Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Prof Dr İrfan Serdar Arda

http://blog.milliyet.com.tr/driserdararda

20 Temmuz '19

 
Kategori
Bilim
Okunma Sayısı
67
 

Vay be! 50 Yıl Geçmiş..

Yıl 1969, aylardan Temmuz ve günlerden 20! Ankara'da, teyzemin evinde, siyah beyaz televizyondan karlı görüntüler altında uzay aracının aya inişini soluğumu tutarak izliyorum.. Çocukluk hali.. Karanlıkların içinde ayda neyle karşılaşılacağını bilememe üzerine üretilmiş bir dolu öykünün yarattığı korkuyla merakın birbirine karıştığı anlar.. Uzay aracı aya indiğinde bir anda çevresini uzaylılar sarabilir ve bizim astronotları esir alabilirler.. Uzun bir bekleyişten sonra araç aya sorunsuz iniyor.. Her yer sessiz.. Çevrede gelen giden, uzay aracını saran, tek gözlü çok kollu yaratıklardan eser yok.. İçimde bir ferahlama var ama daha tam değil.. Şimdi ilk astronot dışarı çıkacak ve aya adım atacak.. Onun meraklı bekleyişi ile derinden gelen İngilizce konuşmalar sarmaşdolaş odayı esir almış durumda.. Çıt yok! Televizyona kilitlenmiş durumdayım.. Birazdan uzay aracının kapısı açılıyor ve astronot merdivenlerden inerek adımını ay yüzeyine atıyor, ardından zıplayarak yürümeye başlıyor.. Alkış sesiyle irkilip kendime geliyorum.. Televizyonda yer kontrol merkezindekilerin alkışlarına bizim alkışlarımız eşlik ediyor..

50 yıl önce bu ana tanık oldum.. İlkokulda küme çalışmalarında uzay konusu geldiğinde her zaman en öndeydim.. Tüm Apollo seferlerini ve mürettebatını ezbere biliyordum.. Apollo 11 ise içlerinde en ayrıcalıklı olanıydı. Neil Armstrong, Micheal Collins ve Edwin Aldrin.. Apollo 11 mürettabatı.. Bunlar, sanırım öğrendiğim ilk İngilizce isimlerdi aynı zamanda.. Ardından, Kaptan Kirk ile Uzay Yolu dizileri geldi.. Televizyona en yakın yerde ve neredeyse dünyadan kopup adeta ekibin bir elemanıymış gibi seyrederdim her bölümünü dizinin.. Doğal olarak oyunlarımızın da bir parçasıydı uzay gemileri, uzaylılarla savaş ve gökyüzünün uçsuz bucaksızlığı.. Rize'de, evimizin balkonunda gece gökyüzüne baktığımda yıldızları sayarken arasında kaybolduğum çok zamanlar olmuştur.. O zamanlar gazetelerin verdiği ansiklopediler biricik bilgi kaynağımdı gökyüzünü öğrenebilmek için.. Büyükbabamın Çanakkale Savaşından kalma dürbünü ile açık havalarda aydaki kraterleri görebiliyordum.. Balkonun demirlerinden destek alarak elimin titremesini engelleyip görebildiğim kadar uzaktaki yıldızlara kadar uzanabiliyordum.. O dönemde Erich von Daniken ile tanıştım! "Tanrıların Arabaları" ile uzaylıların dünyamızı ziyaret etmiş olabilecekleri düşüncesine tam inanıyorken karşıt kitapları okuyarak kafamdaki soru işaretlerini azalttım, ancak sorular tümüyle kaybolmadı.. İmdadıma Bilim ve Teknik dergisi yetişti.. Oradaki güncel astronomi bilgileri düşüncelerimin daha olgunlaşmasını ve güncelleşmesini sağladı.. Ardından Tıp Fakültesi gelince, uzay bensiz kaldı!!

Benim çağımın şöyle bir özelliği var: Lambalı radyolardan Spotify'a dek tüm gelişmelere bizzat tanık olduk.. Ben bunu şu açıdan çok önemsiyorum.. Bir çalışmada, 17. yüzyıla dek bilimde elde edilen ilerlemeler 1 birim olarak kabul edilirse, 18-19. yüzyılda bu 20, 20. yüzyılda da 50 olmuş.. 21. yüzyılın tahmini ise 200! Bizler, sanki yavaştan ivmelenen bir aracın koltuğunda oturarak bu gelişmelere tanık olduk.. Bizden sonrakiler ise, hızdan, belki de bazı şeyleri göremeyecekler bile! Benim çağım geçmişe daha çok hakim, geleceğin ise büyük olasılıkla geçmişle bir ilgisi olmayacak.. Torunlarımız bizim yaşımıza gelince, fotoğraflarımıza baktıklarında kullandığımız aygıtları tanımayacaklar bile.. Tıp Öğrencileri Birliği'nin bir toplantısında "teksir makinası" nedir diye sordum, kimseden ses çıkmadı! Düşünebiliyor musunuz, torunlarımıza jetonlu telefonu anlatmak için yapabileceğimiz tek şey geçmişe yolculuk olabilir, başka bir yolu yok! Apollo 11'in aya inişinden bu yana geçilen 50 yılda artık ay bırakıldı, Mars ve Venüs geçildi, samanyolunun dışına çıkılıyor.. Ama size komik birşey söyliyim! Bazı yıldızların ışığını biz daha yeni görüyoruz.. Yani, milyonlarca milyonlarca dünya zamanı ötesinden gelen ışıkları.. Belki de o yıldız artık yok! Daha da komik birşey, Apollo 11'in ayda bıraktığı plaketin üzerindeki tarih MS 1969.. Kime göre milattan sonra!! Zaman öylesine bir kavram ki, hele de kuantum içine girildiğinde, eğip bükerseniz geçmişte kendinizi bile görebiliyorsunuz..

Google, Apollo 11'in aya inişinin 50. yılı ile ilgili bir doodle yapmış.. Seyrederken o anları anımsadım.. 50. yılı görünce ise, şöyle bir irkildim.. Yarım yüzyıl! Az buz değil.. Zamanın -su gibi akışı- içinde geriye dönerken, "aynı suda iki kez yıkanılmaz" diyen Herakleitos'a göz kırparak bir selam gönderiyorum..

@driserdararda

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 59
Toplam yorum
: 11
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 14735
Kayıt tarihi
: 02.03.13
 
 

Prof. Dr., Çocuk Cerrahisi Uzmanı...   "Çocuk Cerrahisi", çocuklarda tedavisinde cerrahi yöntem g..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster