Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Ocak '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
299
 

Vurulduk

Uluslurarası terörün çirkin yüzü, dün bir kez daha sahneye çıktı.

Renk, ırk, din, dil, cinsiyet ve milliyet farkı gözetilmeksizin, hiçbir insanın, şu dünyada sahip olduğu tek değerine, yaşam hakkına kastedilmemelidir. Yaşamak, bir insan olarak herkesin hem hakkı, hem görevidir. Yaratıcı dışında bu kutsal hakka kimsenin ne el, ne dil uzatması, hiçbir kitapta yazmaz.

Bu bağlamda fakir bir çobanla, zengin bir işadamının, bir kızılderiliyle Galler prensinin benim gözümde zerre kadar bir farkı yoktur. Hepsine aynı mesafede, aynı eşitlikte, aynı yakınlıkta vaya aynı uzaklıktayım. Hangisinin canına bir zarar gelse, bir daha geri getirilmesi imkânsız olan bir hayatın sönmesinden dolayı aynı ıstırabı duyarım.

Bir ünlüyle gariban arasında da can taşıması açısından bir ayırım yapmayı kabul edemem. Sadece kendisinden yararlanma imkânından mahrum kalındığı için, yeri doldurulamayacak bilge kişilerin ölümlerine biraz daha fazla üzülürüm.

Hırant Dink, yetmiş milyon nüfusun içinde, hemen her gün üçünü beşini kara toprağa vermeye alıştığımız ve neredeyse kanıksadığımız dalyan gibi genç askerlerimizden daha değerli, daha faziletli, daha öncelikli bir Türk vatandaşı değildi. Ama onun öldürülmesine, çok daha fazla üzüldük, çok daha fazla acıdık, çok daha fazla benimsedik, çok daha fazla duygulandık, çok daha fazla sahiplendik.

Olayın ertesinde Taksim'de toplanan vatandaşlar, hepimiz Hırant'ız, hepimiz Ermeniyiz, diyecek kadar galeyana geldiler. Gazeteler, "Hırant Türkiye'dir", bu kurşun "Hıranta değil, Türkiye'ye sıkılmıştır" diye manşet attılar. Bizi bu kadar heyecanlandıran, kendimizden geçercesine elele kenetlenmemize ve yekvücut olmamıza sebep olan şey neydi?

Hiç kuşku yok ki, Hırant'ın tetiğini çeken katiller, bizi son zamanlardaki dağınıklıktan kurtarmak, birbirimize bağlamak, ayrılıkçı kafalarımızı toparlamak, eften püften sebeplerle birbirimize karşı takındığımız olumsuz tavırları ortadan kaldırmak istemiyorlardı.

Onlar tam tersine, bu memleketin bölünmesi, parçalanması, zayıf düşmesi ve yokolup gitmesine bıyık altından gülecekleri güne hasret çekenlerin ta kendileriydi. Güçlü bir Türkiye, Ortadoğu'da söz sahibi bir Türkiye, coğrafyaların oluşmasına veya karışmasına etki eden bir Türkiye, onların işine gelmezdi.

Dışarıda, yıllardır başbelâsı bir PKK terörüyle, Avrupa Birliği'yle, Amerika Birleşik Devletleri'yle, Ortadoğu ülkeleriyle, sınır komşularıyla, dengelerin püf noktası İsrail'le, bir insanlık dramının yaşandığı Irak'la, Kerkük'le boğuşmak zorunda kalan, buna rağmen içeride İmam Hatıp Lisesi, başörtüsü, cumhurbaşkanlığı seçimi gibi incir çeğirdeğini doldurmayacak basit meseleleri dağ gibi büyüterek çalkalanan toplumuyla, yine de ayakta durmayı başaran bir Türkiye, göze pek hoş görünmemiş olacak ki, çok kritik bir noktadan etkisiz hale getirilmek istendi.

Bu kadar karmaşık olayı tek kelimede özetleyen Posta gazetesinin genel yayın yönetmeni ve editörlerini kutluyorum. Gerçekten onların dediği gibi, bizi ta yüreğimizden, canevimizden "VURDULAR"

Biz Türkiye olarak dünyada , mertçe, cesurca, yiğitçe, daha doğrusu insanca her dalda oynamaya hazır olduğumuzu gösterdik. Her oyunun farklı kuralları vardır. Bu kurallar içinde yapılmaması gereken yasaklar da bulunur... İhtar, sarı, kart, kırmızı kart, diskalifiye gibi cezaları olan yasaklar...

Oysa bize reva görülen oyunun kuralları değil, oyunun yasak hareketleri de değil. Oyun içinde başka bir oyun. Punduna denk getirildiğinde, kalp nahiyesine saplanan bir bıçak darbesi... Uluslararası hiçbir kuralda ne yazılı, ne sözlü böyle bir davranış yok. Elbette ki bunu yapanlar, oyun dışı olduğunu bile bile, sadece ve sadece bize kasdettikleri için bu iğrenç cinayeti işlediler. Bir insanın en zayıf noktasının neresi olduğunu iyi bilen profesyonel katiller gibi, Türkiye'nin en zayıf noktasını seçtiler.

Şükürler olsun ki, hepimiz bunun farkındayız. Aksi bir düşünce kimsenin aklının ucundan bile geçmiyor. Kenetlenmemiz, tekvucut olmamız bu yüzdendir.

Aynı kararlılığı her olayda gösterebilirsek, aynı gücü her ihtiyaç duyulduğunda sarfedebilirsek, aynı yumruğu her gerektiği yer ve zamanda vurabilirsek, bu ülkenin dimdik ayakta kalmasını kimse engelleyemez.

Basın'ımızı gösterdiği bu kararlılıktan dolayı da ayrıca kutluyorum. Bugün gazetelerin manşetleri, sanki kendi içinde hacmi küçük, anlamı büyük bir makale oluşturdu. Umarım bu kalleşliği yapanlar, satır aralarını iyi okumuşlardır.

Atılan manşetlerin hepsine aynen katılıyorum. Sadece bir konuya itirazım var. Bu âdî cinayeti planlayıp işleyenler, bunun bir ihanet olduğunu farketmeyecek kadar zavallı olamazlar. O yüzden onlara hitaben, "hâin" kelimesini kullanmak, onlara bir övgü gibi gelebilir.

Ayrıca, "elinize ne geçti, bir yerinize kına sürün, eserinizle gurur duyun gibi, kelimeler de onlar için, sırt sıvazlama yerine geçecek cümlelerdir.

Can'a can katmayı, insan yaşatmayı öğrenememiş zavallıların, hayatı yaşanır kılmak için uğraş verme faziletinden haberi olmayan mahlûkların, can yakmak ve can almaktan başka marifeti olmayan cânîlerin, ortaya çıkan bu vahşet tablosuna eser diye bakıp maalesef kendilerine pâye çıkaracakları unutulmamalıdır.

Dileğimiz, bu acı olayın, bir sürecin başlangıcı olmaması, tam tersine pek çok olayın bitiş noktası olmasıdır.

Bunu sağlayacak tek güç, bugün gösterdiğimiz birlik, beraberlik ve kararlılık anlayışıdır. Cesaret ve metanet dolu dik ve onurlu bir duruşla bütün dünyaya karşı hep ayakta olalım.

Hırant'ın ruhu şad olsun, toprağı bol olsun. Türk milletinin başı sağolsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 955
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster