Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

Bashico Doğal Anneyim Başak Pirtini

http://blog.milliyet.com.tr/bashico

10 Nisan '16

 
Kategori
Doğum Hikayeleri
 

vejetaryen hamilelik deneyimim ve 3. bebeğimin şiddetsiz normal doğum hikayesi!

vejetaryen hamilelik deneyimim ve 3. bebeğimin şiddetsiz normal doğum hikayesi!
 

Hoşgeldin Manolyam!


Daha önce iki kere daha epiduralsiz normal doğum yapmıştım. Bu sefer 3. kızımın hikayesinde kendi sınırlarımı aşma çabamı, vejetaryen bir hamileliği nasıl geçirdiğimi, doğal beslenme rutinimi, yüksek tansiyonla başlayan, epiduralsiz, hastanede, şiddetsiz, sakin, minimum müdahaleyle nasıl bir doğum yaşadığımı okuyacaksınız.
 
Daha önceilk normal ve ikinci doğal doğumumu anlatmıştım. 3. kızımı kucağıma aldıktan ancak 1.5 sene sonra yazmak için gücümü toplayabildim. Tüm doğum zorluklarının anılarının zayıfladığı, güzel anların belirginleştiği an işte bu anmış!
 
Fala inanma falsız da kalma derler ya hani... Eşim bir gün iş toplantısında kahve içtikten sonra karşı firmadan bir bayan kahve falına bakmış. Kaç çocuğumuz olduğunu bilmeyen bayan eşime iki kızımız olduğunu ve üçüncü bebeğin ise 5 sene sonra olacağını ve erkek olacağını söylemiş. Günümüz şartlarında çok çocuklu olmak ve hepsine aynı ilgi ve alakayı gösterebilmek kolay değil. Kardeşim genç yaşta eğitim sebebiyle yurt dışında yaşamaya başladı, o yüzden anneme büyürken  ikinci bir kardeş daha yapsaydın dediğimi hatırlıyorum. O zamandan beri her zaman aklımda bir 3 sayısı vardır... Neyse, gel zaman git zaman faldan sonra ya bir gün olursa diye eşimle birbirimize takılır olduk. Sonra espri yapıp vazgeçiyorduk. Derken bir gün hiç planlamadığımız bir anda sürpriz bir şekilde hamile kaldım! Eşimle aramızda konuşup bu işin altından kalkabileceğimiz konusunda kendimizi ikna ettikten sonra doğurmaya karar verdim :)
 
1 Nisan tarihinde doktorum Meltem Özkan Girgin’e kontrole giderek hamileliğimi onayladık. İlk açıkladığımızda annem inanamadı. Zaten peşpeşe 1.5 yaş arayla iki çocuğu nasıl doğurup, evde tek başıma bakarak yorulduğumu gördüğü için sanırım hiç ihtimal vermemişti tekrar doğuracağıma. İlk başta 1 Nisan şakası sandılar sonra gerçek olduğunu görünce babam benden bomba bir istekte bulundu. İkinci kızımı erkek kardeşimin doğumgününde doğurmuştum. Bana bu doğum gününü ayarlama işini iyi becerdiğimi ve Kasım’da kendi doğum gününde bebeği doğurmamı dilediğini söyledi. İlk başta buna pek ihtimal vermesem de gerçekten doğum tarihi Kasım’a denk geliyordu.
 
Önceki iki hamileliğimde taş devri diyeti şeklinde beslenmiştim. İlk doğumdan sonra kolumda ve 2. hamileliğim sırasında sol bacağımda doktorlar tarafından yapısal kaynaklı denen 2 kez damar tıkanıklığı yaşamıştım. O zaman kan sulandırıcı iğneler vermişlerdi. Bunları artık kullanmıyordum. Acaba bu sefer yine hamilelikte kan basıncı değişeceği için damar tıkanıklığı tekrarlanır mı diye merak ediyordum. Son bir senedir faydalı olacağını öğrendiğim vegan ve vejetaryen diyetle besleniyordum. Çok iyi test sonuçları almıştım. Hamilelik belirli olunca etsiz beslenmeme dönüşümlü balık yağı ve krill yağı, su yosunu ve bol bol çiğ sütten kefir ve ev yoğurdu katmıştım. Damarlara iyi gelmediği öğrendiğimden beri beyaz şekerli tatlı ve çikolatayı zaten 5 senedir tüketmiyordum. Tatlı ihtiyacımı doğal şekerlerden olan bal, pekmez ve meyvelerden az bir miktar yiyerek aldım. Bol sebze, protein için de yiyebildiğim kadar bakliyat tüketmeye dikkat ettim. İlk hamileliğime kadar hiç çürüğü olmayan ancak sonra fire veren dişlerimi korumak adına magnezyum, K2 vit takviyeleri aldım. Dişimi organik veya kendi yaptığım kalsiyum bentonitkilli diş macunlarıyla temizledim.
 
İlk iki hamileliğimde de beni takip eden doktorum Meltem hanım bana 3. bebek için sağlıklı olduğumu ancak bedenimin damarlarımın artık daha yaşlandığını ve trende göre sonradan gelen bebeklerin öncekine göre daha düşük kilolu doğduğunu söyledi. İkinci bebeğim de 3 kilo altına doğmuştu ve ufak olsa da iyi emince hızla kilo almıştı. Diğer yandan tecrübeme göre ufak bebeğin doğumu daha kolay oluyordu.
 
Aklımda sadece doğal doğum vardı. Acaba 3. kez  bunu başarabilecek miydim? Sonuçta bedenim de iki kere doğal doğurabilmişti. Bebeğimle her gün her an konuşmaya başladım. Ona nasıl olduğunu soruyordum ve aklıma anında olumlu cevaplar geliyordu. Anne ve bebek arasında eğer dinlerseniz gerçekten zihinsel bir iletişim kuruluyor. Bebeğim sağlıklı mıydı?  Doktorumuzla da konuşarak öncekilerde yaptırdığım ikili, üçlü testi veya başka ultrasın kontrollerini yaptırmadık. Sadece 4. aydaki ense kalınlığı ve baş çevresi ölçümlerini yaptık. Bize sürpriz geldiği için onu her haliyle kabul edeceğimi söyledim. Takip için de aylık doktor kontrollerine gitmek istemedim. Çünkü her kontrol için çocukları birine bırakmak ve trafikli yollarda gitmek bana daha fazla stres yapıyordu. Bu sebeple öncekilerdeki gibi tercihim ilk iki kontrolden sonra 7. aya kadar doktora gitmemek oldu. Eğer damar tıkanıklığına ait belirti görürsem veya bebeğin günlük hareketini hissetmezsem geleceğime dair doktoruma söz verdim. Çok şükür ki her şey yolunda gitti. Taa ki doğum 38. haftaya yaklaşana kadar.
 
Her bebeğin kendine özel bir doğum hikayesi var. Sanki bebekler hangi süreçlerden geçeceklerini bilerek geliyorlar dünyaya. İlk iki bebeğimi doğumhanede dünyaya getirmiştim. Acaba bu sefer suda mı yoksa evde doğum mu gibi düşüncelerle doluyken 37. haftalık kontrolümde doktorum nabzımın normalden yüksek olduğunu ölçtü, NST ölçümü ve idrarda protein kontrolü yaptırmamı önerdi. Kış olduğundan o sıralarda iki kızım da okula yeni başlamanın etkisiyle devamlı ateşli gribal hastalık geçiriyorlardı. Herkesi iyileştirme çabaları arasında kendimi ihmal etmiş nefes nefese yüksek tansiyonla dolaşıyordum. Kızları doktora kontrole götürdüğüm sırada aklıma gelip bir de kendi tansiyonuma ve protein değerime öylesine baktırdım. Bakan hemşire değerlerin yüksek olduğunu söyleyip hastaneye gitmemizi önerdi. İkinci doğumumda da yüksek tansiyon sonrası doğurmuştum. Hissiyatlarım doğumun yakın olduğunu söylüyordu. Hem de bir kaç gün içinde!
 
Doktorum Meltem hanım bu hafta içinde yurt dışına gidiyordu ve her ihtimale karşı yerine bakacak bir doktor arkadaşını bize önermişti. Ancak yeni doktor sigortamın geçersiz olduğu bir hastanedeydi. Doğuma ihtimal vermiyordu ama benim doğal doğum yaklaşımıma uygun olabilecek pek fazla doktor da tanımıyordu. Aklıma bir kaç arkadaşımın doğal doğumunu gerçekleştirmiş olan Dr. Gülnihal Bülbül geldi. Kendisi ile telefonla ve e-posta ile görüşmelerimizde benim doğal ve şiddetsiz doğum taleplerimin hepsini rutin olarak uyguladığını anlattı. İçim çok rahatlamıştı. Ancak randevuya vaktimiz yoktu ve hastaneye kontrole gittiğimizde tanışabilecektik.
 
Hastanede 16 ölçülen büyük tansiyonum yanında idrarda protein görülmüş, kan testlerinde ise karaciğerde enzimler görülmemişti. Belirtiler ağır olmayan hamilelikte preeklampsi şeklindeydi. İkinci kızımın doğumu da yüksek tansiyon çıktıktan 2 gün sonunda gerçekleşmişti. Seyir benziyordu. Doktor Gülnihal hanım ile tanıştık. Biraz ipoddan klasik müzik dinlemek ve nefes egzersizleri tansiyonumu 13’lere düşürmüştü. Sonuçlarıma baktıktan sonra yeni doktorumuz tansiyonum böyleyse eve gidebileceğimizi söyledi. Eşimle eve gidelim mi gitmeyelim mi diye tartışırken tekrar tansiyonum fırladı.Yüksek tansiyonum tetiklemiş olacak ki bu sefer doğum dalgalarım başladı.Henüz kuvvetli değillerdi. Doktorum en azından geceyi geçirene kadar hastanede kalmamızı önerdi. İçimdeki ses yine 2 güne eve bebeğim kucağımda döneceğimi söylüyordu. Doğum planımı ve bebekle ilgili isteklerimi bebek hemşiresine verdi ve okumasını istedi. Hemen doğumumda bana destek olacak Doulam Sima İbrahimiye Ölçer’e durumu haber verdim. İlk defa bir doğumda doula desteği alacaktım. Sima çok yakın bir arkadaşımdı ve yaptığı işi çok seviyordu. Doğuma bir kaç hafta kala evime ziyarete gelmiş ve bana sakinleştirici bir meditasyon yaptırmıştı. Doulam olarak hastaneye yanıma geldiğinde hemen sancıları artırmak için eşimi muz ve bol hurma almaya yolladı. Gece boyunca hastanedeki odamda doulam eşimle birlikte beklerken ben rahat bir uyku çektim, enerji topladım. Soru sormaya gelen hemşirelerle doulam ilgilendi. Yanımda doğumu ve olasılıklarını çok iyi bilen, 50’den fazla doğuma katılmış yakın bir doula arkadaşımın olması çok rahatlatıcıydı. Sabah uyandığımda tansiyonum halen yüksekti. Sancılarımı NST ile ölçen hemşire artış olmadığını söyledi. Aslında daha fazla sancı hissediyordum. Tekrar yeniden ölçülünce ilk makinanın bozuk gösterdiğini anladık. Beklemeye devam ettik. Bu sırada doulam doğum sancılarını tetiklemek için ayaklarımdaki akupressür noktalarına basmaya başladı. Doğum ilerleyecekse sancıları kuvvetlendireceğini yoksa etki etmeyebileceğini söyledi. Bir yandan da sancıları artırmak için adaçayı ve ahududu yaprağı çayıhazırladı bana. Bebeği ve gidişatı kontrol ettikten sonra doktorumuz suni sancı ile doğumu bir kaç gün sürebilecek pasif fazdan, bir kaç saat süren doğumun gerçekleştiği aktif faza ilerletmeyi önerdi. Çünkü bu yüksek tansiyonla beklemek bana yorgunluk yaparken, bebeğe de bir fayda sağlamayacak gözüküyordu. Hatta bebeği strese sokabilirdi. Damar tıkanıklığı sorunumdan dolayı damar yoluna açılan sondalara da sıcak bakmıyordum ancak dotoruma ve beni normal doğurtma desteğine güveniyordum. Bir hemşire gelip elimde damar yolu açtı. Öğle yemeğim geldi ve istediğim şekilde yedim. Suni sancıyı taktık. 1 saat sonunda normalde 4 dakikada bir gelen doğum dalgaları 2 dakikada bir sefere inmişti. Aslında suni sancı araya bir tane daha ekliyor diyebilirim. Bu da açılmayı hızlandırıyor. Doktorum kontrol edince açıklığın arttığını ve doğumhaneye inmemizin iyi olacağını söyledi. Yine şansıma 2 kızımı da doğurduğum aynı hastanenin aynı doğumhanesindeydik. Bu sefer eşim, ben ve doulam.
 
Hedefim önceki doğumlarımdan daha doğal, müdahalesiz, sakin ve her anının keyfini çıkaran bir doğum yaşamaktı. Özellikle doulam Sima’nın bana verdiği “İçgüdüsel Doğum” ve henüz Türkçe’ye çevrilmemiş “Birth Without Violence” (Şiddetten Uzak Doğum) kitaplarından çok etkilenmiştim. Bebeğimin anne karnındaki huzurunu ve güvenini sarsmadan, şiddetsiz, sakin, mutluluk ve nezaket dolu, içgüdüsel dürtülerime göre hareket edeceğim bir doğum planlamıştım. Bebeğim güvenli ana rahminden güvenli bir dünyaya geldiğini doğumdan sonra yaşadığı ilk anlarda hissetmeliydi.
 
Doğum gittikçe hızlanıyordu, sancılarla birlikte açılmam artıyordu. Doğum dalgaları dediğim sancıları aslında 3. tecrübem olduğundan daha kolay atlatacağımı düşünmüştüm. 2. tecrübemde suni sancı almadığım için doğum sancılarını nasıl daha rahat geçirdiğimi hatırladım.Ancak her doğum farklıymış. Dalgaları karşılamada zorlandığım anlarda sezaryen olan annelerin zihnini çok iyi anladım. Zihnim ağrıdan kaçmaya çalışıyordu. Bunu aşmak için bebeğimi kucağımda tuttuğum o gelecek ana odaklanmaya çalıştım. Ayrıca etrafımda bana yardıma çalışan insanları farkediyor ve destekleri için şükrediyordum. Kızımın bana nasıl bir kavuşma planladığını merak ediyordum. Suni sancı alma süresinde bir ara tuvalete koşturdum. Önceki iki doğumdaki uygulanan lavmanı yaptırmamak istediğimi doğum planıma yazmıştım. Barsaklarım doğal olarak zamanı gelince kendi kendine boşalmıştı. Zaten yırtığa sebep olabileceği için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) doğum sırasında uygulanan rutin lavmanı artık önermiyor.
 
Suni sancıya başlayalı 2 saat kadar olunca artık kasılmalarım yeterince kuvvetlenmişti. Açılma da kendisi hızla devam edecek yeterli noktaya gelmişti. Doktorum planladığımız gibi suni sancıyı kesti. Gerçekten de o ne büyük rahatlıktı! Bir anda sancılarımın eşiği düştü ve rahatladım. İçimden hep bu şekilde olsaydı ne rahat geçerdi bu iki saat diye düşündüm. Doğumda suni sancı almak doğumu anne açısından ve bebek açısından zorlaştırıyor. Çoğu zaman suni sancılarla mücadele etmede zorlanan anne strese giriyor ve yoruluyor. Anneden etkilenen bebek de strese giriyor, bu da doğumu yavaşlıyor. Bu şekilde sezaryene girenler oluyor.
 
Ben sancıları kendi içimden gelen doğal seslerle karşılarken, doktorum yerlere yeşil örtüler serdi. Benim hangi pozisyonda istersem içimden geldiği gibi doğurabileceğimi söyledi. Yatarak kesinlikle istemiyordum. Bu şekilde iki kere doğurmuştum. Doktor için kolay olan bu pozisyon aslında annenin bebeği yere değil gökyüzüne fırlatacağı bir şekilde kemikleri pozisyonlandırıyor. O yüzden doğumlar zorlaşıyor. Bu sefer yerçekimi kullanarak ayakta ya da oturarak durmaya çalıştım. Oturmak için ay şeklinde ortası boş olan bir doğum taburesi vardı. Bana en rahat bu pozisyon geldi. Doktorum eşimi de doğuma katacak şekilde onu arkama başka bir sandalyeye oturttu. Aramıza yastık koyarak sırtıma destek yaptı. Sancılarda öne eğiliyor, ara verince de arkama eşime yaslanarak onun bana cesaret verici “Çok iyi gidiyorsun, devam et” gibi sözlerini dinleyerek güç topluyordum. Sandalyenin altına yumuşak bir yastık ve üstüne temiz yeşil örtü örttü. Kendisi de karşıma alçak bir basamak tabureye oturdu.
 
Artık yorulmaya başlamıştım. Açıklığım iyiydi ama beynim sezaryen olan annelerin ne kadar hızlı doğurduğuna dair bana kışkırtıcı sözler söylemeye başlamıştı. Normal doğumda kararlıydım. Doğum planımda müdahale istemediğimi yazmış olsam da doktorumdan hızlandırmak için yardım talebinde bulundum. Su kesesini patlatabileceğini, zaten çok yakın olduğu için kendinden patlamış gibi olacağını söyledi. Kabul ettim. Suyumu patlattı. Doğum daha da hızlandı. Bir üşüme geldi üstüme. Üstümde sadece kendime ait bir kolsuz bluzum vardı ve doğumhane oldukça serindi. Doktorum hemen içine sıcak hava üfleyen bir battaniye getirtti. Sıcaklık beni rahatlattı. Tekrar doğuma konsantre oldum. Her sancı geldiğinde nefesimi sesli bir şekilde verirken içimden sayıyordum. Sancının eşiği gitgide yükseliyor, sonra alçalarak kayboluyordu. Aralarda hiç bir şey hissetmiyordum. Doktorum başının çıkmasına az kaldığını dokunabileceğimi söyledi. Elimde miik kızımın saçlarına dokundum. 4-5cm daha itince dışarıya çıkacaktı. Doktorum artık ittirmemin iyi olacağını söyledi. Tam sancının en yüksek eşiğinde tüm nefesimi tutup ittirmeye çalıştım. Sanki daha bebeğin uzun bir yolu varmış gibi hissetsemde 5cm bir kaç dakika içinde bitti. Bu sırada doktorum perinenin yırtılmasını önlemek için sıcak su ve dokuyu ısıtan bir sıvı ile masaj yaptı. Ateşten bir çember dedikleri tam bebeğin başının çıkış anında, en büyük baskı ve gerginlik yaşanıyor. Tam bu sırada beni durdurdu. Biraz komik bir benzetme ama bir arabayı dar alana park ettiren görevli gibi “dur-biraz ittir-şimdi dur-tekrar ittir-yavaş-az daha ittir” gibi komutlarla bebeğin başının yırtıksız çıkmasını sağladı. Bu şekilde bir sonuçtan çok çok memnundum çünkü ilk normal doğumumda vakumla epizyotomi olmuştum. İkincide normal doğurken önceki kesi yerini biraz yırtmıştım. Bebeğimin başı çıkınca biraz daha ittirdim ve tüm vücudu doktorumun ellerine kayıverdi. Bebeklerin dış dünyaya o ilk çıkış anları herhalde en büyük mucize. İnanılmaz bir içsel enerji patlama ardından yumuşacık çıkıveriyorlar. Bir anda çektiğim tüm sancılar yok oluyor. Müthiş bir mutluluk ve huzurla doluyorum. Doğumun sabırla beklenen tüm zorluğu o anda sona eriyor.
 
Bebeğimi hemen göğsüme koydum. Henüz bağlı olan ıslak göbek kordonu atmaya devam ediyordu. Plasenta bir süre sonra oturmanın da etkisiyle kendiğinden ayrıldı, o da çıkıverdi. Doktorum plasentayı bana gösterdi. Anlaştığımız gibi bebeğim göğsümde kordonun beyaza dönene kadar atmasının durmasını bekledik. O kadar minik ve tatlıydı ki. İşte tüm doğum boyunca bu ana odaklanmıştım. Her sancıda gözümün önüne getirdiğim zafer anıma. Kordon bembeyaz olup da bebeğin tüm kanı kendine geri dönünce, eşim diğer kızlarımda olduğu gibi göbek bağını kesti. Plasentayı kendimize almak için buz dolu bir kaba aldık. Plasenta içinde çok değerli hormonlar ve kök hücreler bulunuyor. Doğada doğuran anne hayvanlar, otobur olsalar bile kendi plasentalarını yiyorlar. Böylece lohusalık döneminde ihtiyaçları olan hormonları alıyor ve hızla iyileşmeyi sağlıyorlar. Ben de bundan yola çıkarak yurt dışında uygulaması yaygın olan plasentamı kurutup kapsülleyerek günlük tüketmeye karar vermiştim. Bana doğum sonrasında sinirsel ve güç olarak büyük rahatlama sağladığını ifade edebilirim.
 
Bebeğimi doğumdan sonra göğsümden bırakmadım. İlk kontrolleri kucağımda yapıldı. Çok ısrar eden bebek hemşiresi ve bebek doktorunun ben sedyeye geçerken bir iki dakika apgar testi yapması için bebek masasına almalarına izin verdim. Ancak burnundan sıvı çekilmedi.  Hiç bir yerine iğne batırılmadı. Gözüne yakan damlalar damlatılmadı. Canı acıtılmadı. Ne tepe taklak ayaklarından asılı tutuldu, ne de poposuna şaplak yedi. Hiç ağlamadı. Tam hayal ettiğim gibi sakince çıktığı huzurlu ortamdan annesinin kucağına geldi o kadar. Sanki evde doğurmuş gibi. Odamıza kucağımda çıktık. Yıkamaya ve bebek odasına hiç gitmedi. Bebek hemşireleri ricamız üstüne gelip odamızda ağırlığını kontrol ettiler. Doğum akşam olduğundan o geceyi hastanede geçirecektik. Ben yıkanırken babasına doğum havlusuna sarılı bir şekilde vermiştim. Öylece ikisi birlikte sabaha kadar uyuyakalmışlar. Sabah havluya ilk kakası olan mekonyumu yapmıştı. Her şey olması gerektiği gibi sakince oldu. Sakince emmeye başladı. Geceleri hiç çığlık çığlığa ağlamadı. Mıkırdanmaları oldu sadece. Anne, baba ve tüm seven aile bireyleri tarafından istediği kadar kucakta tutuldu. Annesinin yatağına yapışık aynı odadaki yatağında uyudu.
 
Babamın doğum günü dileğine gelince... Gerçekten de kızım beklenen tarihten önce babamın doğum gününde dünyaya geldi! :)
 
Hayatımıza bir süprizle katılan minik kızımız hoşgeldin. Gel zaman git zaman şimdi kızım 1.5 yaşına girdi. Görenler soruyorlar bu bebek hep böyle sakin mi diye?
 
3 çocuklu olmak şehir hayatının hızını yakalamaya çalışan anneler için kolay değil ama ben şunları öğrendim. İlk çocukta bolca hatalar yapıp öğreniyorsunuz. İkinci çocukta daha az hata yapıp rahat davranıyorsunuz. Üçüncü çocukta ise bebeğin tadını çıkarıyorsunuz, çünkü başınıza geleceklerı biliyorsunuz ve artık daha sakin ve deneyimli bir annesiniz!
 
Başak Pirtini
 

***************************
El yapımı, organik ve yenebilir anne-bebek bakım ve pişik kremimi gördünüz mü? Detaylar burada:
http://dogalanneyim.blogspot.com.tr/2013/07/hindistancevizi-yagl-ve-bocek-kovucu.html?m=1
***************************
Doğal Anneyim grubum ve bana ulaşabileceğiniz linkler:
Doğal Anneyim Blogu: http://dogalanneyim.blogspot.com.tr
Doğal Anneyim Facebook Sayfası: www.facebook.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim Facebook Grubu: www.facebook.com/groups/dogalanneyim
Instagram @dogalanneyim: www.instagram/dogalanneyim
Twitter @dogalanneyim: www.twitter.com/dogalanneyim
Doğal Anneyim e-bülten ile takip: http://eepurl.com/TeYdX

Köpek ve kedi bloglarım:
Latif bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 201
Toplam yorum
: 243
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 9666
Kayıt tarihi
: 07.12.07
 
 

Tüm blog severlere merhaba! Boğaziçi Kimya bölümü mezunuyum. Bilişim sektöründe toplantı, etkinli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster