLİR’ diyen bir zihniyetin önce başbakan, ardından da cumhurbaşkanı olduğu bir Türkiye’de, ben İŞİNİ BİLEMEYEN bir vatandaştım. Onun aramızdan ayrıldığı günlerde, ben de koca bir kıta ve okyanusu aşarak umuda yolculuğa kanat çırpıyordum. Göçmen bir kuş değildim ama göçmen olmuştum. . .

Doğup büyüdüğüm yuvayı Türkiye’ye, kendi ailemin yaşamını Türk milletinin yaşamına benzettirdim hep… Babamın da kendini, diğer insanların mutluluğuna adamasını, Mustafa Kemal’in vatan aşkıyla ve bunun içiin verdiği mücadeleyle bağdaştırırdım. Kendi ülkemde yabancı gibi yaşamaktansa, yabancı bir ülkede kendimi yaşamak daha doğru olanıydı. Kendime ve beni sevenlere dürüst olmak düşüncesiyle yaşamı yorumlamaktı amacım. Sevdiğim insanlara yapılan haksızlıklara engel olamamanın bir haykırışıydı benimkisi. Bir insanın kendine, sahip olduğu duygu ve düşüncelere hasret yaşaması, vatan hasreti kadar acıydı. Her zaman, “gidenler” terketmiyor önce; onlar, beraber yaşadıkları insanların, bedenleriyle olmasa bile gönülleriyle kendilerinden koptuklarını gördükleri zaman fiziki olarak terkediyorlar ama gönülleri geride kalıyor. “Kalanlar” asıl terkedenler oluyor. “Kalanlar” yaşadıkları yere kızarak ve değerini hiç bir zaman anlamadan yaşıyorlar. “Terkedenler” ise, o bedenen terkettikleri yeri tutku, dostluk ve hasretle dolu bir sevgiyle yaşıyorlar, iç dünyalarında yaşatıyorlar. ”

Olumsuzluklarla dolu bir ülkenin çilekeş, şair ruhlu öğretmeniydim, ben. Öğrencilerime Türk olmakla gurur duymayı, iyi vatandaşlar ve manevi değerlerine sahip, faziletli insanlar olmayı, hayatı bütün benlikleriyle ve özgür bir şekilde, bir sanatçı ruhuyla yaşamayı öğretmek için harcadım yıllarımı. Kitaplardaki gerçeklerin, ülkenin gerçeklerine nasıl ters düştüğünü, okul sıralarında bin bir emekle öğrenilen değerlerin sokakta nasıl da ayaklar altına alındığını (örneğin: 'dürüstlük' kavramının 'enayilik' ve 'aptallık'la, ve duyarlılığın da 'zayıflık'la eşdeğerde sayılmasını) yaşayarak, büyük bir acıyla gördüm.

Maddiyatçı ve bencil bir düşünce yapısıyla ülke yönetiminde önemli görevlerdeki çok sayıda kendi menfaatlarına aşırı(!) derecede düşkün devlet adamlarının, büyük Türkiye Cumhuriyeti'nin kendilerine bahsettiği şerefli makamı sorumsuzca kullanarak, damarlarında o asil kanı hala taşıyan Türk ulusunun sosyal ve ekonomik hayatına, dolayısıyla kültürel zenginliğine korkunç darbeler indirdiğine ve böyle bir anlayışı kendilerine, çağımızın getirdiği bir yaşam şekli olarak kabul eden pek çok anne-babanın da, dünyanın güzellikleriyle coşan ve her an çiçek açmaya hazır genç neslin geleceğine ne kadar büyük zararlar verdiğine, Atatürk'ten Türkiye Cumhuriyeti'ne kalan en değerli mirasın nasıl harisçe talan edildiğine, büyük bir üzüntüyle tanık oldum. O, gelecekleri, büyükleri tarafından çalınmış sevgili öğrencilerimin tertemiz yüzleri geldi gözümün önüne, birer birer… İçim kan ağladı, onların aydınlık dünyalarına çöken o karanlıktaki çaresizliklerine. Ben bir çiçek bahçesinin bahçıvanıydım ve hep o, en güzel çiçekleri yetiştirdim bahçemde…. Çocuklar çiçekti benim için, her biri şiirlerimdi, mısra mısra yaşıyordum onların üzüntülerini sevinçlerini. Ama yazık ki, o nadide çiçekleri kurumaya terkedilmiş görmek, bir düşkırıklığı benim için, çünkü o bahçe, artık ayrık otlarından girilmez olmuş. Benim bahçem, benim vatanım; özledim onu her şeye rağmen…

Nazım Hikmet’i ben Türkiye’de yaşarken anlayamamıştım, daha doğrusu onu farklı koşullarda yanlış tanımıştım. Ama şimdi, yıllar sonra onu, Namık Kemal’i, Mehmet Akif’ı, Nafiz Çamlıbel’i, Yahya Kemal’i, Necip Fazıl’ı, sevgiyle kucaklayadığım gibi kucaklamak istiyorum.

Yani, önce biz onu terketmişiz; sonra o da, bizi terketti sanmışız… Aslında terkeden bizmişiz o zaman. O, bizi hiç terketmemiş ve bizi hep sevmiş…

Ne yazık ki, sesini kardeşi duymamış, ama eloğlu duymuş.

Tuhaf bir aşk benimkisi. Tıpkı Nazım’ınki gibi… Çoşkulu, ama buruk…

Belki de “Vatan Hasreti” bu olsa gerek…

(Devamı gelecek…)

Alp İçöz
Eğitimci Yazar
Copyright©ALP ICOZ 1995-2007

JOURNALTA
The Journal of Turkish Americans

MEMLEKETIMI SEVIYORUM

Memleketimi seviyorum:
Cinarlarinda kolan vurdum, hapisanelerinde yattim.
Hicbir sey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin sarkilari ve tutunu gibi.

Memleketim:
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kursun kubbeler ve fabrika bacalari
benim o kendi kendimden bile gizleyerek
sarkik biyikleri altindan gulen halkimin eseridir.

Memleketim
Memleketim ne kadar genis:
dolasmakla bitmez tukenmez gibi geliyor insana.
Edirne, Izmir, Ulukisla, Maras, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasini yalniz turkulerinden taniyorum
ve guneye
pamuk isleyenlere gitmek icin
Toroslardan bir kere olsun gecemedim diye
utaniyorum.

Memleketim:
develer, tiren, Ford arabalari ve hasta esekler,
kavak , sogut ve kirmizi toprak.

Memleketim.
Cam ormanlarini, en tatli sulari ve
dag basi gollerini seven alabalik
ve onun yarim kilolugu
pulsuz gumus derisinde kiziltilarla
Bolu'nun Abant golunde yuzer.

Memleketim:
Ankara ovasinda keciler:
kumral, ipekli, uzun kurklerin parildamasi.
Yagli, agir findigi Giresun'un
Al yanaklari mis gibi kokan Amasya Elmasi,
zeytin, incir, kavun ve renk renk salkim salkim uzumler
ve sonra kara saban
ve sonra kara sigir:
ve sonra: ileri, guzel, iyi
her seyi
hayran bir cocuk sevinci ile kabule hazir
caliskan, namuslu, yigit insanlarim
yari ac, yari tok
yari esir. . .

Nazım Hikmet

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Her ne kadar sürgün hayatı yaşamışsa da memleket hasretini yüreğinde taşımış, bunu etkili şekilde dizelerine de yansıtmıştı Nazım... Şarkılarda, belgesellerde yaşıyor dizeleri : (Sarı Zeybek Belgeselinden) Dörtnala gelip Azak Asya'dan Akdenize bir kısrak gibi uzanan bu memleket bizim Bilekler kan içinde, Dişler kenetli, Ayaklar çıplak, Ve ipek bir halıya benzeyen toprak, Bu cehennem,bu cennet bizim... Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, Ve bir orman gibi KARDEŞCESİNE, Bu hasret bizim....

Uzeyir Kadioglu 
 22.02.2007 23:48
Cevap :
Evet haklısınız Nazım Hikmet'in her şiirinde bir memleket sevdası var. Sanırım bu sevda yaşadığı vatan hasretiyle daha da ön plana çıkmış. Aynı zamanda şair olarak onun durumunu haykırışını çok iyi, anlıyorum. Can Dündar'ın yazdığı Nazım'la ilgili bir kitabı azar azar okuyorum... Rusyada kendisine yapılanlar okuyunca yüreğim parçalandı... Neyse onu yeniden keşfetmek vatan sevgisiyle hoş bir duygu... İzmir'e Selamlar...  25.02.2007 10:12
 

vatandan ayrilma sebeblerimiz farkli olmasina ragmen "Biz oglumuzun sagligini bu ulkede bulduk" hissettiklerimiz hemen ayni. Bu duygulari ayni sartlar icindekiler hissdebiliyor. Saglikla

Newyorker 
 29.01.2007 16:59
Cevap :
Çok haklısınız... Nedenler faklı gibi görünse de aslında hepimizin 'şifa' aradığı bir gerçek... Benzer şartlar içinde yaşayıp tecrübelenen insanların birbirini anlaması elbette daha kolay oluyor. İnsanın hem vatanında hem de gurbette manevi değerlerini ve olaylara insanca bakabilme bekasını koruma savaşında yalnız kalması, anavatana olan derin bağa başka bir anlam kazandırıyor. Bakıyorsunuz, o geride bıraktığınız toplum eskisinden daha da uzakta ama toprak bu işte, çekiyor. Bu ülkenin sağladığı imkanların en azından sizin evladınıza şifa getirdiğini duymak beni çok memnun etti. Bu kadar bilimin ileri olduğu bir ülkede insanların yaşamdan beklentisi de daha fazla oluyor. Eğer imkanlar varsa insanları sağlıklarına kavuşturmak insanlık onuru oluyor. Ailenize ve size sağlık ve huzur diliyorum. Saygılarımla.  01.02.2007 4:50
 

Vatan hasreti bu işte gerçekten. Ama ne biz vatanı, ne vatan bizi terkedebiliyor değil mi? Çalışmalarınızda başarılar, saygılarımla.

Beyhan BiÇKİN KOZANOGLU 
 29.01.2007 14:09
Cevap :
Beyhan Hanım, yorumunuz için teşekkür ederim. Danimarka'da güzel bir ülke bildiğim kadarıyla. Orada yıllardır yazıştığım bir kalemarkadaşım var.. Tam 24 yıldır yazıştığım bir Danimarkalı dost... İzmir, malum doğup büyüdüğümüz güzeller güzeli şehir... Ne mutlu size, ailenizle beraber bu iki güzelliği birarada yaşayabiliyorsunuz... Bu kadar uzaklardan fazla göremesek de anavatanın özlemi bambaşka... Ben de çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Saygılarımla.  01.02.2007 4:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 1662
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

"İnsan, aslinda gönül gözüyle görmeli dünyayı. Herşey, o iç dünyanin merkez olduğu kişiliğine şek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster