Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Kasım '14

 
Kategori
Pazarlama
Okunma Sayısı
670
 

Ve Lucifer, “Daha nereye kadar?” dedi !

Ve Lucifer, “Daha nereye kadar?” dedi !
 

Benzin fiyatlarının moral sınırını aşmamasına dikkat ediliyor! Nedir o sınır: 5 lira. Dizel de olsa şehir içinde 5 litreden az yakan araç yok! Şimdilerde daha çok hibrit araba görüyorum sokaklarda; ama yeterli değil. Bisiklete alışmaları da zor bizim maçoların!

Çevremdekiler tarafından sık sık “Her şeyi görme, insanlara bulaşma!” konusunda tembihlenmeme rağmen içimdeki Doğrucu Davut’a söz geçirmek mümkün olmuyor!

Aracımın benzinini hep aynı benzinciden alırım gibi bir takıntım yok çünkü artık tüm akaryakıt istasyonlarında aynı “yakıt” satılıyor! İçeriğindeki kükürt, benzen, olefinler, aromatikler, eterler, metanol, etanol, izopropil alkol, izobütil alkolden sonra da “benzin” demek ne kadar doğru emin değilim! Ben -dilimize Fransızcadan geçen- “benzin” kelimesine Türkçe karşılık da buldum: Götürgeç Suyu!

Girdiğim istasyonda pompaların başında kimse görünmüyordu! Kornaya basınca çıktı yaşlıca biri sıcak odasından. Birkaç günlük sakalı, yorgun gözleri, yağlı-lekeli üniforması ve siperliği kaymış şapkasıyla işini, günü, saati ve belki de neden keyfini bozduğumu sorgular gibiydi.

“Hoop!! Dizel değil dayı, 97 doldur!”

O sırada iki pompa arasındaki billboard reklamı dikkatimi çekti.

PB Ultra Dizelle 52 km’ye kadar daha fazla yol !

Tepem attı tabii. Lucifer da ensemde boza pişiriyor, durma giriş diye! E dostlara söz verdim! Garibim pompacının da neyine yükleneceğim! Hırsımdan dudaklarımı ısırarak içeri girdim ödeme yapmaya! Siz deyin 42” ben diyeyim 47” TV’de de aynı reklamın filmi dönüyordu!

Temiz aile çocuğu popstar’ımız baş rolde! İstasyon deseniz bal dök yala, pompacıların üniformaları jilet gibi ütülü, bir de yakışıklı gençler ki otuz iki diş İpana beyazı:) Neyse, bizim popstar ultra dizelini alıyor ve pompacılar da ona sarılıp ağlaşıyorlar! Güya çok ekonomik ya kim bilir bir daha ne zaman gelirmiş diye arkasından ağıtlar yakıyorlar!

Yaklaşan fırtınayı sezen Lucifer toz oldu!

“Kardeş, buranın bir müdürü var mı?”

“Sorumlu benim abi, ne vardı?”

“Kardeş, hangi depoyla 52 km daha fazla yol? Depo var 40 lt, depo var 80 lt; araba var 1.2 dizel, araba var 4.0 dizel. Siz bu testi hangi araçla kaç litrelik depoyla yaptınız? Mukayese ettiğiniz diğer yakıt hangi firmanındı yani hangi markaya göre bu ekonomiyi sağladınız? Yok, kendi eski dizelinize göreyse, onun az ya da çok yaktığının testini nasıl ve ne zaman yapmıştınız?”

Elbette ki verecek cevabı yoktu! Kaç kişi ona böyle sorular sorardı ki. Reklamı gören on kişiden dokuzu “Ultra,” “52 km” ve “daha fazla” kelimelerine odaklanır, büyük coşkuyla yakıtını alırdı. “’e kadar”ı es geçen algı zafiyeti o reklamın şunu da dediğini gizlerdi: PB Ultra Dizelle hiç ekonomi sağlayamayabilirsiniz!

O sinirle çıkarken kapı kenarındaki reklam broşüründen aldım!

CAXPower SM-800 Motor Yağı

- %10'a kadar güç artışı meydana gelir. (Yani, hiç güç artışı olmayabilir!)

- Yağ ömrünü %100'e kadar uzatır. (Yani, yağ ömrünü hiç uzatmayabilir!)

- %30'a kadar CO2 egzoz emisyonunda düşme sağlar. (Yani, egzoz emisyonunda hiç düşme sağlamayabilir!)

Ve bu değerlerin doğruluğunu kim kontrol eder? "Yeni aldığım yağla %6.35 güç artışı, egzoz emisyonunda %17.43 düşme sağladım. Ömrü de %78.34 uzadı." diyenimiz var mıdır?

Pompacıya slip kopyasını verdim, elini sıktım!

Şaşırdı, arkamdan el salladı. Bence reklam filmi böyle olmalıydı.

Eve dönünce -yazdan sotaladığı kavunları rakısına meze yapmaya başlayan- Yorgo Dayı’ya anlattım olanları. Uzun yıllara dayanan dostluğumuz onunla en verimli fikir alışverişlerinin ikinci duble itibarıyla yapılabildiğini öğretti.

“Neden Avrupa Birliği’ne giremediğinizi anladın mı? Yukarı çıkınca kullandığın şampuanın üzerini de oku!” dedi.

Okudum!

Düzenli kullanımda gözle görünen kepeği %100'e kadar önler !

Tabii ki bizim saftirik insanımız sadece “kepek” ve “%100” kelimelerini algılar! Oysa bu cümle “Kepeği önleyemeyebilir.” anlamı da taşımaktadır! Şampuanı “düzenli” kullanacaksınız (hep alın ki satışları artsın) ve “gözle görünen” kepeği yani kafa derisinden ayrılmış, saç üzerine çıkmış kepeği "%100’e kadar" yani %1 de önleyebilir:) Bu reklamda vurgulanan, kafa derisindeki kabuklanmayı engellediği midir yoksa kepekli saçı iyi yıkadığı mı belli değil. Bre cİngÖzler, üst değer vereceğinize sıkıysa alt değer versenize!!

Kimin ne zaman aldığından emin olmadığım şampuanı fırlatıp attım tabii ve bir bilenin dediğine geldim: En iyisi doğal defne sabunu!

Aşağıya indiğimde üçüncü kadehindeydi dayı. İrice bir peynir parçasını ağzına atarken televizyonu işaret etti parmağıyla!

Bairy daha soğuk suda bile (25°) ne derece güçlü bir bulaşık deterjanı olduğunu gösteriyor! 2 ton kavurmanın yağını tek başına çıkarıyor! diyordu sarışın sanatçımız!

Bi gıdım da ben içsem Cabernet küsmezdi herhalde!

Neden her Allah’ın günü bu cİngÖzler tarafından aptal yerine konulmalıyız? Çoğunlukla şeytanlığa erse de aklımız, biz kafası çalışan bir milletiz! Şu reklamı izleyip de o deterjanı alanlar kim?

Avcı kelimeler: “Soğuk su,” “2 ton.” ve “Kavurma yağı.”

Elle bulaşık yıkamada suyun sıcaklığı 40° civarındadır. Daha soğuk yıkama derecesi 25°’e neden gerek vardır ve nasıl ayarlanır? Ayrıca, 25° su soğuk değildir! “Daha soğuk suda” diyerek deterjanın gücüne dikkat çekilmektedir oysa 25° pratikte kullanımı olmayan bir yıkama sıcaklığıdır! Aslında o reklamda söylenmesi gereken, “Bairy, normal çeşme suyunda (15°)   bile ne derece güçlü bir bulaşık deterjanı olduğunu gösteriyor.”dur da -hijyen ve dezenfeksiyon açısından- günümüz bulaşık makineleri 65°'de yıkayıp 85°'de durularken deterjan reklamlarında "soğuk suda yıkama becerisi"nin vurgulanması garip değil midir?   Daha da ilginci, 2 ton kavurmanın yağını tek başına çıkarması neden önemlidir ve böbürlenilmelidir? “Tek başına”dan kasıt “Destek olarak başka marka deterjan da kullanılmadı." mıdır yoksa “Tencereye, tabağa döktük Bairy’i; fırçaya, süngere gerek kalmadan süzülüp gitti yağlar.” mı? Hangi kadın “Bu deterjan 2 ton kavurmanın yağını tek başına çıkardı.” diyerek bulaşık deterjanı almaktadır? Bu tonajın eve uyarlaması nedir? Kaç evde hangi sıklıkta kaç kilo et kavrulmaktadır? Ve kırk sene önce analarımız bakır tencerede et kavururken "Keşke Bairy olsaydı.” mı demiştir?

Angel Anne’nin bulaşıkları makineye dizmesine yardımcı oldum ve büyüklerimi yanaklarından öpüp yattım.

Maviden nefret eden ben Antalya’nın koyu gri bulutlarını, delice yağan yağmurlarını seviyorum! Cadde boyunca ağaçlar da turunçlandı ki kış boyu sürecek görsel şölen başladı. İstanbul’un çıldırtıcı trafiği, hiç susmayan kornaları, durmayan insan seli kesinlikle ömrü kısaltıyor ve birkaç günlüğüne dahi Antalya’da olmak ruhu inanılmaz motive ediyor!

Sabah yürüyüşümü yapıp eve döndüğümde Angel Anne ile doğal yaşam uzmanımız kahvaltıyı hazırlamışlardı. Çöp kutusundaki şampuanı kimse sormadı. Kahvaltıdan sonra Kazım Özalp Caddesi’ndeki Clemantine Sabun, Bn Justine ziyaret edilecek, defne sabunu alınacaktı:)

Gazetelere göz atıyordum ki telefonum çaldı.

“Ata Bey günaydın, sizi SafSaf Turizm’den arıyorum! Biz çarşamba ve cumartesi günleri -2014 model Mercedes otobüsümüzle- Safranbolu’ya günübirlik tur düzenliyoruz. Araç içi ikramlarımız, sürpriz hediyelerimiz, öğle yemeği, rehberli doğa yürüyüşü ve ulaşım dahil sadece 80 lira. İkinci kişi itibarıyla %25 indirimli. Sizi ve yakınlarınızı da aramızda görmek isteriz.”

Tanımadığım bir numaradan arayan kişi bana ismimle hitap ederse şaşırmıyorum artık! Çünkü kişisel bilgilerimiz ortalıkta dolaşıyor ve zaten esir alınmışız!   (Ve Lucifer, “Ya akıl ya keramet.” dedi.)

"E güzelmiş de ekibi toparlayıp tarih belirlememiz lazım. Sizin ofisiniz nerede?”

“Biz telefonla çalışıyoruz, ofisimiz yok! O nedenle fiyatlarımız çok uygun.”

“!.. Peki, ödemeyi nasıl yapacağım?”

“Siz şimdi bana kredi kartı numaranızı, son kullanma tarihini ve arkasındaki güvenlik numarasını veriyorsunuz; böylece biletinizi almış oluyorsunuz!”

“İyi de anlattıklarınızın doğruluğundan, otobüsün geleceğinden nasıl emin olacağım? Ayrıca, kart bilgilerimi size verirsem istediğiniz kadar para çekebilirsiniz!”

“Ata Bey, biz bu turu aylardır yapıyoruz, memnun olmayan müşterimiz yok! Elhamdülillah müslümanız! Güveninizi kazanmak için de ücretimizi size 50 lira yapalım; ama diğer yolculara söylemeyin! Hazır açmışken alayım ben kart bilgilerinizi...”

Oy Asiye Asiye
Tütün goydum kesiye

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Şu reklamlar çığırından çıktı artık Ata Kemal Bey. İnsanları resmen kandırıyorlar. Televizyonlarda zap yapardık, şimdi telefonlarımızı da ele geçirdiler. Kaçarı yok. Ne yapacağımzı şaşırdık. Kredi kartı bilgilerinin istenmesi de daha üst sınır. Çok uyanık olmak lazım, çok...Selamlar, mutlu kalın...

Ayşegül HAYVAR 
 22.11.2014 23:56
Cevap :
Ben hiç kimsenin televizyonlardaki reklam kirliliğine esir olduğunu sanmıyorum! Reklam başladı mı herkes evin bir köşesinde başka işe koşuyor! Reklamverenlere yazık:( İzlesen, hepsi insanları kandırmaya yönelik:( Ben telefonumu kısa mesajlara tamamen kapattım! Bıktım boyacılardan, pazarlamacılardan! Kredi kartı zaten cepteki bomba ve olmayan paranın harcanması. Çok dikkatli kullanılması ve detaylarının kimseye verilmemesi gerekir hele ki telefonda! Teşekkür ederim Ayşegül Hn, sevgiler.  23.11.2014 12:42
 

Ağır bir yük gibi dursa de sırtımızda yaşam yine de onu huzurlu ve mutluca yaşamaya bakmalı inadına insan.Kurnaz,ahlaksız ve bencil,çıkar düşkünlerinin iş tuttuğu bizim gibi ülkelerin kurtuşuşu zor çünkü.Ne zaman ki akla düşünmeyi öğretebilirsek o zaman belki de bir ucundan tutularak yavaş yavaş da olsa gelecek nesilleri bu musibetlerden korumak için bir yatırım yapmış oluruz.Bu soylu hizmeti de yapacak olan Milli Eğitim'dir.Eh,uykusundan uyanacak halkımız doğru düzgün insanları yönetime getirse tabiki...Zevkle kendini okuttu yazınız Ata Kemal Şahin bey dostum.Elinize sağlık.Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 20.11.2014 22:04
Cevap :
Nedense “Şark Tüccarı” denir de “Garp Tüccarı” denmez! 30-40 sene önce böyle değildi ülke! Bilgisayar ve internetin yaygınlaşmasıyla gözler açıldı ve genlerimizdeki cİngÖzlükle teknoloji sinerji yarattı ve insanlar kolay para kazanır oldu. %3 emekli maaşı zammıyla yaşamda nasıl tutunacağını düşünen emekli Raif Amca da bu rezil avcılara kolay yem oldu:( Ben gelecek için ümitlerimi çoktan yitirdim dostum. Allah çocuklarımızı korusun. Teşekkürler, sevgiler.  21.11.2014 12:22
 

Cingözlük de ayağa düşürüldü. Telefonda, internette hipnotize olmuş zömbi gibi parasını pulunu teslim edenlere 'Lucifer' sadece güler geçer...

Muharrem Soyek 
 20.11.2014 19:07
Cevap :
İnsanlığın her dönemimde "kolay para" cazip gelmiştir ve kandırılacak insan her zaman vardır. Cezaların ağırlaştırılmasıyla cİngÖzler engellenebilir belki. Teşekkürler, sevgiler.  21.11.2014 12:09
 

Gördüğümüz gerçekler, resmen gözümüze sokulmuş gerçekler. Fakat şu da bir gerçek ki-yani seksen milyonda bir gerçek olma ihtimali- dövünmekten başka bir şey yapamıyoruz. Umarım bir gün Atatürk'ün hedeflediği dönüşümü gerçekleştirebilirız bu ülkede... Umarım... Sevgi ve Saygı ile

ERIC VAN BUYTEN 
 20.11.2014 1:39
Cevap :
Öyle de kaç kişi görüyor, itiraz ediyor, hoop diyor ki? Kimi, firma adına güvendiği için, kimi kolay para kazandığı için kimi de görmediği için iplerini cİngÖzlerin eline veriyor! Beni arayan çakma turizmcinin ismimle hitap etmesi -ne halde olduğumuza- güzel bir örnektir! Büyük Atatürk'ü anlayabilmek büyük mutluluk, yolunda yürümek vatan görevidir. Teşekkürler, sevgiler.  21.11.2014 8:22
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8320
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1146
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster