Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Haziran '08

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
4267
 

Vicdan nedir? Gerekli midir?

Vicdan nedir? Gerekli midir?
 

Vicdan, anahtarı cebimizde olan bir hapisanedir. İstediğimiz anda kendi kendimizi tahliye edebileceğimiz bu hapisaneyi kendimiz inşa ederiz. Çocuğun vicdanı yoktur; davranışlarını bir dış otoritenin, başkalarının/büyüklerinin vereceği ödül ya da cezalara göre ayarlamaya çalışır. İyi ve kötüyü, doğru ve yanlışı, faydalı ve faydasızı vs bu ödül/cezaların bilincinde bıraktığı kodlarla sınıflandırıp içselleştirir. Başlangıçta “şunu yap, bunu yapma”, “şöyle yaparsan acı çekersin”, “böyle davranırsan ödüllendirilirsin” gibi büyük ölçüde mekanik biçimde işleyen, “davranış › tepki › öğrenme” süreci büyüdükçe çok daha karmaşık bir yapıya bürünür. Normal işleyen bir zihin, belli bir aşamadan sonra öğrenilenleri kendi kendine işleyip davranışların sonucunu önceden kestirmeye ve adımlarını ona göre atmaya başlar.

Dışındaki dünyayı tanır; bu dünyada kendisinden başkalarının yaşadığını, onların da kendisi gibi haklarının bulunduğunu, her güdüsel isteğinin anında ve direkt biçimde karşılanmasının imkânsız olduğunu vs yavaş yavaş öğrenir. Bunları öğrenemediği ölçüde de başkaları nezdinde utanılacak duruma düşmekten başlayıp hapse atılma gibi ciddi hukuksal yaptırımlara kadar giden çeşitli cezalarla karşılaşabilir. Bu, aynı zamanda insanın olgunlaşma sürecidir. Örneğin, olgunlaştıkça, “sana ait olmayan bir şeyi çalarsan bedelini ödersin” bilgisi bir tek olaya ilişkin bir deneyim olmaktan çıkıp genelleşir. Ama bu arada başka bir şey de olur: Zamanla, yapmaman gereken şeyleri yaptığında karşılaşacağın sonucun sadece davranışının mekanik biçimde yol açtığı yaptırımla sınırlı olmadığını öğrenirsin. İşlediğin kimi suçlar gizli kalabilir; hiç kimse görmeyebilir. Bu durumda bir dış otoritenin cezai yaptırımıyla yüz yüze kalman da söz konusu değildir. Ama yeterince olgunlaşabilmişsen, işlediğin suçu hiç kimse görmese, hiçbir ceza söz konusu olmasa bile içinde seni rahatsız eden bir şeylerin kıpırdadığını fark edersin. Kütlesi olmayan ama etkisi dışımızdaki bütün otoritelerin yaptırımından çok daha yoğun bir güç... Ayıbını sürekli hatırlatıp yüzüne vuran, sana hesap soran, uykusuz bırakan, rüyalarına giren bir güç...

İşte bu güç “vicdan” denen şeydir.

Bildiğimiz kadarıyla vicdan, canlı varlıklar içinde sadece insan türünün sahip olduğu bir niteliktir. Bu da onun “akıl”la çok yakından bir ilişkisi bulunduğunu gösterir. Bu özelliğiyle belki de öteki bireylerle birlikte insanın soyunu sürdürmesi yönünde ampirik yolla kazandığı bir donanımdır. Bireyin büyüyüp serpilip ebeveynlerine bağımlılığının ortadan kalkması ve fiziksel anlamda kuvvet kazanmasıyla, ilkel, “davranış › ceza/ödül” mekanizmasının ya da dış otoritenin etkisinin azalmasının olumsuz etkilerini izale eden daha gelişmiş bir mekanizmadır. Vicdanın varlığını belki bununla açıklayabilir, başlıktaki "vicdan gerekli midir?" sorusuna bu açıdan bakıp olumlu cevap verebiliriz.

Ancak bunun yanında, “kimilerinde niçin vicdan yoktur ya da eksiktir?” sorusunun cevabı konusunda benim de pek fazla fikrim yok. Yine “belki” şartıyla devam edecek olursak, bunu da kimi insanların ne kadar yaş alsalar da zihinsel açıdan bir türlü büyüyemediklerini söyleyerek açıklayabiliriz. Hep çocuk kalan, yaşı kaç olursa olsun davranışlarını hep dış otoritenin gücüne ya da içgüdülerinin sevk ettiği doğrultuya göre belirleyen, ebeveynlerinden bir şekilde kurtulmuş olsa bile onların yerine hemen başka güçleri ikame eden “büyük çocuklar”ın sorunudur vicdansızlık ya da vicdan eksikliği...

Aslında görünüşte vicdansızlık daha çok işe yarar. Hayatta kalma mücadelesinde kendinizi fazla sınırlamaz, değer tanımazsanız sınırlayanlara karşı daha başarılı olma ihtimaliniz yüksektir. Ancak bu durumda da ömrünüzün sonuna kadar hep sizden daha vicdansızlarla bitmeyen bir savaşa girmek zorunda kalırsınız.

Vicdan, anahtarı kendi cebimizde olan bir hapisanedir. Tuğlaları deneyimlerin toprağıyla pişirilmiş, parmaklıkları zihinsel olgunluğun demiriyle örülmüş bir tutukevi. İnsan en sıkı korunan hapisaneden bile firar edebilir ama kendi vicdanından asla kurtulamaz. Tabii öyle bir şeye sahipse...

Ve son söz: vicdan inşası öğrenilebilen bir şeydir.

.......

Resim: http://pusce.deviantart.com/art/prison-to-you-78093617

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hatta düşünmemem gerekenleri düşündüğümde çok çakışırız kendisiyle:) ve ben çocukluktan itibaren edinilen öğretilerdir vicdandır diye düşünürüm, önce aile içindeki kurallar, Allah korkusu, sonrasında toplumdaki sınırlar şekillendiriyor vicdan duygusunu ve zaman içindeki bu öğretilen yada dayatılan kurallar bütününün dışına taştığınızı hissettiğiniz anda çıkıyor ortaya, gerekli midir ? bence evet...sevgiler

Dilek Fuçucı 
 01.07.2008 11:31
Cevap :
Çakışabilecek bir vicdan olması yeterli zaten :) Kaynağı ne olursa olsun, insanın öyle bir şeye sahip olabilmesi önemli. Katkılar için çok teşekkür. Çok selam.  01.07.2008 16:02
 

Teşekkür ederim.

Eşit Ağırlık 
 30.06.2008 11:55
Cevap :
Bir teşekkür de benden :) Selamlar...  30.06.2008 18:03
 

sahip oldugumuz en kıymetli şey, terazinin denge unsuru ama dikkatsizce ve farkına varmayan veya önemsemeyen o kadar vicdansız var ki! çok güzeldi , sevgiler.

erol aslan 
 30.06.2008 0:59
Cevap :
Maalesef öyle Erol Bey Dostum. Çok teşekkür ederim. Çok selam...  30.06.2008 18:03
 

Vicdan biçimi insana göre de değişiyor, işine geldiğinde vicdani duyguları tavan yapan işine gelmediğinde de vicdanın v sini unutan gel-git li ikiyüzlü vicdan halleri vardır ki bunun adına vidancılık oyunu denir. Ya vicdan sahibisindir ya değilsindir başka türlüsü kendini kandırmaktan öteye gitmez.... Sevgiler

Meyman 
 28.06.2008 13:04
Cevap :
Eh, en azından vicdancılık oynamaya ihtiyaç duyuyorlarmış o dediklerin :) Ya ona bile gerek duymasalardı? Sevgilerimle...  28.06.2008 20:39
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 431
Toplam yorum
: 4967
Toplam mesaj
: 287
Ort. okunma sayısı
: 3733
Kayıt tarihi
: 30.06.06
 
 

Anahtar kelimeler: Antep, İstanbul, Haziran, İkizler, Beşiktaş, MÜ İletişim Fakültesi, Gazetecilik. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster