Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Eylül '12

 
Kategori
Resim
Okunma Sayısı
290
 

Ve Tempera sınırlarından kurtuldu

Ve Tempera sınırlarından kurtuldu
 

(Setenay Özbek resimlerinde yolculuk)

İmgeyi düşündü benliğinden çıkarken Ses A

Ses A : “Uzun uzun bakmalıyız toprağa, suya, havaya, ateşe

yeşile kırmızıya maviye…

Başlarını özgürlük kokan papatyalara uzatmış mavilere…

Güneş batmayacak asla

Aşkla yoğrulmuş ışıklarda…”

Söylenceye göre bir kristal kavanozun içine hapsolmuştur en uzun kanatlı anka kuşu. Kuşlar tanrıçası bir gün onu özgürlüğüne kavuşturmaya karar verir. O gün ressamın saf çocukluğunu arama yolculuğuna çıktığı gündür.

Bir kristal kavanozdur evren ve içses çıktığı yolculukta bu kavanozu delecek imgeyi fırlatır. Kavanoz parçalanmıştır artık ve içinde demlendirdiği ışığı her bir parçasında renklerine ayrıştırarak evrene en uzun kanatlı kuşun tüylerinden yayar. İmgenin diğer evrenlerle alegori kurma isteği, bir yandan kendi renklerini kromasını kırmadan yüzeyde sunarken öte yandan henüz tanımlanmamış dış evrenlerdeki renkleri de kendi evrenine çağırır. 

İç konuşmaların gölgede beyaz aradığı noktadan imge, çığlığın o büyülü ihtişamıyla yarılır Setenay Özbek resimlerinde. Bu çığlık ölüm değil olanaklara gebe bir çığlıktır. Form çok soyutlanmıştır ve çekiciliği o kadar açık, doğurgan ve doğrudandır. Evrenini arınmak uğruna kendinde arayan bir destandır Setenay’ın resimleri. Bu arınmada içindeki kendinden dünyayı arayışta duraklarda durur ve sorgulamak için bu duraklardan bize seslenir.

Ve gerçekte onun sanatı politik olmaktan çok evrenseldir. Düşey ya da yatay akan arka planlarla kaynaşıp yüzeye aynı şiddette çekilen figürler rolünü almıştır ait oldukları evrenlerinde, canlı renkler izleyiciyi bir yandan kışkırtıcı sıcaklığıyla içine alırken öte yandan ait olduğu çemberin dışına fırlatır.

İkonaklast gelenekteki figürler yoktur ve  buna bir zorunluluk da yok…

Boyanın tuval üzerinde tüpten çıkıştaki canlılığını koruması kromasının eksilmemesi, kırılmaması ve çarpıcılığı Sartre’nin varoluşçuluk anlayışıyla bağdaşabilir. Boya asla başka bir renk tarafından bile olsa kirletilmemiştir. Çocukluktaki saflığı saydamlığı korur.

Bir renk diğerinin elinden tutar birbirini sürüklemeyi bilir ve onu kendi yalnızlığından ve sınırlarından kurtarır… Bazen de figür renklerin tutamadığı yere sürüklenir…Bu sürüklenmelerin şiddeti en uzun kanatlı kuşların tüylerini ısıtacak naifliktedir.

Setenay Özbek’in renk ve yoğun imge coşkusunu yakın bulurum Sandro Chia’nın resimlerindeki coşkuyla, her ne kadar Chia’nın resimlerinde figürler daha belirgin hatlarıyla yer almış olsalar da. Üçüncü ve dördüncü boyut Setenay’ın resimlerinde ilk bakışta yüzeye çekilen parlak renk şiddetiyle ikinci boyutmuş gibi algılanır. İzleyicinin resmin içine gireceği bir tek ışık ya da parlaklıktan ziyade, çok kapılı ve kromaca zengin başlangıç alanlarıyla yolculuğunu sürdüreceği labirentler ve farklı çıkış kapıları vardır. Dışavurum anlık heyecan, öfke, sevinç, acı, gibi insana dair pek çok duygu durumunun enerji boşalımı biçimde dışarı çıkarken ulaşılan o saf çocukluktan renkler söküle söküle akmıştır zamanın ve mekanın içine. Anlık zaman ve mekan boyutundan evrensel zaman ve mekan boyutuna geçerken zaman da sabit bir kavram olmaktan kurtulur. Resimlerde imlenen figürler hem ait oldukları mekana sıkı sıkıya tutunmuş gibidirler hem de bir çocuk kahkahasıyla oradan fırlayacakmış gibidirler. Bu evrenler arası mekansal ve zamansal geçişler; aidiyetsizlik ya da göçebe olmayı da imler. Varlıklar özgür olmalıdır ve evren bütün varlıklara aittir. Elbette bu geçişler bir mutluluk havuzunda yıkanıp güneşe çıkmak kadar kolay değildir.

Diğer yandan izleyici bir kuş cennetinin içine düşmüşçesine en uzun kanatlı kuşun kanadından resmin içine girip, aynadaki yansımasından geri çıkabilir, bu eylem ressamın içindeki renkleri çocukluğuna akan imbikten sağaltıp temperadaki en uzun kanatlı kuşun tüyleri arasından geçirip tekrar yüzeye çekmesiyle örtüşür. Yani ressamın içsel devinimini tuvale aktarırken yaşadığı döngü izleyicide kendi benliğinden evrene bakabilme etkisini sirayet ettirir. Bir diğer anlamda da resmin yapılış süreci ve serüveninin, izlenme sürecinde de devam etmesini sağlayarak söyleyeceği sözü pekiştirir Setenay.

Bir diğer yandan Setenay’ın resimlerinde figürler kendi yörüngesinden fırlamak isteyen elektronlar gibidir. Fırladıklarında belki bilinen güvenli yörüngelerinden sapma tehlikesi olsa da bilinmeyene duyulan merak kaygıyla kemirse de benliği bu istek artan ivmeyle şiddetlenmekte ve kasıp kavurmaktadır.

Geometrik kurgu içten içe mavinin içinde seyrek uzanan kızıllık gibi bütün ağırlığıyla hissedilir. Dörtgenlerin egemen olduğu geometrik düzenlemelerden oluşan bütün planlar, içeride üçgenlerden oluşan ayrıntıların dairesel devinimleriyle geometrik dengeyi kurar. M.C.Escher’in kökünü sapladığı topraktan (zeminden) başını kaldırıp kımıldayan siyah beyaz reel figürleri, Setenay’ın resimlerinde, göğü delen figürler olarak karşımıza çıkar çok renkli ve daha fazla soyutlanarak…

Gerçekler iç içe geçer…

Çocuk kendi gövdesinden oyduğu kemanını çıkardı

İçindeki ezgileri görkemli bir edayla göğe savururdu

Her yeri kaplayan ezgi direnci ve aşkı yere serip genişledi…

Ses A :“Eylemi baştan çıkarma… ve türü çoğaltan baştan çıkarma bu…”

Gitti çocuk güneşin tam göbeğine oturdu.

Atlar ve kuşlar ne güzel özgürlüktü…

Ses A : “Muamma olmaktan çıkan aşk…”

Ve fırça çogalttıkça çoğalttı, kimse yokken bir gece vakti oluştu bunlar…

ve resim temperadan, tempera sınırlarından kurtuldu…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 84
Toplam yorum
: 42
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 590
Kayıt tarihi
: 05.03.09
 
 

Konya Akşehir doğumluyum. Selçuk Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, İnşaat Mühendisliğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster