Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ocak '10

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
842
 

Vileda & Balık

Vileda & Balık
 

Çok eski zamanlarda,

Tanrı’nın, yarattığı her canlının içine hem iyilik hem kötülük getirecek tohumlar koyduğuna, zaman içinde o tohumlardan hangisi büyürse diğerinin küçüldüğüne inanan bir balık varmış. Bu balık içinde yaşadığı suların, sulara düşen güneşin, güneşin parlattığı taşların hepsine hayranlıkla bakarmış. Balık olduğu için sesi ve konuşup anlatacak kelimeleri yokmuş. Buna rağmen balık sanki onun olmayan sesini, çıkaramadığı kelimelerini duyan birileri varmış gibi mutlulukla ve etrafındaki her şeyle uyum içinde yaşarmış. Balık olmak güzelmiş ona göre. Suyun içinde gezer gezer bildiğinin dışındakilere bakar, görür, öğrenir, öğrendikçe de şaşırırmış. Diğer balıkları izler, suyun altını dinlermiş. Bu balığın duyguları da varmış. Ve Tanrı’nın yarattığı her canlının içindeki iyiliği ve kötülüğü izlermiş.

Yine çok eski zamanlarda,

Bir paspas varmış. Bu paspas diğer paspaslar gibi yaşar gider (çünkü o çok eski zamanlarda paspaslar canlıymış) ama sildiği hiçbir yeri temizleyemezmiş. Aksine değdiği yerlerde iğrenç kokular ve pis artıklar bırakırmış. Paspaslık işini beceremediği için sinirlenir dururmuş. Temizlikte de yaptığı diğer şeylerde olduğu gibi çok iddialıymış gibi davranırmış fakat bir sebepten dolayı yaptığı hiçbir işte iyi olamazmış.

Paspasın böyle olmasının sebebi, Tanrı’nın yarattığı her canlının içine yerleştirdiği tohumlarmış. Bu paspas da her yavru paspas gibi doğup büyüse de, zaman geçtikçe iğrenç doğası yüzünden kötü huylar edinmiş. Paspasın yaptığı birçok kötü şey varmış. Aslında şöyle bir bakınca güzel bir paspasmış. Temizlikte kullanılmaması için hiçbir sebep görünmüyormuş. Değdiği yerleri tertemiz edip, arkasında temiz ve ferah çiçek kokuları bırakmaması için bir sebep yokmuş. Ama bu paspas farklıymış işte. Onun içinde büyüyen tohum, ona hep iyi bir paspas gibi görünüp, insanların ve diğer paspasların onu aralarına almalarını sağlayıp, sonra ona kucak açanlara silip süpürmesi gereken pislikleri oradan oraya dağıtarak kötülük etmesini, onu kabul eden herkesin pislik içinde kalmasını sağlamasını tembihliyormuş devamlı. Dediklerini yaptıkça, o kötülük tohumu devamlı büyüyor, diğer tohumun nefes almasına hiç izin vermiyormuş. İçindeki sese kulak veren bu paspas onun paspaslığına, kir içinde yaşamasına üzülenlere bile güler yüzle yaklaşır, bilmiş bilmiş ortalığı nasıl temizleyeceğini anlatır, bu dünyadaki paspasların içinde en mükemmeli olduğunu iddia edermiş. Onu dinleyenler gerçekten bu işte ne kadar başarılı olduğuna ikna olur, hatta paspasın abartılı böbürlenmelerini arkasına sakladığı sahte içtenliğine inanırlarmış. Bu paspas daha da ileri giderek güvenini kazandığı kişilere temizlik işleri için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç olmadığını söylermiş. Suya sabuna gerek olmadığını, onların iğrenç olduğunu anlatırmış. Paspasın tuzağına düşenler ona inanır, güvenir ve temizliğe ihtiyacı olan yerlerini gösterirlermiş. Paspas ise temizlemesi gereken yerlerde uzun uzun gezer, birçok vaktini orada geçirir, dip köşe o yerin her yanında dolaşır, o yeri adı gibi öğrenirmiş. Gezdikçe de ardında o iğrenç kokuları salar, temizlemesi gereken yeri lekeler, arkasında pislik ve berbatlık bırakır, işi bitince de bu pisliğin sorumlusu olarak başka bir şeyleri suçlarmış. Bunları yapmak için kara büyüler kullandığı bile olurmuş. Bir paspasın ortalığa bu kadar pislik yayabilmesi paspasın ruhundaki kötülükten, rezillikten kaynaklanıyormuş. Hep bir paspas olarak var olmanın ezikliğini yaşadığından içinde oluşan aşağılık duygusu onu her şeyden ve herkesten nefret eder hale getirmiş. Zamanla içindeki kötülük tohumu iğrenç kokulu çürük meyveler vermiş ve paspas kendisi gibi paspas olmayan her şeyi ve herkesi kendisine benzetmeye çalışmayı amaç edinmiş. Bu rezil paspas birçok yeri içindeki pislikle kirletmiş, çok yeri de kirletmeye çalışmış. Hayatı böyle sürüp giderken her yeri kirletme isteğinin çılgınlığıyla gözü dönmüşçesine şirin kahkahalar atarak pislik yayarken içindeki kötülüğün esas kendisine zarar verdiğini anlayamamış bir türlü. Paspasın şurada burada oluşturduğu kirlilik ve zarar telafi edilemez değilken, içindeki kötülüğün oluşturduğu hastalık tedavi edilemez bir hale gelmiş çünkü içindeki kötülük tohumu öyle gelişmiş, köklenmiş ve dallanmış ki her yeri sarmış. Onun içindeki iyilik tohumu ise çoktan elveda demiş bu iğrenç paspasa. Ve o artık çok hastaymış. Hiçbir zaman yaptıklarından pişman olup dönme şansı yokmuş. O, aşağılık duyguyla dışarıyı pislettiğini zannederken, kendi içinde büyüyen hastalığı hiç bilmemiş. Bilmesine de gerek yokmuş çünkü dünya böyle gerile gerile, böbürlene böbürlene ortalığı yalana ve pisliğe boğan paspaslara göre değilmiş. Bu paspas hayatının sonuna kadar huyunu değiştirmemiş. Hem kendine hem de dünyaya faydalı geçirebileceği bir ömrü kendi eliyle çöpe atmış ve son saniyesine kadar da hatasını bilmemiş. O günden sonra sadece bu paspasın düştüğü hatalara düşmeyen paspaslar canlı olarak devam etmişler. Diğerleri ise bir zaman sonra evrim geçirerek cansız viledalar haline gelmişler.

Balıkla paspas arasındaki ilişki ise… Yokmuş. Balık kendi dünyasında sesi bile çıkmadan yaşarken iğrenç bir paspasla ne alakası olabilirmiş ki?

İşte bugünkü dünyada kullanılan viledanın hikayesi buymuş. Ama bu hikayeyi bilmediği için o paspas gibi olmayı seçen bir çokları ileride cansız pislik temizleyiciler haline geleceklerini de bilmiyorlarmış.

Balık ise zaman içinde evrim geçirerek sesine ve kelimelerine kavuşmuş. Gezerken gördüğü ve şaşırdığı hikayeleri ise kuşaktan kuşağa aktarılarak bugünlere gelmiş.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

balık yazısını okurken canlandı gözümde dünyalar güzeli bir balık ...Dedimki kendi kendime bir balık bu kadar güzel anlatılabilir mi? Bu evrenin şifresini çözmüz balık ... evrende kendine yer bulamamış zavallı paspas ...istese girer suyun altına temizler kendini...pisliği seviyor bu paspas...sonunda bu pislik öyle yapışır ki damarlarını hiçbir güzel su çıkaramaz onun kirini..

fatos dasyaka 
 06.02.2010 13:47
Cevap :
Aynen öyle sevgili okurum...Yine de dünya balıkların işte paspaslar da kendi görevlerini yapsınlar balıklar anlıyor onların dedini=)  06.02.2010 19:23
 

ÇELİN ne güzel öyküler bunlar. İzmir'de yazılır da Ankara'da yazılamaz öykü, demek geldi içimden. Bilirsin Ankara soğuk! Oysa roman da öykü de bir tohum gibi ılıman yerlerde gelişir olmalı. Bu yüzden olsa gerek çok özlü kısa şiirleri olsa bile Yakutlar'dan dolayı akrabalarımız arasında gördüğüm Eskimolar ne öykü ne de roman yazabildiler. Olayın içinde ''dil'' adlı bilmece olsa da çevre etkisinin önemli olduğunu düşünüyorum.Burada Ankara'da olsam bile İzmir'de başlayıp gelişen bir uzun öyküm var. Ankara karlar altında. Umarım İzmir'in, Alaçatı ile Karaburun'un ve Akdeniz'in o güzellikleri düşünerek bitirmeliyim ABC'yi... Kutlarım güzel çabalarını ÇELİN...

Ömer Faruk MENCİK YILMAZ 
 04.02.2010 10:12
Cevap :
Teşekkür ederim öncelikle...Ankara'da yazılmasa da üslup öğrenilir demek geldi benim de içimden=)  05.02.2010 19:25
 

Öykünüz mükemmeldi. Anlatım içindeki espri harikaydı. Ben balık ve paspasın birlikte olduğunu düşündüm. Paspas ne kadar uğraşsada pisliğini balığa bulaştıramaz. Balığın içindeki temiz yere dokunamaz. Paspasın ilginç yanı kendinin ne kadar pis olduğunun farkına varmaması. O kadar temiz sanar ki kendini balığı bile inandırırdığını sanır. Aslında balık hep görür. Balık içindeki iyiliğin paspası değiştireceğini sanır. Ama paspas her zaman pisliğini korur. Öyküler böyle siz yazarsınız. Ama yazdıktan sonra sizin olmaktan çıkar. Okuyucunun olur. Okuyucunun algılaması onu çoğaltır. Saygılar , selamlar.

hülyalya 
 03.02.2010 9:25
Cevap :
Çok teşekkür ederim, beğendiğinize çok sevindim ilk yazılarım bunlar benim ve gelen her tepki çok mutlu etti beni. Haklısınız, biz yazdıktan sonra okuyanlara ait olsunlar zaten öykülerimiz. Etrafımızda hep balıklar olsun,paspassız hayatlar herkese =)  03.02.2010 19:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 7
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 263
Kayıt tarihi
: 22.01.10
 
 

Bir varmış, bir yokmuş. Herşey bir varmış, birden yok olmasın diye yazı olmuş. Dünyada o kadar az..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster