Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
4807
 

Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne de Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan

Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne de Türkistan, vatan büyük ve müebbet bir ülkedir Turan
 

1961-1971 yılları arasında çocukluktan ergenliğe, ergenlikten gençliğe geçiş dönemimi yaşadım. Bu dönem aynı zamanda Türkiye’nin de en çalkantılı dönemiydi. Türkiye adeta benim gibi ergenlikten gençliğe doğru yürüyordu, olgunlaşma dönemini bugün bile yaşayamadığımız gençlik dönemi çok uzun sürdü. Gençlik derken aklıma kavgacı, saldırgan ve isyankâr bir dönem gelir. Ülkem sanki hala kavgacı ve saldırgan insanlarla sarılmış gibi.

1965 yılında Süleyman Demirel milli bakiye sistemi ile seçim yapılmasına rağmen kırkbir yaşında partisini iktidara taşıdır. 450 sandalyeli mecliste büyük bir çoğunluk sağladı. O dönem meclise Türkiye’nin gerçek solcu partisi Türkiye İşçi Partisi Grup kuracak sayı ile meclise girdi, başkanı Mehmet Ali Aybar’dı. CHP’nin başında İsmet İnönü vardı, CKMP vardı, YTP vardı Ekrem Alican adlı bir siyasetçiyi tanıdık o sıralar.

Demirel’in partisi Adalet Partisi (AP) Ragıp Gümüşpala tarafından kurulmuştu, 1961 yılı seçimlerine Gümüşpala ile katılmıştı parti seçime. Babamlar yani eski DPliler 1961 seçimlerinde oy vermek için karalarını toplanarak alırlar, fısıltı ile konuşarak, AP, CKMP, YTP den hangisine oy vereceklerini tartışırlardı. Sonunda AP üzerinde karar kıldılar çünkü AP çaktırmadan DP’nin devamı olduğunu belirtiyordu, çaktırmadan çünkü darbe DP ile ilgili her şeyi yasaklamıştı. AP adayları meydanlarda DP’nin devamı olduklarını söyleyemeseler bile “gözlerimize bakın bizim kim olduğumuzu anlarsınız” diye propaganda yapıyorlardı.

Gümüşpala ölünce yerine geçecek aday konusunda çok tartışmalar yaşandı Demirel’in ısrarla mason olduğu söylenilerek yıpratılmaya çalışılıyordu. Demirel için bunun dışında “Morrison Süleyman” şekline aleyhte propaganda yapılıyordu, bir Amerikan şirketinin temsilcisi olduğu için. Taraftarları ise “barajlar kıralı” diyordu ona. Çünkü Demirel çok genç yaşta DSİ genel müdürü olmuş ve bir çok barajın yapımına karar veren mevkide çalışmıştı. Demirel’in rakibi ise Sadettin Bilgiç adlı muhafazakâr kesimin çok sevdiği biriydi.

Bu arada diğer yandan Mehmet Ali Aybar, Behice Boran, Çetin Altan gibi entelektüellerin başını çektiği bir sol hareket TİP etrafında toplanıyordu. Seçim propagandalarına “işçiler, köylüler, marabalar, ırgatlar” hitapları girmişti. Çoğumuzun önce garipsediği sonra alıştığı terimler bir anda ülkeyi sardı. O zamana kadar kimsenin hitap etmediği bir kesim bir nevi şahsiyet kazanmaya ve kimlik sahibi olmaya başlamıştı.

CHP içerisinde Bülent Ecevit adlı genç bir gazetecinin sesi yükselmeye başlamıştı ve “ortanın solu” terimi de siyasetimize bu dönemde girdi.

Dinci muhafazakârlar ise Milli Nizam Partisi (MNP) etrafında Necmettin Erbakan’ın önderliğinde İslamcılık bayrağını açıyorlardı. Milli Görüş temelleri atılıyordu.

Bu arada Türkeş sürgünden dönüp CKMP yi ele geçirdi ve MHP adıyla yeni parti oluşturdu.

Merkez sağ Demirel, merkez sol Ecevit, sol komünist Aybar, dinci- sağ Erbakan, milliyetçi sağ Türkeş ile yola çıkmıştı. Tüm fikirler kolayca tartışılıyordu.

İnsanlar kitaplar okuyorlar, gazete köşelerinde fikir tartışmaları olurken, çirkin sözler de sarf ediliyordu. Özellikle sola karşı ortak bir tepki oluşmuştu AP, MHP, MNP cephesinde daha sonra bu partiler Milliyetçi Cephe koalisyonunu oluşturacaklardı ve 12 eylüle giden yolda önemli bir kilometre taşı olacaklardı.

1961 seçimlerinde hiçbir parti tek başına iktidar olamadı. İnönü ve Gümüşpala koalisyonunda İnönü başbakan oldu. O sırada Kıbrıs olayları patlak verdi, bir doktor binbaşı Rumlar tarafından hunharca katledildi. Türk uçakları Kıbrıs semalarında uçtu, Cengiz Topel’in uçağı Rumlar tarafınadn düşürüldü, Topel şehit oldu. Türkiye tek yürek Kıbrıs mitingleri yapmaya başladı. Nato ve ABD olaylar karşısında sanki Rumlardan yana tavır koyuyordu. İnönü o günlerde tarihi sözlerinden birini söyledi, Nato’dan çıkma söylentileri vardı, bu nasıl olacaktı diye merak ederken İnönü “yeni bir dünya kurulur biz de orada yerimizi alırız” dedi.

İnönü başbakan iken Talat Aydemir ve arkadaşları iki kez darbe teşebbüsünde bulundu, İnönü sayesinde darbe başarılı olmadı ve ikinci teşebbüsten sonra Aydemir bir arkadaşı ile birlikte asıldı.

O dönemde grev ve lokavt kanunu çıktı çalıma bakanı Ecevit işçiler gözünde bir anda kahraman oldu.

Ben bu kargaşaları gazetelerden okuyup, radyodan izleyip bir anlam vermeye çalışıyordum, ergenlik çağıma doğru fikri gelişimim de oluşuyordu. “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, vatan müebbet bir ülkedir Turan” işte fikir dünyasına girişim bu kapıdan oldu. Oradan bugüne olan uzun yolculuğumda uğradığım her istasyondan bir şeyler aldım, olgunlaşmamın tarihini 1995 olarak verebilirim. Bugünkü ben 1995 yılında oldu.

Nihal Adsız, Abdullah Ziya Kozanoğlu, Enver Behnan Şapolyo   o dönemdeki hayatımın kahramanlarını oluşturdular. Onlarca kitabını okudum bu üç yazarın. Türkeli dergisine “bir gün güneş hür doğacak Tanrı dağlarının ardından” şeklide başlayan bir şiir gönderdim yayımlandı. Yayımlandığı sayıyı uzun süre bir liyakat madalyası gibi sakladım ve yakınlarıma gösterdim.

Okulda çalışkan, fikirde cevval biri olarak Kırıkkale ülkücü camiasında sevilen sayılan biri oldum. Babamla tartışmalarım başladı onüç, ondört yaşlarımda babam milliyetçi olmamdan hoşlanmakla birlikte sokaklarda bir şeye katılıp başıma bir şey gelmesinden endişe ediyordu. Turancilik fikrinin başıma iş açacağından korkuyordu.

Süleyman Demirel 1965 Ekiminde tek başına iktidar oldu. O yıl ekim ayında komşumuzun bir kız çocuğu oldu ebcet hesabı gibi doğum gününü anımsasın diye kızın adını Ece Seçil koydular. Seçim sonuçları tüm DPlileri sevindirdi bayram ettiler. Menderes ve arkadaşları asıldığında göbek attığı iddia edilen evlerin önünde göbekler atıldı halaylar çekildi. Yanlış anımsamıyorsam MHP Adana’dan Türkeş’i meclise soktu.

1961 Eylülü Menderes’in asıldığı aydı dört yıl sonra adeta  halk bu duruma tepkisini sandıkta göstermişti.

Cemal Gürsel’in yani cumhurbaşkanının Demirel’e başbakanlık görevini verip vermeyeceği konuşuluyordu. Hala darbenin etkisi vardı Türkiye üzerinde. Ama birilerinin beklediği olmadı Demirel’e görev verildi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Bunun cevabı yazının başlığında" diyorsanız, o zaman selamlar olsun gönüldaşım. Önceki yorumumu geri aldım. Özür.

S Zobu 
 24.03.2012 12:23
Cevap :
Değerli kardeşim yaşamımın anılarını yazmayı sürdüreceğim, ama kısaca bir yanıt vereyim bir ideoloji seçmek zorunlu olsaydı ve ideolojisi olmayanları hapse atsalardı ben Turancı olmayı nyeğlerdim, saygılarımla  26.03.2012 10:12
 

Oğuzkan Bey, Yazınızda sanki yarım kalan bir şeyler var gibi. Ben mi yanılıyorum yaksa? "...olgunlaşmamın tarihini 1995 olarak verebilirim. Bu günkü ben 1995 te oldu" diyorsunuz. Biraz daha açıklık getirseydiniz keşke. Bu gün siz fikri olarak nesiniz? Ben yazınızda bunu aradım ama bulamadım. Sevgi ve saygılarımla...

S Zobu 
 24.03.2012 12:21
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 314
Toplam yorum
: 710
Toplam mesaj
: 93
Ort. okunma sayısı
: 1128
Kayıt tarihi
: 04.12.06
 
 

Nükleer fizik doktoru, şiir yazmaya çalışıyor, kalite yönetim sistemleri danışmanı, öykü deneme yaza..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster