Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Eylül '10

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
2552
 

Venedik Komisyonu Başkanı Buquicchio'dan "sivil dikta" dersleri...

Venedik Komisyonu Başkanı Buquicchio'dan "sivil dikta" dersleri...
 

Star İnternet'ten


Aslında, henüz Anayasa değişiklik paketi gündemde yokken Türkiye'de "sivil dikta" kavramının yoğun bir şekilde tartışıldığı bir sırada, Hürriyet Yazarı Hadi Uluengin, "Sivil Faşizm mi dediniz?" başlığıyla, 12 - 13 - 14 Ocak 2010 tarihleri olmak üzere üç günlük yazı dizisiyle, akademik ölçekte ve tüm ayrıntılarıyla, Türkiye'de faşizmin olamayacağını ve "sivil dikta" kavramının kendi içerisinde çelişkili bir kavram olduğunu açıklamıştı.

Şimdi de, anayasa hukukunun otoritesi olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu Başkanı Gianni Buquicchio, Hadi Uluengin'i neredeyse kelimesi kelimesine onaylayan açıklamalar yapmış...

Referanduma günler kala STV habere konuşan Buquicchio, paketin özellikle yargıyla ilgili iki maddesine dikkat çekerek, yargıda kast sisteminin olduğunu ve paketteki değişikliklerle yargıdaki bu tekelin kırılacağını söyledikten sonra, hayırcıların, evet çıkması halinde "sivil dikta" gelecek iddialarıyla ilgili de şunları söylemiş:

"Böyle bir kavram kendi içinde çelişkili. Sivil idareler diktatörlük değildir, diktatörler de asla sivil değildir. Bazı otoriter idareler sivil görünümlüdür, ancak hepsi askerler tarafından desteklenir. Askerin desteği olmadan diktatörlük olamaz. Dolayısıyla bu kavramsallaştırma yanlış. Ama şunu konuşmak lazım. Yargının asker üzerindeki üstünlüğü tartışılmalıdır. Hukuk askerden üstünse demokrasiden bahsedilebilir."

Hadi Uluengin de bilimsel uzun yazı dizisinde aynı şeyleri söylemişti. Gerçekte bu, teknik bir saptamaydı. Yani "sivil dikta" yoruma musait bir kavram olamazdı. Dolayısıyla konunun o uzmanı şöyle demiş, bu uzmanı böyle demiş, doğruya siz karar verin demek mümkün değildi. Daha da açık söylemek gerekirse, sivil sözcüğüyle dikta sözcüğü yan yana gelemezdi. Çünkü bu iki sözcüğün arasında "kan uyuşmazlığı" vardı. Ya sivil olurdu ki bunun adı demokrasidir ya da asker olurdu ki bunun adı da diktadır.

Tarık Akan gibi darbeleri "yararlı" ve "zararlı" olmak üzere tasnifleyen(!) kişilerin, "evet çıkması halinde 13 Eylül'de Türkiye'de Faşisizm olur" sözlerinin hiç üzerinde durmuyorum ve kaale bile almıyorum.

Ama adlarının başında koca koca ünvanlar yazan koca koca adamlar, koca koca bayanlar, nasıl oluyor da ekranlarda milyonların karşısına geçip, vatandaşla alay edercesine, ciddi ciddi bu iddiayı savunabiliyorlar?

Sistem bozuk olunca tümüyle bozuk oluyor. Yani yargı bozuk da üniversite düzgün olmuyor. Yargıda kast sistemi varsa üniversitede de aynı sistem var demektir. Yargıda nasıl ki atamalarda mesleki başarı ve kariyerden önce ideolojiye bakılmışsa (Kamuoyuna yansıyan son telefon görüşmelerinde bu durum doğrulanmaktadır), üniversitede de aynı sistem uygulanmış olmalı. Önceki YÖK başkanlarının nasıl da aktif olarak siyasetin içinde yer aldıklarına şahit olmuştuk. Ve şimdi, temelleri sarsılmaya başlanan ve bugünkü konumları için medyunu şükran oldukları sistemi savunma zamanıdır! O halde, geçmişte de sık sık uygulanmış ve başarılı sonuçlar alınmış psikolojik savaş taarruzunda, konumlara uygun olarak cephelerdeki mevzileri tutmak ve atışa başlamak gerekir!

Kısaca; nasıl ki yargı kararlarında hukuku konuşturmuyorsa (En azından kamuoyunda böyle bir algıya sebep olunmuşsa), bilim adamları da söylemlerinde bilimi konuşturmuyorlar. Her ikisinde de şahsi ve ideolojik menfaatler öne çıkarak statükonun avukatlığı yapılmaktadır.

Bunun doğal sonucu olarak; bilim adamlarımız çağdaş bilimle yarışıp insanların günlük hayatını kolaylaştıracak ve dünyada ses getirecek önemli bilimsel "icat"lar yapacak yerde, günlük siyasetle ilgili akıllara zarar demagojik icatlar vücuda getirmektedirler.

Ak Parti iktidarıyla beraber "takiye" ile başladılar, "mahalle baskısı"ndan tavan yaptılar ve şimdi de "sivil dikta"dan hedefi vurmak istemektedirler.

Önceki icatları nasıl fiyaskokya sonuçlandıysa, bilemsel temeli olmayan "sivil dikta" icatları da öylece fiyaskoyla sonuçlanacaktır.

Ve onlar koca koca ünvanları altında ezilecekler ve tarih onları bu şekilde kayda geçirecektir.

Buquicchio, referandumda hayır çıkması halinde bunun geriye gidiş anlamına geleceğini ve Türkiye için kötü olacağını da sözlerine ilave etmiş...

Yukarıda söylemiştim, tekrar hatırlatayım: Buguicchio kimdi?

Venedik Komisyonu Başkanı...

Peki, bizim "hayır" mücitlerimiz ne diyorlardı?

Anayasa değişikliği paketi Venedik kriterlerine aykırıdır!!!

Tutarsızlık üstüne tutarsızlık...

Ahmet kaya'nın şarkısı gibi...

"Başım belada

Tapancamı unutmuşum helada

Nerden baksan tutarsızlık

Nerden baksan ahmakça

Başım belada"

Bizim de vesayet rejiminden başımıız belada.

Ama galiba tünelin sonunda ışık göründü.

Çifte bayramlar diliyorum...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 337
Toplam yorum
: 1342
Toplam mesaj
: 70
Ort. okunma sayısı
: 3614
Kayıt tarihi
: 03.08.07
 
 

Hukukçuyum... Hukukun üstünlüğünün ve hukukçunun saygınlığının ülkemde gelişmesini ve kalıcı olma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster