Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Nisan '12

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
109
 

Wallerstein ve 12 İlkesi ve Şerhleri

Alıntı: Dünya Sistemi, İmge Kitabevi, 2003, sayfa: 385-386.

12 ilke:

Kapitalist dünya ekonomisinin motor gücü olan kesintisiz sermaye birikimi.

Uzamsal açıdan eşitsiz bir alışverişin doğurduğu merkez-çevre gerginliğini içeren omurga niteliğindeki işbölümü; bu eşitsiz alışverişin Arguri Emmanuel’in tanımladığı gibi olması zorunlu değildir.

Yarıçevresel bir bölgenin yapısal varlığı.

Ücretli emeğin yanısıra ücret-dışı emeğin önemli ve sürekli rolü.

Kapitalist dünya-ekonomisinin sınırlarının egemen devletlerden oluşan devletlerarası sistemin sınırlarıyla çakışması.

Bu kapitalist dünya ekonomisinin kökenlerinin 19. Yüzyıl’dan daha eskilere, olasılıkla 16. Yüzyıl’a yerleştirilmesi.

Bu kapitalist dünya-ekonomisinin dünyanın bir bölümünde (büyük ölçüde Avrupa’da) başladığı ve daha sonra birbiri ardından gerçekleştirilen ‘sistemle bütünleştirmeler’ aracılığıyla yerkürenin tümüne yayıldığı görüşü.

Tam anlamıyla meydan okumayla veya hiçbir meydan okumayla karşılaşmaksızın, hegemonya dönemleri yaşayan hegemonik devletlerin bu dünya-sistemindeki varlıklarının görece kısa ömürlü olduğu.

Tümü sürekli olarak yaratılan ve yeniden yaratılan devletlerin, etnik grupların ve ailelerin, türlerinin ilk örneği olmaması.

Sistemin örgütleyici ilkeleri olarak, ırkçılığın ve cinsiyet ayrımcılığının önemi.

Sistemi aynı zamanda hem çürüten hem de güçlendiren sistem karşıtı hareketlerin doğuşu.

Sistemin doğasında bulunan çelişkileri açığa çıkaran çevrimlerin ritmleri ve sürekli eğilimleri içeren ve şu anda yaşamakta olduğumuz sistem krizinin nedenlerini açıklayan bir düzenek.

12 şerh:

Kesintisiz sermaye birikimi, bir tek altın türü uzun dönemli  saklanabilir değerli metaller için sözkonusudur ama Wallerstein’ın kastettiği sermaye, toprak rantı olmadığı gibi, değerli metal rantı da değildir. Jentrifikasyonlaştırılan büyükkentlerdeki üssel toprak rantı da kastedilmiyor. Bildiğimiz sanal sektör kastediliyor ki o da habire çöker durur.

Bir: Alışveriş, oyun kuramı gereği % 90 olasılıkla sıfır toplamlı olmayan bir oyundur. Çünkü 2 taraftan birinin göreli kazancının yüksek olması olasılığı çok yüksektir ve öbür taraf bunu bilemeyebilir (zaten ticaretin birincil amacı, savaştan daha karlı bir alışveriştir). İki: Merkez-çevre ilişkisi, tamama yakın raslantısal, çoğunluk rasgeledir. Örneğin, 1500’den sonra İspanya’dan İngiltere’ye, 1750’den sonra İngiltere’den ABD’ye güç odağı kayışının öyküsü gibi.

Biz buna sistem-dışılık diyoruz. Emperyalist kuramcı Barrett de öyle diyor ve onları asimile etmeye çabalıyor ama yine de başaramıyor: 65 yıl ABD hegemonyası, % 50’den az başarı (ayda bir internete giren 1,5 / 7 milyar nüfus oranı asıl çekirdek kazanç nüfus kesimi).

Biz buna da ekonomi-dışı ekonomi diyoruz, kayıtdışı ekonomi değil. Ekonomi-dışı ekonomik değerler her zaman yüksek olmuştur. Buna bir de boş zamanlarda yaratılabilen ekonomik artı-değerli icatları katarsak, ekonomi-dışı (kayıt-dışı ve kayıt-iç dahil) ekonomi ekonomi-içi ekonominin boyutlarını geçer.

Tarihi artık 5.000 yıllık sayıyoruz. Batı’yı 1500 veya 1750 başlangıçlı almak, sonucu etkilemiyor. Sonunu da 1950 veya 2000 almak sonucu etkilemiyor.

Bir tane sonul makro öğe olması matematiksel limit olarak makul. Bunun Batı olması, onun ne kadar Batı olduğunu sorgulamamızı durdurmuyor. (Batı ancak 1500’te tam Batı oldu ve 1945’te artık Batı eksik Batı idi.)

Dünya sistemi modelleri, bütünleşme içermek zorunda değildir, çünkü zaten kendileri çöküş dönemleriyle tanımlıdır. Çok basit: Sibirya, doğal gaz bulunana kadar, 5.000 yıl boyunca dünya sistemi dışı idi, keşfi 20. Yüzyıl’da tamamlandı. Şimdi bir de küresel ısınmanın getirdiği artı tarım toprakları olabilir ama yeni bir buzul dönemi gelirse Sibirya yine devreden çıkar ve bu süreçler dünya sistemi modelinin kendisinden bağımsızdır. Yani bazı parçalar, sistemle hiçbir biçimde istatiksel karşılıklı ilinti içermez, Büyük Sahra sulananabilene kadar öyleydi, öyle ve öyle de kalacak.

Buna en uygun karşı örnek Cengiz Han devletidir. Ayrıca, burada kastedilen tekkutupluluktur ve ABD’nin tekkutuplu dünyadaki beceriksizliklerine, fazlasıyla verisel bağlı bir saptamadır. Yine burada kastedilen şey, budanan ağaçların daha uzun yaşadığı gerçeğidir ama bazı ağaçlar kendini budayabilir ya da başka bir deyişle Roma ve Bizans’ı uzun yaşatan dış hegemonyalar kadar, iç hegemonya çekişmeleri de oldu.

Bir, melezlemelerin safkanlılık yaratması ve tersi de imlenmiş oluyor. İki, etnik gruplarla ulusların fazla farklı olmadığı, örneğin homojen olmadığı ortaklığı kastediliyor. Bu ayrışmanın yapaylığı kastediliyor. Dolayısıyla, bunların o denli etkili parametreler oluşunun, insanların onların öyle olmasına ilişkin inancı olduğu gösterilmiş oluyor, din de böyledir.

Buna hiçbir zaman katılmadım, çünkü global GSMH saptamaları % 10 oynarken, kadın ücretinin de erkek ücretinden % 10 oynamasını, o denli önemli bir kriter olmayabileceği düşüncesi burada mevcut ve geçerli.

Marjinallerin toplumsal değişimlerin aşağı yukarı tümünü gerçekleştirdiği ve değişimi yaratanların değişimi isteyenler olmayabileceği gözlemi, bu konuda bizi ikircikli bırakıyor. Marjinalliğin isyanlarının sistemi ne zaman, nasıl, vd güçlendirip zayıflattığı, istatiksel açıdan zayıf ilintili kalıyor yani.

Çevrimlerin ortaya çıkışı, aklımıza düzensiz devinimlerin düzenli, düzenli devinimlerin düzensiz devinmeler yaratığı kaotik modeller getiriyor.

Art-çıkarsamalar:

Böyle bir genel panoramada epeyi çatlaklar dizisi resimleyince, sistemin aslında hiçbir zaman bütünleşmemiş olduğu ortaya çıkıyor ve dünya sistemi ile dünya sistemleri pratik olarak bizim gözümüzde ayırtsızlaşıyor. Sistemin, tektonik plakalar gibi birbiriyle sürtünerek değişerek, birbirini iteleyen parçalar olması modeli de, kulağa mantıklı geliyor. Dolasıyla Batı’nın nasıl Batı olmayandan evrildiğini de açıklayabilir duruma geliyoruz.

Böylelikle, neo-globalizmin ve ‘dünya sistemicilik’in ayırtsızlaştığı koşulların dışına çıkmayı bir derece olsun beceriyoruz. Bize bu sıralarda en çok gereken farklı düşüncelerin eksodusu, 2 antitezin sentezi değil. Yani, tersine kompleks poliyalektik, diyalektik değil.

Sermaye birikimi, tarihin tüm dönemlerinde vardı ve belki 5.000 yıl, yani bir tarih daha var olmayı sürdüreceğe benzer ama kesin konuşamayız. İnsan-değil’in gelecekteki 5.000 yılının devletle ilintisini henüz bilmiyoruz.

5.000 yıllık dünya sistemi, limit görüngüye ancak % 50 oranında vardı. O nedenle harita hala belirsiz. Ancak bu genel sonucu (örneğin insan-öteyi) değiştirmeyecek. Yani tarihin nereye varacağı belirsiz, zaten gelecekbilim ilkeleri açısından da böyle, geçmişbilim ilkeleri açısından da böyle ve ikisinin bireşimi zamanbilim yapmıyor, dikkatleri bu duruma çekmek isteriz.

Tarihin nereye varacağının da önemi yok. Tarihi tarih ve devleti devlet yapan olumsuz nedenlerin pekala ayıklanabileceğini hep biliyorduk. Ayrıca, bunların ayıklanması (örneğin şiddetin ve savaşın önlenmesi) gerektiği (veya savaşın bazı durumlarda ekonomik zararsızlığı), sonucu belirsiz ve tümdengelimsel bir önerme olarak duruyor.

Evet, global kriz var ama biz onu düzeltmek veya düzelmesin istiyor muyuz?

Tarihe yapılan yüzlere, hatta binlerce yıllık sert müdahaleler, tarihte potansiyel gerilimler olarak yerleşti. Onların bir bölümünün tarihsel depremler yaratarak boşalmasında sakınca yok. İnsan türünün acı çekmesinde sakınca yok. O nedenle global kriz olmasında da şimdilik sorun yok gibi. Ön-insan türü, 1 milyon yılda 10 küsur kez Afrika’dan eksodus yaptı ve ancak 50.000 yıl önceki sonuncusu, şimdiki 5.000 yıllık tarihi yarattı (ayrıca tarih-önce ile tarih arasında sıkı geçişimler olduğu giderek ortaya çıkıyor, çünkü artık nerelere bakmamız gerektiği belirginleşiyor). Yani, insan türü birkaç kez tümüyle yok olma tehlikesi atlattı ama bu yeni kriz bunu içermiyor, vereceği zarar maksimum % 20 (1,5 milyar) global nüfus kaybı ve 500 yıllık bir duralama ki bunlar zaten daha önce de oldu ve tür evrilerek sürdü.

Böylelikle, tümdengelimsel olarak koyduğumuz ‘insan imkansızdır’ savımızı, yaklaşık 30 yıl sonra, bu modelde de ortaya koymuş oluyoruz. İnsan olmuş olduğu gibiliğiyle evrimsel bir çıkmaz. Ancak insan-sonra’lar onu değiştirecek. İnsan-sonra’lardan biri de hümanist barışı kalıcı olarak sağlayacak ve böylelikle Dünya ev-gezegeninin sonsuz dek radyoaktif olması engellenebilir. Şimdilik çok fazla kan davası var.

Liberalizm buydu galiba?:

Bırakınız öçlerini alsınlar, alabiliyorlarsa eğer, yoksa yine yenilirler, hep olduğunca.

Bir anti-marksistin gayet marksistçe davranarak, ezilenlere verdiği sonul şanstır.

Dipnot, metin çıkış ve hatta başka metine çıkma:

Wallerstein, 13. madde sayabileceğimiz biçimde, ayın metnin 386.-387. sayfalarında şöyle bir saptama yapar.

“Avrupa Orta Çağ dünyasıyla modern dünya modelleri arasındaki özelliğin rahatsız edici bir biçimde bulanıklaştığı...”

Bunu, Le Goff ‘Orta Çağda Entellektüeller’ eseriyle birleştirince, 2 sonuç ortaya çıkar:

Bir:Engizisyon-rönesans çakışıklığının Avrupa’da 4 + 4 kez ayrı yerzamanlarda yaşanmışlığına karşın, Asya’da en az 1 kez (11. Yüzyıl’da Maveraünnehir’de) çakışık / faz binişik yaşandığı durumu var ve bunu bu durumlar ve modeller açıklar duruma geliyor.

İki:Le Goff’un Orta Çağ Avrupa’sında dünyevi ve uhrevi bilgi ayrılırken, aynı zamanda entellektüellerin halktan kopup üniversitelerine / fildişi kulelerine çekilmelerinin de, çakışık / faz binişik yaşanması saptaması, kimi bu durumların biµrbirinden bağımsız yorumlanması / kabul edilmesi gerektiği ortaya çıkar.

 2. dipnot: 1. dipnot tümüyle başka bir metnin konusu olsa gerekse de, bunun muhtemelen bu konuda yapılan ilk kez ki bir saptama olması ve konuya entegre olması nedeniyle, buraya şerh ve ek düşüldü.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 2217
Toplam yorum
: 1121
Toplam mesaj
: 127
Ort. okunma sayısı
: 485
Kayıt tarihi
: 16.08.06
 
 

Serbest yazarım. 1960 doğumluyum. BÜ İşletme mezunuyum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster