Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Aralık '09

 
Kategori
Biyoloji
Okunma Sayısı
1522
 

Virüslerin bağışıklık kazanmaları, Laboratuarda Evrim

Virüslerin bağışıklık kazanmaları, Laboratuarda Evrim
 

Pratik yaşantımızdan bildiğimiz gibi grip, soğuk algınlığı virüsü hasta olmamıza sebep olur. Doktora gidince doktor bize antibiyotik ilaçlar yazar. Bu ilaçları düzenli ve sürekli kullanmamız gerekir. Bir – iki tane alıp ateş düşünce bırakmak daha sonrası için iyi olmaz. Çünkü o durumda henüz vücutta tükenmemiş olan virüsler bağışıklık kazanırlar. Daha sonra yine hasta olursak aldığımız ilaçlar virüsleri öldürmez. Boşuna ilaç almış oluruz. Ama ilaçları düzenli de alsak virüslerin tamamı ölmeyeceği için zamanla yine ilaca karşı bağışıklık kazanırlar. Bu yüzden iyi doktorlar hemen ilaç yazmaya sarılmaz. Hastalığı doğal yollardan iyileştirme çaresine bakarlar. Virüsün bağışıklık kazanması verilen ilacın virüs hücre zarından geçmemesi şeklinde olabilir. O nedenle son zamanlarda virüs zarını delici ilaçlar kullanılmaktadır.

Hayatımızın nasıl evrim geçirdiğini gözlemeye ömrümüz yetmez. Hatta birkeç nesil boyunca izlesek bile yine olmaz. Çünkü biz kendimiz evrimin ürünüyüz. Ancak ömrü bizimkinden kısa başka canlılarda bu mümkün olabilir. Adını hatırlamadığım bir ülkede yalnız doğada yaşayabilen tilkiler –tabi kürkü için- evcilleştirilmeye çalışılıyormuş. Bunun için teke tek kafeslere kapatıp dişileri döllüyorlar. Sonra yavruların içlerinden yalnız insana en çok yaklaşabileni döllüyorlar. Onların da içinden yine insana en çok yaklaşabileni döllüyorlar. Böylece 10-15 sene içinde birkaç nesil giderek kurt köpeğine benzer evcil tilkiler yetiştirmişler. Bu mümkündür. Kim bilir daha bilmediğimiz neler yapılıyor. Tilki kusursuz yaratıldıysa böyle bir şeyin olmaması gerekirdi. Ancak yalnızca huyun değişmesi belki de yaratılışçıların da kabul edebildiği bir değişikliktir. Bir ara tv’de yapılan tartışmaların birinde bir yaratılışçı uzun tartışmalardan sonra türleşme değil ama havuz değişikliklerin olabileceğini kabul etmişti. Türleşmenin kriteri şudur. İki canlı çiftleştiklerinde yavruları olmuyorsa onlar ayrı türdendir. Örneğin bir tavşanla tarla faresinin yavrusu olmaz. Ama kurtla köpek gibi yakın akrabalık varsa yavruları olur. Bu da evrimin bir kanıtı sayılır.

Lederberg Deneyi

Canlılarda evrimi en iyi şekilde bir hücreli canlılarda, bakterilerde görebiliriz. Çünkü DNA’nın çözülme süresi, yeni hücre oluşumu çok kısadır. Bunun için Joshua Lederberg isminde bir Alman bir deney yapmış. Bakterilerin direncinin değişebildiğini gösteren deney evrimin kanıtı sayılmaktadır. Lederberg’in yaptığı deney şöyledir:

Lederberg, ‘petri’ denen 10 cm çaplı bir deney kabı aldı. Buna besin olmak üzere bir sıvı döktü. Bunun üzerine stafilokok bakterileri şırınga etti. Ilık bir ortamda bakteriler çoğalarak kabı tümüyle doldurana kadar bekletti. Gözle görünür bir şekilde kabın içi stafilokoklarla dolmuştu. Sonra bunun üzerine seyreltilmiş penicilin döktü. Sonra üstü kadife kaplı 10 cm çaplı bir tahta kaşe alıp petri kabının üstüne bastırdı. Bakteriler kaşeye bulaştı. Sonra kaşeyi içinde yine yalnız besleyici sıvı olan başka bir petri kabına bastırdı. Bu kabı da bir gün bekletti. Ertesi gün baktığında yalnızca dört noktada bakteri ürediğini gördü. Diğer bakteriler penicilinden etkilenip ölmüş, ama dört noktada bulunan ve peniciline dirençli olan dört bakteri yaşamaya ve çoğalmaya devam etmişti.

Bu deneyin anlamı şudur. İlk kaptaki bakteriler penicilinden etkilenip öldüler. Ancak içlerinden dört tanesi diğerlerinden farklı özelliklerde olduğu için penicilinden etkilenmeyip yaşamaya devam etti. Bu deney geliştirilerek asitten etkilenmeyen bakteri elde edilebilir. Bir petri kabına yine aynı şekilde besin sıvısı döküp bakteriler çoğaltılır. Sonra içine seyreltilmiş asit dökülür. Bakteriler çoğunlukla öleceklerdir. Ancak içlerinden birkaçı özellikleri farklı olduğu için yaşayacaktır. Bunlar alınıp başka bir petri kabında aynı şekilde çoğaltılır. Sonra üzerlerine öncekine göre biraz daha az seyreltilmiş asit dökülür. Bakteriler yine ölecektir. Ancak yine içlerinden bazıları yaşayacaktır. Bunlar başka kaba alınıp üzerlerine yine öncekine göre daha az seyreltilmiş asit dökülür. Aynı şeyler olacaktır. Böyle gide gide öyle bir durum olacak ki dökülen asit seyreltilmese bile içinde bakteriler yaşayabilecektir. Halbuki baştan asit seyreltilmeden uygulansa büyük ihtimal hepsi ölecekti. Bu bakterilerin deney kaplarında bölünme sırasında değişikliklere yani evrime uğradığını gösterir. Acaba yaratılışçıların buna söyleyecek bir sözleri olabilir mi? Yaratılışçıların rastlantı lafına takılıp kaldıkları noktalardan biridir bu. Burada bir rastlantı vardır. Belki deney kabında başka türlü bakteriler de oluştu. Ancak kabın içindeki 100 bin bakteriden ‘rastlantısal’ olarak bu dört bakteri bulunduğu ortamdan etkilenmiyor ve bulunduğu çevrede yaşamaya devam ediyor üstelik bu değişiklik hayatta kalmasını sağlıyor.

Burada özellikle vurgulanması gereken olay, bakteriler üzerlerine asit döküldüğünde değişime uğramıyorlar. Daha asit dökülmeden önce zaten değişmişlerdir. Bu nokta çok önemlidir. Bakterilerin ilaçlara bağışıklık kazanması olayı biraz daha uzun dönemde sivrisineklerin, böceklerin haşarat ilaçlarına karşı bağışıklık kazanmaları olayı ile aynıdır.

Lütfen bu yazıyı DNA yazısı ile birlikte okuyunuz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bakterileri oldurmek icin kullandiklari, uzerine doktukleri sivi penisilin, ekmek kufu gibi, mantar ya da maya gibi bir fungus. Ilginc degilmi vucudumuza bakteri girdiginde, bakteriyi oldurmek icin vucudumuza baska bir canliyi fungusu gonderiyoruz bacteriyi yesin diye :) Bakterinin bir sansizligi var, hucresinde bizim gibi organalleri olmadigindan hemen hepsi birbirinin kopyasi yani pek oyle bizim gibi farkli ve cesitli degil bolundugunde. D. sartlar altinda bakterilerin milyarlarcasi olmeli, oysa insan ayni degil, komplex milyarlarca insani ayni hastaligin oldurmesi ihtimali cok cok zayif. Farkligimiz gucumuz ama tam da ayni sebepten insanlarin bebeklerinin dunyaya gelmesi bakterilerin cogalmasina kiyasla cok uzun zaman, asirlar aliyor.neden mukemmel olmayan degisir diye algiliyorsun, tam cikaramadim.Dunya harika bir mekanizma. Tabiki akilliligin gostergelerinden biri de ne kadar kolay uyum sagladigimizda, degistimizde.Biraz dinlen yazarken:)gercek hayata, sevdiklerine zaman ayir,sevg

Benchwarmer 
 13.12.2009 20:36
Cevap :
Çok güzel bir yorum. Şu son 4 DNA yazısını birlikte çıkarmalıydım. Gerçi bunlar da özet ama birbirini tamamlıyorlar. Mükemmellik konusu şu: Akıllı tasarımcı ve yaratılışçılar bütün canlıları Tanrı yaratmıştır ve mükemmel yaratmıştır diyorlar. Çünkü Tanrı'nın yarattığı bir şey mükemmel olmak zorundadır. Ama mükemmel olan birşey değişmez, bozulmaz yani evrime uğramaz. Ama o düşüncedeki çelişki olarak hücre yapısının değişmesiyle kanser olabilir. Çünkü kanser DNA'nin değişmesi yüzünden oluyor. Kanser inkâr edilemeyecek şekilde gözümüzün önünde duruyor. Hani DNA ve insan değişmezdi? Bundan başka kanser olmasa bile insan zamanla DNA ipliğinin çözülmesi yüzünden yaşlanıyor ve ölüyor. hücrelerimiz bölünerek yenilenirken bir yandan da ölümümüzü hazırlıyor. İnsan ve DNA mükemmel olsaydı bozulmazdı. Biz de ölmezdik. Evet, çok iyi, harika, müthiş bir mekanizma ama mükemmel değil. Hatta kusurlu ve eksik yerleri bile var. Teşekkür ederim sohbetci abla :).  13.12.2009 23:16
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 125
Toplam yorum
: 274
Toplam mesaj
: 43
Ort. okunma sayısı
: 6424
Kayıt tarihi
: 18.11.09
 
 

İstanbul 1980 doğumluyum. Yüksekokul mezunuyum. İstanbul'da oturuyorum. Dünya ve çevre hakkında düşü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster