Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '18

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
86
 

Viyana'dan Karlofça'ya (1683-1699) - İç ve Dış Cephelerin Çöküşü ve Bozgunlar

Viyana'dan Karlofça'ya (1683-1699) - İç ve Dış Cephelerin Çöküşü ve Bozgunlar
 

*Viyana'dan ayrılış.

Ordu Viyana önünde yenilmişti.

Düzenli bir geri çekilme mümkün olmamış, bozgun başlamıştı. Olayı yaşayanların anlatımıyla herkes her şeyini bırakarak "birer kuru başları ve akan kanlı yaşlarıyla" canını kurtarmaya çalışmaktaydı.

Yenilgi korkunçtu ama bir yenilgiyle Osmanlı'nın Orta-Avrupa'dan atılması mümkün değildi. Osmanlı hala güçlüydü ve 16 yıl boyunca direnecekti.

Direndi de. Ancak ne kadar fedakarlık yapılırsa yapılsın başarı şansı kalmamıştı çünkü temel dengeler Osmanlı Devleti'nin aleyhine değişmişti..

*Değişen dünyaya uyum sağlayamayan devlet-Osmanlı.

Habsburg monarşisi Viyana zaferiyle Avrupa'nın en güçlüsü olmuştu. Batı çoktandır her alanda teknik üstünlüğü ele geçirmişti. Habsburglar bu teknik üstünlüğün motoru durumundaydı.

XIV. Louis'in Avrupa hegemonyası bile sona ermişti.

Artık Avrupa'da Habsburglar yararına yeni bir kuvvetler dengesi oluşmuştu ve Habsburg'ların can düşmanı Osmanlı Devleti'ydi.

Bu düşmanlık ve doğu-batı arasındaki mücadele elbetteki yeni değildir. 1526 yılında Kanuni'nin Mohaç zaferiyle başlamış ve o günden beri Macaristan hakimiyeti üzerinden sürmekteydi. Yeni olan Habsburgların artık kendileri önderliğindeki Avrupa'nın Tükleri yenebileceğine ve Avrupa'dan atabileceğine inanmalarıydı.

Viyana yenilgisi Avrupalılardaki "Türkler yenilmez" algısını sona erdirmiştir.

Osmanlı Orduları teknik üstünlüğünü kaybetmiştir. Avrupa askerlerinin elinde uzun menzilli "yivli" tüfekler, Osmanlı askerinin elinde hala "kaval" tüfekler vardır. Avusturya ordusuna karşı savaşan Osmanlı Komutanları, askerin canı pahasına savaşmasına rağmen, teknoljiyi yenemediklerini çok kez rapor etmişlerdir.

"Düşmanın ateşbazlıkta mahareti" sayıca üstün Osmanlı ordularını yıldırmıştır. 

Osmanlı Devleti'nin düzeni bozulmuştur. Bu bozulma kaçınılmaz olarak cephelere yansımıştır. Denir ki "Barışta bir tımara 10 asker sahip çıkarken, savaş zamanı geldiğinde 10 tımar bir asker çıkaramaz" duruma gelmiştir. Ordunun kan damarları kurumuştu.

Fatih zamanında savaş meydanlarında erlik gösteren yiğitlere verilen tımarlar, rüşvet ve iltimasla, haremdeki kadınlar da dahil olmak üzere hak etmeyenlere verilir olmuştu. Bozulma Kanuni'nin son dönemlerinde başlamış, yüz yılda devleti çürütmüştür.

Padişah'ların otoritesi sarsılmış, başlar ayak, ayaklar baş olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin ekonomisi çökmüştür. Bitmek bilmeyen savaşlar hazineyi tam-takır, kuru-bakır yapmıştır.

16 yıl süren mücadelenin sonunda, Osmanlı Devleti Avrupa'da oluşan yeni dengeyi ve Batının teknik üstünlüğünü kabullenmek zorunda kalacaktır.

Karlofça Anlaşmasıyla Osmanlı Devleti ilk kez toprak kaybetmiş, duraklama döneminden gerileme dönemine girmiştir.

Tarihimizin bu güç dönemindeki süreci etkileyen önemli olaylara bakalım.

*Mukaddes ittifak.

1684 yılında Avusturya, Lehistan ve Venedik Mukaddes İttifak anlaşmasını imzaladı. Malta da ittifaka katıldı.

Fransa İttifak'la çekişmeyi bırakarak İttifak yararına tarafsızlık politikasına döndü.

Papa İttifakın gerçekleşmesinde önemli rol oynadı. Orduların donatılması için büyük para yardımları yaptı.

Müttefikler Rusya'yı da aralarına alıp, özellikle Osmanlı'nın kader ortağı geleneksel müttefiki Kırım Hanlığına saldırtmak istiyorlardı. Amaç Kırım ordusunun Avrupa'da Osmanlı Devleti'ne yardıma gelmesini engellemekti.1686 yılında başardılar.

Kırım ordusu Osmanlı Devleti'nin bir bağlısı olarak Osmanlı nerede savaşırsa oraya çağrılır ve giderdi. İlişki bir bağlılıktan çok gönülden gelen ve inançla desteklenen bir kader ortaklığıydı. Bu tarihten sonra, Kırım Tatarları bir yandan Osmanlı ordularının Orta Avrupa'daki savaşlarına katılırken diğer yandan ülkelerini Ruslara karşı savunmak zorunda kaldılar. Bu durum Osmanlı-Kırım ilişkilerinde çatlaklara yol açtı.

Osmanlı-Kırım ilişkileri ayrı bir konu olarak ele alınacaktır. 

Avusturya, Macaristan'da; Lehistan, Podolya ve Moldavya'da; Venedik Mora'da saldırıya geçti.

Haçlı seferi başladı.

*Savaşın ilk yılları.

Osmanlı orduları Macaristan'da yenilgilere uğradı. Pek çok toprak kaybettik. 

Kuzey cephesinde Kırım Hanlığı Rusya ve Lehistan'a karşı uzun süre başarıyla ülkesini savundu. 

Osmanlı Devleti Arupa'nın yüklenmesi karşısında Macaristan'da tutunamayacağını anladı. 1685 yılında barış istedi. İçeride de düzen bozulmuştu.

Avusturya kabul etmedi. Savaş sürdü.

*İç cephenin çökmesi.

1687 yılında Osmanlı ordusu Şikloş ovasında ağır bir yenilgiye uğradı. Şikloş Mohaç'a yakın bir yerdi. Bu nedenle Hıristiyanlar Mohaç'ın intikamını aldıklarını söylediler.

Düşman yolları kesmişti. Eğri'ye yiyecek ve yardım götürmekle görevlendiren askerler, "bile bile ölüme gitmeyiz" diyerek isyan ettiler. Askerin gözü Avusturyalıların silahlarından yılmıştı.

Küçük bir birliğin isyanı bütün orduya yayıldı.

Çaresiz kalan Sadrazam sancak-ı şerifi alarak kaçtı.

İsyancılar padişahı tahttan indirmek için İstanbul'a yürüdüler..

Cephe ordusuz kaldı.

Padişah paniğe kapıldı. İsyancıların elebaşına önce seraskerlik (cephe komutanlığı), yetmeyince sadrazamlık verdi. Asilerin istediği herkesi idam ettirdi. 

Ayaklar artık baş olmuştu.

İsyancılar durmadı. Padişah IV. Mehmed'i tahttan indirerek II. Süleyman'ı tahta çıkardılar.

Devletin otoritesi sıfırlanmıştı.

Avusturyalıların işi kolaylaştı, ilerlemeye devam ettiler. Eğri Kalesi düştü. Macaristan tümüyle elden çıktı. Avusturya ordusu Balkanlar'ın kapısı Belgrad'a dayandı.

İstanbul yangın yeriydi. Asiler ortalığı haraca kesiyorlardı. Halk evine kapanmıştı, can ve mal güvenliği kalmadığından sokağa çıkamıyordu.

Devlette para yoktu. Varlıklı kişilerden defalarca "imdadiye" alındı. Devlet askerin eline alacağını gösteren bir kağıt veriyor, asiler gidip zenginlerden zorla alıyordu. Vermeyenler öldürülüyordu. Kaçabilenler İstanbul'dan kaçtı.

Zor bir kıştı 1687 kışı.

Çaresiz devlet adamları sefer zamanı olan bahar aylarının gelmesini bekliyordu. "Bu azgın taifeyi gavur ağzına vermek" çare olarak görülüyordu.

Asilerin ise sefere gitmek gibi bir niyetleri yoktu.

1688 yılı Nisan ayında tekrar ayaklandılar. 

Baştan beri kendi yanlarında olan ve bu sayede sadrazamlığı eline geçiren, kendi başları Sadrazam Siyavuş Paşa'yı ve Yeniçeri Ağasını öldürdüler. Dükkanları soymaya başladılar. Bardağı taşırdılar.

"Nefir-i am", halkın da katılımıyla "topyekün savaş" ilan edildi. Halk ayaklandı. Sarayın ve askerin bir bölümünün işbirliğiyle asiler yok edildiler. Anadolu ve Rumeli'deki asiler de halkın yardımıyla temizlendiler. "Tırpanlı reaya" asileri ezdi.

Osmanlı çaresizdi. Tekrar barış istedi. Görüşmelerde Mukaddes İttifak öyle çok şey istedi ki Osmanlı elçileri muhataplarına "İstanbul'u neden istemiyorsunuz" diye serzenişte bulundular. 

Savaş devam etti.

1689 yılında Padişah II. Süleyman bizzat sefere çıktıysa da sonuç değişmedi. Gerileme sürdü. Askerin morali çok bozuktu ve Padişah'ı bile dinlemez olmuştu. Düşman Balkan geçitlerine dayanmıştı. Padişah Sofya'dan ayrılıp Edirne'ye döndü.

Rumelideki müslüman halk kitleler halinde İstanbul'a doğru göç yollarına düştü.

Balkan savaşlarına kadar sürecek geriye göçün başlangıç dalgasıydı bu.

*Devletin toparlanması.

Bu sıkıntılı dönemde iki büyük devlet adamının devleti "tam çöküşten" kurtardığı kabul edilir.

Bunlar Kırım Hanı Selim Giray ve Köprülü Fazıl Mustafa Paşadır.

Han Selim Giray durumun düzeltilmesi için önerdiği akıllıca tedbirlerle Padişah nezdinde en çok değer verilen devlet adamı oldu.

Yaptığı hizmetler Osmanlı-Kırım Hanlığı ilişkileri konusunda irdelenecektir.

Fazıl Mustafa Paşa 1689 yılında Sadrazamlığa getirildi.

İçerde düzeni sağladı. Askerin morali yükseldi.

1690 yılı muharebeleri Mukaddes İttifak için iyi geçmedi. İttifak "acaba" duygusuna kapıldı.

Osmanlı ordusu başarılar elde ettiyse de, kaybedilen toprakların hepsini geri almak mümkün olmadı. Bu arada Begrad'ın geri alınması önemliydi.

Tam çöküşün kıyısından dönen devlet biraz nefes aldı. Mücadele gücünü geri kazandı.

*Fazıl Mustafa Paşanın Şehadeti.

1690 yılındaki başarısızlıklarını dikkate alan Mukaddes İttifak 1691 yılına iyi hazırlandı.

Osmanlı da hazırlıklıydı.

Fazıl Mustafa Paşa 1691 yılında Macaristan seferine çıktı.

Başlangıçta işler iyi gitti. Ancak Slankamen'de kesin sonuç muharebesinde bir talihsizlik oldu. Gün boyu süren muharebede zafer bizden yana görünüyordu. 

Ordunun sağ kanadında bozulma belirtileri görüldü. Fazıl Mustafa Paşa sağ kanadı desteklemek için merkez kuvvetiyle savaş alanına girdi. 

Alnından vurularak şehit düştü.

Ordunun savaşma gücü kırıldı.

Geri çekilme başladı.

Bu muharebeye katılması beklenen Kırım askeri zamanında cepheye yetişemedi. Kırım Rus tehdidi altındaydı ve Tatarlar Avrupa savaşlarına katılmakta çok isteksizdi.

Sadrazamın canını esirgemeden muharebe meydanına bizzat girmesi devletin kaybedilen toprakları geri almak için canla başla çalışmasının göstergesi olarak kabul edilmelidir.

*Macaristan cephesinde durgunluk-Kuzeyde yeni cephe-Azak kalesinin düşmesi.

Orta-Avrupa'daki savaş 1696 yılına kadar küçük çaplı sınır çatışmalarıyla sürdü. Taraflar yorgundu ve sonuç alıcı hamleler yapacak halleri yoktu.

Şimdi kuzeydeki tehlike giderek büyüyordu.

1695 yılında Ruslar Azak Kalesini kuşattı. Alamadı.

Kırım Hanları çoktandır Osmanlı devlet adamlarının dikkatini kuzeyde gelişen tehlikeye çekmekteydiler. Osmanlı da durumun farkındaydı ancak iki cepheye birden gücü yetmiyordu ve önceliği Avrupa cephesine vermekteydi

Rusya gelişmekteydi. Çar I. Petro Karadenize inmek oradan daha güneye yönelmeyi planlıyordu.

1696 yılında daha kapsamlı bir hazırlıkla Azak Kalesini yeniden kuşattı.

İstanbul Karadeniz'e, dolayısıyla İstanbul'a yönelen tehdidin bilincindeydi. Kale Osmanlı'nın katılmış toprağı statüsünde olduğundan savunma sorumluluğu Osmanlı Deveti'nindi.

Kaleye takviye kuvvet ulaştırılamadı. Kırım Hanlığından da yeterli yardım alınamadı. Kale düştü.

Karadeniz'in anahtarı artık Rusların elindeydi.

Bu kayıp iki önemli gelişmeyi simgeler.

Birincisi, daha düne kadar Kırım Hanlığına yıllık vergi veren Rusya, kendisini Osmanlı'nın bir kalesini kuşatıp alacak kadar güçlü görmeye başlamıştı.

İkincisi, Karadeniz ve Kırım Rus tehdidi altına girdi.

Kırım Hanlığının askerleri "hafif süvari" askerlerdi. Ateşli silahları yoktu. Seferde Osmanlı Ordusunun öncü birliği görevini üstlenirlerdi. Düşman gerilerine akınlar yaparak lojistik desteğini keserler, gerileri yağmalarlardı.

Ne kadar kahraman olurlarsa olsunlar toplu-tüfekli Rus ordusunu yenemezlerdi. Artık Osmanlı'nın Kırım'dan yardım alma dönemi bitmiş, Kırım'a kuvvet göndererek yardım etme dönemi başlamıştı.

*Zenta felaketi-Savaşın sonu.

Padişah II.Mustafa 1697 yılında 80.000 kişilik güçlü bir orduyla Macaristan seferine çıktı. 

Sefere çıkan son Padişahtır.

Erdel'e yürümeye karar verildi. 

Tisa nehri üzerinde "Zenta" denilen yerde ordu nehri geçmeye başladı.

Düşman yakın takipteydi ve casusları kanalıyla Osmanlı ordusunun niyetini öğrenmişti. Ordunun tamamı nehri geçmeden saldırdı. Ordu ikiye bölünmüş oldu.

Yenilgi korkunçtu. 

Karşıya geçen, Sadrazam Elmas Mehmed Paşa, bir çok paşalar ve beylerbeyleri ile pek çok asker kaybedildi.

Ordusunun nehrin karşı yakasında ezildiğini gören ancak bir şey yapamayan Padişah geri çekilmeye karar verdi. Acı büyüktü.

İstanbul'a dönünce devlet işlerinden kendisini soyutlayıp kabuğuna çekildi.

Osmanlı Devleti Zenta yenilgisinden önce kaybettiği Avrupa topraklarını geri alabileceğini düşünüyordu. Zenta bu ümidin söndüğü yer olması nedeniyle dönüm noktası niteliğindedir.

*Barış.

Taraflar mevcut dengeyi değiştiremeyeceklerini görmüşlerdi.

Tarafların elçileri "herkesin elindeki kendinde kalacak" prensibiyle Karlofça'da görüşmelere başladılar.

İttifakın Rusya dışında kalan üyeleriyle anlaşma imzalandı. 16 senelik uğraşı sonunda varılan denge taraflarca onaylandı. (1699)

Avrpa'da oluşan yeni güç dengesi kabul edilmiş oldu.

Ruslarla 1700 yılında anlaşmaya varıldı.

Azak Kalesi Ruslara bırakıldı.

Rusların Kırım'a karşı olan her türlü bağımlılığı yok edildi. 

Rusya'nın Osmanlı Devleti ile eşitliği kabul edilmiş oldu.

Osmanlı-Rus-Kırım ilişkilerinde yeni bir dönem başladı.

*Sonuç.

1683-1699 savaşları Osmanlı Devleti ve Kırım Hanlığı açısından ağır sonuçlarla bitti.

Osmanlı gerilemeye başladı.

Kırım Rus tehdidine açık hale geldi. Yüz yıl sonra 1783 yılında Rusya Kırım'ı işgal edecektir.

 

Not: Yazıdaki "factual" olaylar Halil İNALCIK'ın, DEVLET-İ ALİYYE, Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar, adlı eserinin III. cildinden alınmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 78
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1643
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster