Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Mayıs '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2719
 

Vurun Kahpeye

Yazarı: Halide Edip Adıvar 

Halide Edip 1882-1964 yılları arasında yaşamış, Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’ün karargâhında görev yapmıştır. 1950-1954 yılları arasında milletvekili olmuştur. Yaşadığı dönemin içinde Cumhuriyetin kuruluşuna ve inkılâplara şahit olmuştur. 

İşgal altındaki ulusumuzun durumu Halide Edip’in bu eserine yansımıştır. Halide Edip, Kurtuluş Savaşı yıllarından sonra toplumsal alana yönelmiş ve vatan sevgisi ile kurtuluş öyküsünü destanlaştırmıştır. 

Olaylar, Kurtuluş Savaşı döneminde geçer. Ülkemiz işgal altında Osmanlı çökmüş, Kuvayı Milliye güçleri, ulusu kurtarma çabasındadır. Halk korku içinde yaşamaktadır. Olayın geçtiği kasaba, Yunan askerlerinin işgali altındadır. Aliye büyük bir şehir olan İstanbul’dan Anadolu’nun küçük bir kasabasına öğretmen olarak gelir ve halkı eğitmeye çalışır. 

Özet: 

“Toprağınız toprağım, eviniz evim, burası için, bu diyarın çocuklar için, bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım Vallahi ve billahi.”

İstanbul’dan Anadolu’ya gelmiş idealist bir öğretmen olan Aliye, birçok cephede savaşmış talihsiz bir yüzbaşı ile veremli bir kadının çocuğudur. Annesini küçükken kaybeder. Bütün çocukluğu Darülmuallimat’ın tahta sıralarında geçer. Bütün yetim kızlar gibi şefkati ve sevgiyi baş hademede bulur. 

Son senesinde genç bir hocasının “Anadolu’da çalışınız!” fikrini benimseyip diplomasını alır almaz, Anadolu’ya gitmek için Maarif koridorlarında dolaşır. Başkalarının İstanbul dışına çıkmamak için her türlü alçalmalarına küçümser gözlerle bakar. Anadolu’ya gitmek için ısrar eder. Ve nihayet kimsenin gitmediği bir kasabaya öğretmen olarak atanır. 

Köye gelince Maarif Müdürüyle görüşüp kendine kalacak yer ayarlar ve Ömer Efendi’nin evini bulur. Ömer Efendi ve eşi Gülsüm hala Aliye’yi ölmüş kızlarının yerine koyarlar ve çok severler. 

Mektep, pis ve karanlık toprak avlusu ile kokusuna mani olamadığı kırık kapılı helâsı olan bir yerdir. İkinci muallim olan Hatice Hanım sürekli sigara içen, sürekli elindeki sopayla öğrencileri azarlayıp döven biridir. Buradaki öğrencilerin çoğu hasta, soluk suratlı, kızlar açınacak kadar siliktir. Oğlanlar saldırgandır. Bir de kasabanın esnaf ve memurlarının çocukları vardır ki, bunlar diğer çocuklar üzerinde otorite kurmuş zorba ve şımarık çocuklardır. 

İlk haftalarda, köy ağasının oğlunun, diğer bir çocuğu hırpalaması üzerine Aliye öğretmen araya girerek, köy ağasının oğluna, “akıllanıp uslanasıya kadar okula gelmemesini” söyleyerek evine gönderir. Bunu duyan çocuğun babası okulu basıp, Aliye öğretmene haykırarak, “Ne hakla oğluma bu muameleyi yaparsın?” diye bağırır. Aliye öğretmen ise, “Siz kimsiniz? Ne hakla kapıyı vurmadan giriyorsunuz, derhal sınıftan dışarı çıkınız! Kasaba demek siz demek değilsiniz. Ben Anadolu’ya çocukları okutmak için geldim. Çıkınız beni Maarif Müdürüne şikâyet ediniz. Ben de bir kadın mektebine, evin odasına girer gibi dalan, ne söylediğini bilmez bir tarzda gelen sizi şikâyet edeceğim. Çabuk çıkın!” diyerek karşılık verir. Bu olay kasaba üzerinde büyük yankı yapar. Bugüne kadar kimse eşrafa böyle davranmamıştır. Bu olayı Aliye evde Gülsüm ana ve Ömer Efendiye anlatır ve onlara yemin eder: 

“Toprağınız toprağım, eviniz evim. Burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiçbir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve billahi.” 

Hakikaten, Aliye bütün dedikodulara rağmen şevkle çalışıp, takdir toplar. Bütün kasaba onu konuşur. Aliye çocuklara marşlar öğretip, bayraklarla caddelerde dolaştırıp, milli marşlarla halkın duygularını ve milli hislerini coşturur. 

Maarif müdürünün şüpheli yardımları ile Hüseyin Efendinin tehlikeli öfkesi karşısında halk arasında saygı kazanır. Mektepte çocuğu olan her ana ona büyük bir muhabbetle sarılır. 

Hüseyin Efendi Aliye’yi ister fakat Aliye bu isteğe şiddetle karşı çıkar. Sıra ile eşraf oğulları birer birer Aliye’yi ister. Aliye ise hepsini reddeder. Maarif Müdürü ise, iyice ümitlenip, “Bana âşık olduğundan, gençleri reddediyor, ” diye düşünmektedir. Daha sonraları Aliye’nin modern görüntüsünden rahatsız olan Hacı Fettah Efendi ve Ferit Paşa hükümetine bağlı olanlar, Aliye Hanım’a cephe almaya başlamışlardır. Camiden çıkan ahalinin önünde Hacı Fettah Efendi “Namahrem yüzü gözü açık, bunları parçalamalı…” diye bağırır. Aliye’nin etrafını sarmışlardır ki, tam o sarada Kuvayı Milliye birlikleri ve Komutanı Tosun Bey kasabaya gelir. Ahaliyi toparlar ve ihtiyaçları için onlarla konuşur. Daha sonra Tosun Bey Ömer Efendi’nin evinde ağırlanır. 

Tosun bey Yunanlılara karşı çetesiyle birlikte dağlarda dolaşmakta ve Yunanlıları yurttan atmak için çareler aramaktadır. Herkes ondan korkmaktadır. Ömer Efendinin Evinde Tosun Bey ve Aliye ayrı yerlerde, birbirlerini görmeden yurdunu kurtarmak için çareler ararlar. Ömer Efendi Tosun Bey’e, Hacı Fettah’ın, “Aliye’yi yüzü gözü açık diye parçalatacağını, böylelerinin yok edilmesi gerektiğini, ” söyleyerek ahaliyi Aliye Öğretmene karşı kışkırttığını söyler ve Tosun Paşa’dan yardım ister. 

Tosun Bey, Aliye hastayken Mektebi ziyaret eder. Hatice Öğretmenle konuşur. Hatice Hanım: “Benim sınıfta her çocuk namaz surelerini bilir. Hiç olmazsa Amme Cüzünün sonuna kadar ezberler. Yeni hanımlar hep dinsizlik, milliyetsizlik öğretiyorlar. Ben dokuz yaşında kızların bile yüzlerini siyah peçelerle kapadım. Hâlbuki İstanbul’dan gelen yeni öğretmen kendi yüzleri açık geziyorlar. Şimdi 13 yaşındaki kızlar başını açıyorlar. Artık şimdi bunun terbiyesini de inşallah siz verirsiniz, ” diye Aliye’den şikâyetçi olur. Tosun Bey Hatice öğretmene sert sert bakarak, “Namus kadının yüzünü açıp açmamasında değildir. Din de peçe demek değildir. Hoca hanımın yüzü açık diye kasabanın hücuma hakkı yoktur!” diye çıkışır. Daha sonra Ömer Beyin şikâyetiyle, Fettah Efendiyle de konuşur. Bunun üzerine Hacı Fettah Efendi ve arkadaşları Tosun Bey hakkında dedikodular çıkarıp, elimizden topraklarımızı alacak diye köylüyü ayaklandırır. 

O zamanlar Kuvayı Milliye’nin ihtiyaçları halktan karşılanmaktadır. Tosun Bey de çetesinin ihtiyaçları için kasaba halkandan yardım ister. Bunu fırsat bilen Hacı Fettah Efendi halkı, “Topraklarımızı elimizden alacak!” diye ayaklandırır. Eşrafın ileri gelenlerinin işine gelmez Tosun Beye yardım etmek. Ve eşlerini Aliye öğretmene yollayarak ondan yardım isterler. Aliye’ye askerlerin ahaliyi dövdüğünü kasabalıdan binlerce lira istediklerini anlatırlar. 

Bunun üzerine Aliye bir hışımla Tosun Bey’e gider ve duyduklarını söyler. Durumun Hacı Fettah Efendinin anlattığı gibi olmadığı ortaya çıkar. Günlerdir onu arayan Tosun Bey, köye bu kadar bağlı bir öğretmeni köylüsünden ister ve nişanlanırlar. Yunanlıları durdurup sonra evleneceklerini söyler. Daha sonra köyden ayrılır. Bu durumdan memnun olmayan Hacı Fettah ve Hüseyin Efendi boş durmayarak, “O kahpeye şeriat burada cezasını verecek!” diye iki yobaz Yunan karargahına giderler. Askeri planları açıklayıp Yunanlılara yardım ederler. Yunanlılar bir sabah alaca karanlıkta bu yöreye girerler. Fettah Efendi onları karşılar. Yunan komutanı kasaba hakkında bilgi toplamış. Zenginleri teyit etmiş kendi ne bolca para toplamak peşindedir. Mektebi askerler dağıtmıştır. 

Aliye komutanla konuşur ve mektebi tekrar açtırır. Gördüğü güzel Aliye öğretmene âşık olan Komutan Domyanos Aliye’ye evlenme teklifi yapar ve Aliye şiddetle karşı çıkar. Daha sonraları Hacı Fettah’ın şikayeti ile Kuvayı Milliyelerin kasabadaki temsilcisi olan Ömer Efendi tutuklanır ve Atina’ya sürgün edilir. Hacı Fettah Efendi bunla yetinmeyip, Yunan Komutana, Tosun Paşanın Aliye için geri geleceğini, o zaman onu yakalayabileceğini söyler. 

Yunan komutanı, Aliye’nin kendisi ile evlenirse, babası Ömer Beyi kurtaracağını hatta Yunun kuvvetlerini Türkiye’den çekeceğini söyler. Aliye bunları kabul etmez. Başka çareler arar. Hatta bunları başlarına açan Hacı Fettah Efendiden bile yardım ister. Ama Hacı kendisine “Kahpe, kahpe!” diye bağırır ve yardım etmez. Son çare olarak kendisine köye geldiğinden beri âşık olan Hüseyin Efendiye gider ve yardım ister. Ondan istediği yardımı alamayan Aliye çılgına döner. Küçük Durmuş’la geri eve dönerken gizlice Kasabaya gelen Tosun Bey’le karşılaşır. Tosun Bey Aliye’den, “Aşkımızın memleketimizden ayrı bir yeri olamaz. Burada kalıp bu hafta içinde Yunanlıların askerlerini cephanelerini koyduğu yeri öğreneceksin ve Durmuş aracılığıyla bize söyleyeceksin!” der. Bundan sonra küçük Durmuş iki nişanlı arasında haberleşmeyi sağlar. 

Aliye’ye âşık olan Hüseyin Efendi Yunan komutanın da Aliye’ye aşık olduğunu görünce halk arasında dedikodu başlatıp, Aliye’nin Yunan komutana yüz verdiğini, babasını asacakken sürgün ettiğini, eğer Türk kuvvetleri geri gelirse evvela Aliye’nin ceza görmesi gerektiğini söyler. 

Türk taarruzu başlar. Kasabanın kurtuluşu birkaç günlük bir meseledir. Tosun Bey Türk ordusuna öncülük eder ve mühim bir görev almıştır. Bayadır ayrı kaldığı nişanlısını özlemiştir ve göreve gitmeden Aliye’yi görmek için kasabaya uğrar. Ama o akşam Tosun Bey gizlice geldiği kasabadan ayrılamaz. Her tarafta öncekinden fazla Yunan askeri vardır. Tosun bey o gece mutlaka dışarı çıkması gerekmektedir. Türk ordusunun ilerleyişi memleketin kurtuluşu bu göreve bağlıdır. Aliye bir çare bulur ve Yunan Komutanı Damyanos’a giderek, “Evinin önündeki askerleri çekmesini, Hüseyin ve Fettah Efendi’nin tutuklanması karşılığında evlenme teklifini kabul edeceğini, ” söyler. 

Bunun üzerine evin etrafındaki askerler çekilir. Tosun Paşa da kasabadan ayrılarak görevini yerine getirir. Görevini yerine getirirken vücudunun yarısını kaybeder. Daha sonra Türk orduları kasabaya girerler. Binbaşı Ali Bey Tosun Beyin nişanlısını arar. Aliye’nin Hüseyin Efendi ve Hacı Fettah’ın kışkırtmalarıyla halk tarafından Yunan komutanın koynuna girdiği söylenerek sokak ortasında “Vurun kahpeye!” diyerek taşlanarak öldürüldüğünü öğrenir. Durumu arkadaşı Tosun Bey’e bildirir. Tosun Bey arkadaşı Ali Beye yazdığı mektupta, Aliye’nin mezarını köyde yaptırmasını, kasabada iyilik ve fedakârlık abidesi olduğunun, isminin temiz olarak iade edilmesini, ister. Ve son olarak mektupta; “Ben menekşe gözleri ile sevdiğim en büyük kahramanı, şehit kızı kalbimde götürüyorum. Dudaklarımda onun sözleri var: Toprağınız toprağım, eviniz evim, burası için, bu yurdun çocukları için bir ana, bir ışık olacağın ve hiçbir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve billahi…” 

Sonuç: 

Daha sonra kasabaya kurulan İstiklal Mahkemesinde, Hacı Fettah ile Hüseyin Efendi “vatana ihanet” suçundan, suçlu bulunarak darağacına gerilirler. 

"Toprağınız toprağım. Eviniz evim. Burası için, bu diyarın çocukları için, bir ana, bir ışık olacağım ve hiç bir şeyden korkmayacağım. Vallahi ve billahi."

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 425
Toplam yorum
: 282
Toplam mesaj
: 98
Ort. okunma sayısı
: 2990
Kayıt tarihi
: 06.12.06
 
 

Gazi Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi, Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster