Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1155
 

Vefatının 16. yılında Başbuğ Alparslan Türkeş

Vefatının 16. yılında Başbuğ Alparslan Türkeş
 

7 asır önce 400 çadırlık bir Türkmen aşiretinin kısa zaman içerisinde dünyaya hükmetmesini sağlayan iman ve ahlak anlayışını “ülkü” edinerek, Türk milletini çağlar ötesine taşımayı şiar edinen milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş 1917 yılı Kasım ayında Lefkoşa’nın Haydarpaşa mahallesinde dünyaya geldi. Babası Ahmet Hamdi Bey, aslen Kayseri-Pınarbaşı’na bağlı Köşkerli köyü çevresinde yaşayan ve Avşar boyundan gelen Koyunoğlu sülalesine mensup olup, ailesi 1860’da Kıbrıs’a göç etmiştir.

Annesi Fatma Zehra Hanım ve babası Ahmet Hamdi Bey, Ali Arslan adını verdikleri küçük Alp Arslan’ı 1921’de henüz 4 yaşında iken Lefkoşa’da ki Sarayönü Sıbyan Mektebine kaydettirirler. Ali Arslan’ın çocukluk yılları, Kıbrıslı Türkler için baskıların ve zulümlerin her gün biraz daha artarak devam ettiği zamanlardır. Ada’da İngilizler hâkim görünüyorsa da, Rumlar tarafından bilinçli olarak Türklere yapılan tacizlere ses çıkarmayan ve görmemezlikten gelen İngiltere, Ada’nın tamamen Rumların yaşadığı bir yer olmasını istemektedir.

20. yüzyılın ilk çeyreğinde Türkler aleyhinde meydana gelen çeşitli hadiseler sonucu Kıbrıs Türkleri arasında milli uyanış başlamış, milliyetçi söylemler yayılmıştır. Türkçe eğitim veren okula devam eden Ali Arslan, muallim Osman Zeki Bey’den; esaret altında milyonlarca Türk’ün yaşadığını ve bağımsız Türkiye’nin kurulduğunu öğrenir. Talebesindeki mertliği ve yiğitliği sezen Muallim Osman Zeki Bey, “senin adın Alparslan olsun, Sultan Alp Arslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek yeni adını verir.

İngiliz işgalinin Türkler üzerinde oluşturduğu esaret havasına alışamayan Türkler anavatana göç etmeye başlarlar. Hürriyet özlemi ve esaret altında yaşayan bütün Türklerin kendi devletlerini kurup, adı Turan olan büyük bir devlet çatısı altında yaşama isteği, Ahmet Hamdi Bey ve genç Alparslan’ın en büyük özlemi olduğundan, Kıbrıs’ta bulunan evlerini satarak 1933 yılında Türk dünyasının manevi payitahtı İstanbul’a gelirler.

Türk êllerinin esaret altından kurtarılması için yapılacak en iyi görevin asker olmaktan geçtiğini bilen Alparslan, İstanbul’a geldiği yıl Kuleli Askeri Lisesine kayıt olur. 1936’da askeri liseyi Asteğmen rütbesi ile bitiren Alparslan Türkeş, lise yıllarında okuduğu Hüseyin Nihal Atsız’ın yazıları ve şiirleri, zaten ruhunun derinliklerinde var olan Turan sevdasını daha da yükseltmiş, Atsız ile aralarında mektuplaşma başlamıştır.

Zeki Velidi Togan, Reha Oğuz Türkan, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi vatanperver aydınlar Alparslan Türkeş’in etkilendiği ve severek okuduğu yazarların başında geliyor, henüz gençlik döneminde olan Turan ülküsü davası Türkeş ile beraber şekillenerek yükselmeye başlıyordu. Turan davasının geniş kitlelere yayılmasındaki en büyük etkenin de beş bin yıllık Türk yurdu olan Türkistan’ın, Rus ve Çinliler tarafından bütün dünyanın gözü önünde yağmalanarak talan edilmesinden kaynaklanan milli refleksti.

1938’de Harbiye’den teğmen rütbesi ile mezun olduktan sonra vazife amaçlı gittiği Isparta’da 1940 yılında Isparta’da Muzaffer Hanım ile evlenen Türkeş’in bu evliliğinden Ayzıt, Umay, Selcen, Sevenbige ve Yıldırım Tuğrul adında beş evladı dünyaya gelir. Alparslan Türkeş’in teğmen rütbesi ile Türk ordusunda göreve başladığı yıllar Türkiye’nin şekillendirilmeye başlandığı, dünyanın da ikinci bir cihan savaşına sahne olduğu tarihlerdir.

İkinci Dünya Savaşının seyrine göre taraf değiştiren Türk hükümeti, harbin sonlarına doğru savaşta üstünlük sağlayan Sovyetlerin güdümüne girmiş, Rusların isteği üzerine Türkiye’de Komünizme yakın bürokratlar kilit noktalara atanırken, dış Türklerden bahsetmek ve “Türk” kelimesini telaffuz etmek neredeyse yasaklanır hale gelmiştir. Hükümetin ve Reis-i Cumhur İsmet İnönü’nün Türklük karşıtı beyanatları karşısında sessiz kalamayan Türk milletinin seçkin evlatları 3 Mayıs 1944 günü Türkiye’yi Sovyetleştirmek isteyen karanlık güçlere dur diyeceklerdir.

Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkan, Necdet Sancar, Said Bilgiç, Osman Yüksel Serdengeçti, Mehmet Irmak, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Zeki Velidi Togan, Üsteğmen Alparslan Türkeş ve yüzlerce milliyetçi tabutluklarda vatana hizmet etmenin bedelini öderler. Irkçılık-Turancılık suçlamasıyla sorgusuz sualsiz 6 ay hücrede tutulduktan sonra mahkemeye çıkarılan Türkeş’e yöneltilen suçlama “vatan hainliğidir”. Hükümetin savcısına tokat gibi cevap veren Türkeş; “Ben yeryüzünde her şeyden çok vatanımı ve milletimi severim” diye haykırır. Bu işkence ve hapisler Türkeş’in fırtınalı hayatında karşılaşacağı ilklerdendir, vatan, millet uğrunda hayatının ileri dönemlerinde de hapislerle kucaklaşacaktır.

1951’de kurmaylık sınavlarını kazanan Türkeş, 1955 yılında Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun olur. 1950 yılı itibariyle Demokrat Parti iktidara gelmiş bu yeni dönemde Sovyetler Kars, Ardahan ve Boğazları resmen isteyerek Türkiye’yi tehdit etmiştir. Türkiye ise gelişmeler karşısında Stalin tehlikesini bertaraf etmek amacıyla çareyi NATO adlı savunma paktına üye olmakla ve Kore’ye asker göndermekle güvenliğini geçici olarak sağlamıştır. İkili anlaşmalar çerçevesinde yapılan sınavı kazanan Türkeş, 1955’de Amerika’ya gönderilerek Nato Türk Temsil Heyeti’nde görev yapar. 1957’de yurda dönen Türkeş, 2 yıl sonra Almanya’daki Atom ve Nükleer Okuluna gönderilir, 1959 Ağustos ayında Kurmay Albay rütbesine yükseltilir.

27 Mayıs darbesini planlayan ordu içindeki cuntanın hükümet tarafından bilindiği halde ciddiye alınmaması sonucu, yapılacak olan bir askeri müdahalenin gayrımilli subayların kontrolüne geçmemesi amacıyla Alparslan Türkeş ve arkadaşları müdahaleye dâhil olurlar. Milli Birlik Komitesinin devlet idaresine el koyduğu bildiriyi Ankara Radyosunda okuyarak, Türkiye’nin gündemine oturan Türkeş, yeni kurulan hükümetin başbakanlık müsteşarlığına getirilir. Başbakanlık Müsteşarı olduğu dönemde, Milli Birlik Komitesinde görevli gayrımilli subayların Adnan Menderes’i idam etmek niyetinde olduklarını öğrenir ve Muzaffer Özdağ, Ahmet Er ve Dündar Taşer gibi vatansever subaylara vaziyeti bildirerek durum değerlendirmesi yapılır. Ancak komitenin diğer kanadı elini çabuk tutarak 14’ler olarak bilinen Türkeş’e bağlı milliyetçi-muhafazakâr subayları tasfiye eder ve yurtdışına sürgüne gönderir.

Türkeş’i Yeni Delhi Türk Büyükelçiliğine müşavir olarak gönderen darbecilerin önünde başka engel kalmadığından Adnan Menderes hakkında idam kararı alırlar ve uygularlar. Menderes’in idam cezası aldığını öğrenen Türkeş Milli Birlik Komitesi üyelerine birer mektup yazarak, idam kararından vazgeçilmesini, aksi takdirde, milletin yüreğinde tamir edilmesi mümkün olmayan yara açılacağını bildirir. Adnan Menderes’in idam edilmesinden sonra Türkeş’in ifade ettiği “En kötü demokrasi, en iyi askeri yönetimden daha iyidir” sözlerinin demokrasi tarihimize altın harflerle yazılması gerekmektedir. Hindistan kuzeyinde ki bölgelerde yer alan 300 Türk köyü ile de irtibat kuran ve bu köylerdeki insanlarla görüşüp hasret gideren Türkeş 1963 yılında Türkiye’ye döner.

3 defa üst üste yaptığı başarısız darbe teşebbüsleri sonucu tutuklanan Kara harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir davasında Aydemir ile aralarında irtibat olmamasına ve düşünce farkı olmasına rağmen 4 ay hücreye atılır, sonunda beraat eder. Eski arkadaşlarıyla bir araya gelerek Türkiye, esir Türk êlleri ve dünya da yaşanan gelişmelerin konuşulduğu “Huzur ve Yükseliş Derneği” isimli bir dernek kurarlar. Ülke yönetiminde kanuni yollarla ve milli iradenin tecellisiyle söz sahibi olmanın gerektiğini düşünen Türkeş ve arkadaşları 1965’de Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne katılırlar. Aynı yıl içerisinde yapılan kurultayda genel başkanlığa seçilir.   

1969 genel seçimleri arifesinde partinin adı Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul edilir ve Türkeş Adana milletvekili seçilerek mecliste tek MHP li vekil olur ve Milliyetçi Türkiye mücadelesini sürdürür. Yurt genelindeki üniversitelerde başlayan solcu öğrenci hareketleri sonucu birçok fakülte işgal altına alınıp Türk bayrağı yerine kızıl bayrak, Türk büyükleri yerine Mao, Lenin ve diğer yabancı ideoloji önderlerinin posterleri görülmeye başlanır. Son bağımsız Türk devletinin geleceğinin tehlikeye girdiğini gören Türkeş üniversitelerde ve büyük şehirlerde Ülkü Ocaklarını kurarak vatansever gençleri teşkilatlandırmaya başlar.

Anadolu’dan gelen gençlerin MHP ve Ülkü Ocaklarında görev almasıyla beraber, düşünce yapısında değişim ve gelişim yaşanır. Turan hedefinin yanında, Nizam-ı Âlem için İlay-ı Kelimetullah ülküsü de benimsenir ve Türk-İslam Ülküsü yeni adı olur davanın. Tabanın isteklerini ve taleplerini dinleyen Türkeş, muhteşem Türk tarihini ve kültürünü İslam potasında eriterek “Hedef Turan, Rehber Kur’an”, “ Çağrımız İslamda dirilişedir”, Tanrı Dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar Müslümanız” prensiplerini ülkücü gençlerin hayat tarzı olarak benimsemeleri için ocaklarda eğitim faaliyetleri başlatır.

Ülkücü gençlerin Türk tarihinden esinlenerek verdikleri “başkan-kumandan” anlamına gelen “Başbuğ” unvanı, Alparslan Türkeş adıyla ortak anılmaya başlanır. 1975 ve 1977 genel seçimlerinde yeniden vekil seçilen Başbuğ 1. Milliyetçi Cephe ve 2. M.C. hükümetlerinde görev alır, merhum Necmettin Erbakan ile birlikte başbakan yardımcılığı görevlerini paylaşırlar. Bu dönemde Cenabı Allah’ın emri olan Hac farizasını yerine getirmek için kutsal topraklara giden Başbuğ Türkeş “Hacı” olur. 1974’de eşi Muzaffer hanımı kaybeden Başbuğ, 1976’da Seval hanım ile evlenir. Bu evliliğinden de Ahmet Kutalmış ve Ayyüce adında iki evladı dünyaya gelir.

Türk devletini parçalamak isteyen mihraklar tarihin her döneminde olduğu gibi 70’li yıllarda da gençliği milli ve manevi değerlerinden uzaklaştırarak oluşturdukları terör örgütleri vasıtasıyla memleketi kana bularlar. 5.500 vatan evladı toprağa düşer. Hergün kahveler taranır, fabrikalar üniversiteler işgal edilir, sokağa çıkamaz insanlar. Her zaman olduğu gibi, yine birileri düğmeye basar, tanklar yürür memleket sokaklarında, halkı kurtarmaya gelenler kurarlar darağaçlarını.

Başbuğ Alparslan Türkeş ve ülkücü gençler tekrar zindanlara atılırlar 12 Eylül 1980 şafağında, işkenceye uğrarlar, Mamak hücrelerinde namaz kıldıkları için kafalarına dipçik vurularak susturulurlar. Türkiye’nin geleceği ülkücü gençler üzerlerinden silindir geçirilerek vatan sevmenin bedeli ödettirilir. Ancak, bütün yapılan işkenceler ve idamlar ağır gelmez de, öpmeye kıyamadıkları el vurunca onlara, mert olanı da tanırlar, namert olanı da.

5 yıl Mamak zindanlarında hapsedilen Başbuğ Türkeş idam cezasıyla yargılandığı davada 1985’de tahliye, daha sonra da beraat eder. 1987’de Milliyetçi Çalışma Partisi genel başkanlığına seçilir. 1991 genel seçimlerinde MÇP-RP-IDP seçim ittifakı sonucu Yozgat milletvekili seçilir. 1993’de MHP son kurultay delegeleri toplanarak MÇP’nin adını MHP olarak değiştirirler. 1995 genel seçimlerine tek başına katılan MHP, kendini sömüren partilere oy vermeye alışkın Türk milleti tarafından baraj altında bırakılır.

Ve 4 Nisan 1997 Bağbuğ Alparslan Türkeş Hakka yürür.     

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkür ederim Suat ağabey, Allah eksikliğinizi vermesin.

Mehmet Fatih Bekirhan 
 02.04.2013 9:46
 

Yüreğin dert görmesin sevgili kardeşim. Güzel paylaşımın için teşekkür ederiz, sayende Başbuğumuzu rahmetle anmış olduk. Allah razı olsun. Selam ve saygılarımı gönderiyorum...

S Zobu 
 01.04.2013 20:42
 
 
Toplam blog
: 63
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 2736
Kayıt tarihi
: 12.02.13
 
 

Ercişliyim. 2012 yılı içerisinde "Van Gölü Havzası ve Erciş Tarihi" 2015 yılında "Doğu ve Güneydo..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster