Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '07

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1587
 

Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?

Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?
 

Şimdi geriye dönüp baktığımda gülümseyerek anımsadığım ama, o gün yaşadığım karmakarışık duyguları hiç unutmadığım, orta öğrenim hayatımın ilk gününün ilk dersinde, olaylı bir şekilde tanışmıştık kendisiyle…

Şöyle hareketli bir görüntü var zihnime kayıtlı; önce profilden, sonra önden çekilmiş peş peşe iki kare fotoğraf akıyor zihin albümümde; koyu kestane rengi saçlarını tepesinde bir topuzla toplamış, uzunca boylu, yapılı, asık suratlı bir kadın sınıf kapısından içeri giriyor, arkasından kapıyı kapatıp, hızlı ve yeri ezen adımlarla, öğretmen masasına yaklaşıyor. Masanın önünde durup, sınıfa doğru dönüyor. Evet, asık suratlı olduğu konusunda yanılmıyorum.. hatta daha da fazlası var.. çatık kaşlı, sert bakışlı.. Orta yaşın üzerinde olmalı ya da, iki kaş arasına, alnına, dudak kenarlarına yerleşmiş keskin çizgiler beni yanıltıyor.

Önce kendini tanıtmış ve ismini tahtaya yazmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Zira diri ve tok bir ses, derken yeşil tahtayı tırmalayan ince ve tiz bir ses ve sonra, az önceki otoriter tonuyla:
- Hepinizin birer resmini istiyorum!!!!
derken çınlayan sesi, sırasıyla hala kulaklarımda… İlkokulda olmam gereken yaşta en ön sıraya oturmuş olan ben, diğerlerinden bir, bir buçuk yaş daha küçük olmanın getirdiği ekstra çocuklukla mı, yoksa kendimi her zaman rahat ifade edebilmemin doğallıyla mı bilmiyorum, “Vesikalık mı, boy resmi mi öğretmenim ?” diye sormamla, “ÇIK DIŞARIIII !!” diye gürleyen bir sesle, kendimi kapının önünde bulmuştum.

Orta öğrenime başladığım bu yeni okulda, üstelik ilk günün ilk dersinde, kendimi bir anda dışında bulduğum sınıf kapısının önünde beklerken, uzaktan gelen konuşmalar ve ayak sesleri duydum. Çevreye alıştırma programı çerçevesinde okul içinde gezdirilen bir başka 1.sınıfa ait olduğunu sonradan öğrendiğim bu ayak sesleri, gittikçe yaklaşıyordu. Sınıf kapısının önünde duruyor olmaktan utandığımı çok net anımsıyorum. Şaşkınlık duyguma bir de utanç eklenmişti. Oradan uzaklaşmak istedim ve o zamanlar gözüme çok uzun ve geniş gözüken koridor boyunca koşarak, birkaç merdiven inip çıkarak bir tuvalet kapısı buldum ve içeri girdim.

Sonradan rehberlik öğretmeni ve müdür yardımcısı olduklarını öğrendiğim iki kişinin ve Nesibe hanımın, beni öğretmenler tuvaletinde bulmalarından önce, okul içinde epeyce aradıklarını arkadaşlarım anlatmıştı. Nesibe öğretmen, 3-5 dakika sonra beni içeri almak için sınıf kapısını açıp, dışarıda göremeyince, - herhalde kendi sorumluluğunda olan bir 1.sınıf öğrencisinin kaybolmasından olsa gerek- telaşlanmış. Rehberlik öğretmenine haber vermiş, beni birlikte ararlarken, olayı müdür yardımcısı duymuş...

Meğer Nesibe öğretmen, kendisiyle dalga geçtiğimi düşünmüş. Oysa ben, gerçekten çocuk saflığıyla ve rahatlığıyla, konuyu daha fazla açıklamasını gerektiren bir soru sormuştum. O güne kadar alışık olduğum tek bir sınıf öğretmeni kavramı dışında, bir matematik öğretmeninin birden fazla sınıfa derse girebileceğini ve sınıf bazında öğrencileri tanımak için not defterine küçük birer resmini yapıştırmak isteyebileceğini tahmin edememiştim. Veli-rehberlik-öğrenci-öğretmen dörtgeninde olay çözümlendiğinde, duygularıma öfke ve nefret de eklenmişti. Dibe vuran duyguların yukarı çıkmasının ve şahlanan duyguların yere inmesinin belli bir süreç gerektirdiği oğlak burcu karakterinden mi desem, uzun süre matematik öğretmenimi sevmedim, sevemedim. Fakat, büyük nefretler, büyük aşkları doğurabiliyormuş gerçekten. Zamanla, o otoriter kabuğun altında çok farklı bir “insan” olduğunu gördükçe, yaşadıkça; çok sevdiğim, değer verdiğim, saygı duyduğum biri haline geldi Nesibe hanım.

Matematiği; sayılarla, grafiklerle, şekillerle oynadığımız bir oyun haline dönüştürürdü. Modern Matematikte o kümelere kah aşıklar isim, kah sınıfın en uzun boylusu silindire yükseklik olurdu. Bir denklem çözerken, eşit işaretinin (=) alt alta yazılmasının önemini, kümeler içindeki elemanların virgülle ayrılmamasının sonuçlarını hala anımsıyorum.

Nesibe Hanım, orta öğretim hayatım boyunca matematik öğretmenim oldu. Zaman içinde onu ve matematiği öylesine sevdim ki, lise 1. sınıfta fen bölümü kendi içinde biyoloji ve yüksek matematik olarak ikiye ayrıldığında, hiç biyoloji okumadan liseden mezun olmayı tercih ederek, yüksek matematiği seçmiştim. Üniversiteye başladığım ilk sene, biri ilkokul 5.sınıf, diğeri ortaokul 3.sınıf öğrencisine, haftada ikişer gün matematik dersi vererek, harçlığımı kazanmaya başlamıştım. Üniversitede okurken de, istatistik, finans, ekonometri v.b. matematik temelli dersler, benim için her zaman eğlenceli, kolay ve averaj yükselttiğim dersler oldu.

Nesibe öğretmen şimdi hayatta mıdır, bilmiyorum.. ve bir dergide gözüme çarpan şu sözleri okumuş mudur, onu da bilmiyorum.
“Çocuklar her zaman kendileri için önemli olan şeyleri öğrenirler. Kendileri için az önemli veya büsbütün önemsiz olan konularda pek başarı gösteremezler. Bu sebeple öğrenmeyi çocuklar için önemli hale getirmeli ve kendileri için neyin önemli olduğunu öğrenmelerine yardımcı olmalıyız”

İşte Nesibe öğretmen, tam da bunu yapmıştı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba Yeşim hanım, Yazınızı gözlerim hafifçe ıslanarak okuduğumu gizlemeyeceğim. Beni uzun yıllar öncesine götürdünüz. Benzer bir olayı anımsadım...Ancak sizin kadar şanslı olmadığımı da söylemek isterim. Zira benim okul yıllarımda rehber öğretmenler olmadığı gibi, öğretmenlere teslim edilirken "eti senin, kemiği benim" mantığı egemendi. Ve bu egemenlik öğretmenlerin (elbette hepsi değil ) bazılarını kulak memelerimizin uzaması, avuç içlerimizde morumsu kabarıklıklar bırakma gibi derin bir sahiplenmeye sevkediyordu. Benim matematik öğretmenim o bazılarındandı ve çok sevdiğim bu dersten sayesinde bir anda soğumuştum. Hayatımın belli bir bölümünü sayılarla uğraşmayı gerektiren bir meslekle geçirmiş olmam, kulak mememde tırnaklarının izi kalan öğretmenimin yüzünden değil elbette. Öğretmek, öğrenmekten zordur. Bu sebeple hafızamda tek tük acı örnek olsa bile tüm öğretmenlerin üzerimizde hakları olduğunu düşünüyor, hepsinin ellerinden öpüyorum. Saygılarımla

Çiğdem ALTINÖZ 
 21.05.2007 15:33
Cevap :
Çiğdem hanım merhaba, yazımın sizi geçmiş anılarınızın acı tarafına götürmüş olmasına ve daha çok da o tarz "eğitim(!)" anlayışının sahibi öğretmenlerimizden biriyle sizin de tanışmış olmanıza gerçekten üzüldüm. Evet ben matematik öğretmenim konusunda şanslıydım belki ama şanssızlığı da yaşadığım öğretmenlerim oldu o yıllarda. Bakmayın siz rehber öğretmen sistemi vs uygulamasına. Pilot bir deneme lisesi olduğu için belli bir altyapıya göre şekillenmek durumundaydı öğretmen kadrosu ama iş işleyişe geldiğinde, o yapı öğrenciye değil okula hizmet eder bir forma dönüşüyordu.Öğrenciler de artık şansına(!) öğretmenleriyle eğitim-öğretim ilişkisini bir şekilde yaşıyorlardı. Ve ne yazık ki bu günlere geldiğimizde hala bu şansına(!) olgusunun süregeldiğini görüyoruz. Öğretmenleri körü körüne kutsamayalım da, kötü örneklerle genellemeyelim de ama, gerçekleri de ıskalamayalım ki artık bu "şansına" olgusunun son kullanım tarihinin dolması için bizler de üzerimize düşeni yapmış olalım. Tşk,sevgiler  22.05.2007 1:59
 

Merhaba Yeşim Hanım, bilmem ki yorum blog yazma önerimin bir etkisi var mıdır, sizde bu blogu yazma kararının oluşmasında. Bu öğretmen tercih etme işi ilimde üst düzeylerde yaşanır, tüm çocuklu ailelerin önemli sohbet konularından birisidir, "hangi okulda hangi öğretmen iyidir" mevzusu. Tabi bu "iyilik kriteri", bu ailelerin eğitime bakış açısına göre değişiyor. Kriterlerin sakatlığını bildiğimden bu çabayı genellikle kınarım ama iyi bir öğretmenin etkisinin bende farkındayım. Bu konuda sizin kadar şanslı olduğumu söyleyemem. Gerçi ÖYS'de birinci tercihim "Boğaziçi Matematik"ti (sınav sonucu ile oldukça uzakta kalan bir hedef olsada) ve matematiğe ilgim her zaman fazlada olsa, matematiğin derinliğine indiğimi iddia edemeyeceğim. O derin okyanusun sahile yakın sığ sularında da gezinsem, hayatın kökenine yakın olduğumu hissettim. Umarım oğlumla matematik arasında bir sevgi ilişkisi kurabilirim ama "onu önemli bir şey olarak algılıyor mu" şimdiden kestirmek zor, ellerinize sağlık

Bibliyofil 
 17.05.2007 9:36
Cevap :
Merhaba Sinan bey, her nekadar ekonomi+bilgisayar kökenli eğitim hayatım ve bilgi işlem sektöründe uzunca bir dönemi içeren iş hayatı geçmişim itibarıyla sosyal bilimlerden ve sözel ilişkilerden çok, fen bilimleri ve sayısal ilişkiler ile haşır neşir olmuş olsam da, ana başlık olarak "eğitim"ve alt başlıklardan biri olan çocuk eğitimi ilgi alanımda her zaman ayrıcalıklı bir yere sahip olmuş olan konulardır.Çalışma hayatımın rotasını sağlık sektöründe eğitimciliğe(satışa ve kişisel gelişime odaklı eğitimler)kaydırma kararımda bunun da önemli bir rolü var. Blog ve yorumlarımda da, yeri ve zamanı denk düştükçe bu konudan uzak kalamıyorum.Matematik ise dediğiniz gibi bir okyanus ama ben benzetmeyi şu yönden yapmak istiyorum: önemli olan kulaç atmayı, dalmayı, çıkmayı, nefesini tutmayı, bırakmayı öğrenmek ve ister suyu kulaçlayabileceğini, istersen dipten gidebileceğini ama her derinlikte de farklı birşeyler bulabileceğini bilmek ve bir başka okyanusta, denizde bu bilgiyi kullanabilmek Tşk.  17.05.2007 15:49
 

Öğretmenliğin kendisi değil, nasıl yapıldığıdır önemli olan. Aynı kişide hem olumluyu hemde olumsuzu yaşayabilmiş olmanız hayatın ufak tefek cilvelerinden biridir, sanırım. Ama ne mutlu size ki bir Nesibe hanımız varmış. Bir konuda bence önemli bir ekleme yapmama müsaade ederseniz, çocuklara "kendileri için yararlı olacak şeylerin" öğretilmesine vesile olan öğretmen öğretmendir. Anlayabildiğim kadarı ile de Nesibe hanım da zaten bunu çok başarılı bir şekilde yapmış. Size ve öğretmeninize saygılar, son blog ziyaretçim Tarçın'a da sevgiler. (gerçekten çok şirinmiş)

Matilla 
 16.05.2007 8:03
Cevap :
Haklısınız, NE ve NASIL sorularının cevapları çok önemli. "Çocuklara kendileri için yararlı olacak şeylerin öğretilmesine vesile olmak" bir öğretmen için "AMAÇ NE" sorusunun cevabı olmalı ancak bu amaca ortak bir biçimde nasıl ulaşılacağını yani "STRATEJİ NE" sorusunun cevabını verecek olan Eğitim Sistemi. Ve ondan da önce sorulacak soru: bu eğitim sistemi, bu amaca göre mi strateji belirliyor? Nesibe öğretmen NE ve NASIL sorularının cevabını verebilmiş ve bireysel taktiklerle uygulayabilmiş bir öğretmen örneği. Ama bu eğitim formunun herkesi adresleyebilmesi için taktiklerin genel bir strateji çatısı altında toplanması lazım. Yorumunuz için tşk. Tarçın da kuyruk diliyle sevgilerini gönderiyor :)  16.05.2007 16:13
 

Sizlerden fotoğraf isteyerek defterine yapıştırmasından belli. Çoğu kişi sizinle aynı kaderi paylaşır. Siz yılmamışsınız dersi sevmeye devam etmişsiniz.

Eşit Ağırlık 
 16.05.2007 6:34
Cevap :
Benim yılmamış olmam kadar Nesibe öğretmenin de yılmaması önemli bir ayrıntı burada. Zira o nefret aşka dönüşünceye kadar geçen süreçte onu az uğraştırmadım.. Ama şu bir gerçek ki, sevgi emek istiyor, emek de sevgi. Tşk ederim yorumunuz için. Saygılar  16.05.2007 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 45
Toplam yorum
: 195
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2136
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

"Artık makine ile değil, insanla iletişim kurma" kararımın ardından IT sektöründeki kariyerimi nokta..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster