Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ağustos '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1434
 

Ya Aydınlığını bil, ya da Korkuluk ol!

Ülkemizde aydın olmak zordur. Hele tek başına oturup iskambilden Babil kuleleri kuran, kişisel çıkarlarını öncelikli gözeten kokmaz bulaşmaz, küçük dağları ben yarattım diye düşünen sözde aydınların bulunduğu bir ülkede aydın olmak zordur. 

Topun ağzındadır, namlunun ucundadır, hedef tahtasıdır gerçek aydınlar. Sürülen onlardır, dövülen, sövülen, tutuklanan, öldürülen onlardır. 

Gerçek aydına örnek olarak birçok kişi sayılabilir bir çırpıda. Namık Kemal, Tevfik Fikret, Nazım Hikmet gibi ozanlar bunların önde gelenleridir. Aziz Nesin, Uğur Mumcu bu yolun yolcularıdır. Mustafa Balbay, yaşayan bir örnektir. Rıfat Ilgaz doğru bildiğinden şaşmayan, kişiliğinden ödün vermeyen ender örneklerden biridir. 

Ben bu yazımda Rıfat Ilgaz’ın 1969 senesinde çıkan “Karakılçık” kitabında yer alan “Aydın mısın?” adlı şiirden hareketle toplumumuzda dün de bugün de aydına düşen görev üzerinde duracağım. 

Öncelikle öğretmen- yazar Rıfat Ilgaz’ın yaşam boyu süren sağlam ve ödünsüz duruşunun ardında ne vardı onu görelim. 

Ondaki yurtsevgisinin temeli taa Kurtuluş Savaşına kadar dayanmaktadır. Dünya üzerinde emperyalizme (sömürü düzenine) karşı ilk savaş, ilk Kurtuluş Savaşı verilirken, Rıfat Ilgaz daha on yaşlarında bir çocuktur. Yaşına başına bakmadan karşımıza kalpaklı bir Kuvay-ı Milliyeci (ulusalcı) olarak çıkmıştır. 

Ağabeyi Kurtuluş Savaşı’nın anahtarı olan Çanakkale’de yaralanmış, Süleymaniye’de şehit düşmüştür. Böyle bir aileye mensup olan Ilgaz, ağabeyinin ölümünden sonra doğduğu yer olan Cide’de Kurtuluş Savaşı’na dair savaş bildirileri yazarak koyulmuştur işe. 

Rıfat Ilgaz, okudukça bilinçlenmiş, bilinçlendikçe bilenmiş, ezenlere karşı hep ezileni desteklemiştir. Küçük bir devlet memurunun çocuğu olan Ilgaz, içinde yaşadığı halkın çocuklarına kıyasla giymekte olduğu güzel ayakkabılarını çıkartıp, yerine halktan biri olarak çarıkları çekmiş, o günün koşullarında okula ancak çarıkla gelebilen arkadaşlarının yanında saf tutmuştur. Onlara efendilik taslamak, tepeden bakmak yerine onlardan biri olmayı seçmiştir. 

Özünde bir çarıklı Kuvay-ı Milliyeci olan Ilgaz, zaman içinde kendi hamurunu kendi karmıştır. Katıksız bir Anadolu aydını olarak hep haklıdan yana tavır almıştır. Bunu “Defneler gibi” şiirinde şöyle dile getirmiştir: 

Sevdim haklıdan yana olabilmek için
Çalışıp ezilenden, senden yana
Sevdim aldığım soluğu hak etmek için
Ama sevdim halkımca.

 

Haklıdan yana olabilmek için, ezilenden yana olabilmek adına halkını halkınca sevmiştir. Çalışıp ezilenden, halktan yana olmayı başarmıştır. Sömüreni tutmak, ezene yalakalık yapmak, sülük gibi, asalak gibi oradan beslenmek kolaydır. Zor olan ezilenin yanında olmaktır. Kolaycılığa kaçanlara, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığı ile hareket edenlere, kötü gidişi fark ettirmek aydın olmanın insana yüklediği temel bir sorumluluktur. Aydının uyarısı, her an için geçerlidir. Onun dünü yoktur. Hep bugünü ve yarını vardır. Yapılacak uyarı, her andır. 

Ilgaz, bu düşüncesini de “Körüz Biz” adlı şiirinin bir bölümümde şöyle dile getiriyor: 

Yeni körler peydahlarız uyur uyanır
Ayak altında eziledursun karınca sürüleri
Ezenlerle bir olmuş yaşıyoruz, ne güzel
Çizme onlardan, içindeki ayak bizden, ne iyi
 

Körüz, göz bebeklerimize mil çekilmiş mil
Acımasız bir namlu şakağımızda soğuk
Tetikte kendi parmağımız, yabancının değil.

 

Kendi eliyle kendini vuran, kendi oyuyla kendini yoksulluğa mahkum eden, devamlı sömürülen bir ortamı ne güzel, ne ozanca anlatıyor değil mi? 

Bir Anadolu aydını olarak kendi yaşamını sorgularken, iğneyi başkasına batırmadan önce de çuvaldızı kendisine batırarak, “Okutma Üzerine” adlı şiirinin bir bölümünde şöyle sesleniyor insanımıza: 

Şunu demek istiyorum!
İki iş tuttum, ömür boyu köklü.
Çocukları okutmaktı ilk işim,
İkincisi, yazdığımı çocuklara okutmak…
 

Çocukları okutmak da, yazdıklarını çocuklara okutmak da onun çok sevdiği ve beğenerek yaptığı işlerdi. 

Ülkemizde aydın olmak gerçekten zordur. Fedakarlık ister. Özveri ister. Toplumu yönlendirmek, önde gitmek, örnek olmak ister. Diğer seçeneği Ilgaz Hoca’nın “Karakılçık”kitabında yer alan “Aydın mısın?” adlı şiirindeki tanıma uygun bir biçimde “korkuluk” olmaktır. 

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu 

Gidip gelen kara kuşlar havada 

Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden 

Tabanında depremi kara güllelerin 

Duymuyor musun? 

Kaldır başını kan uykulardan 

Böyle yürek böyle atardamar 

Atmaz olsun. 

Ses ol, ışık ol, yumruk ol,  

Karayeller başına indirmeden çatını 

Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm 

Alıp götürmeden büyük denizlere 

Çabuk ol! 

Tam çağı işe başlamanın doğan günle 

Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden 

Her satırında buram buram alın teri 

Her sayfası günlük güneşlik 

Utanma suçun tümü senin değil 

Yırt otuzunda aldığın diplomayı 

Alfabelik çocuk ol! 

Yollar kesilmiş, alanlar sarılmış 

Tel örgüler çevirmiş yöreni 

Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende 

Benden geçti mi demek istiyorsun 

Aç iki kolunu iki yanına 

Korkuluk ol! 

O zaman sorulacak ve yanıtı aranacak soru şu: 

Ha sahi? Sizler aydın mısınız? Aydın olmanın gereğini yapıyor musunuz? 

Yoksa birer korkuluk adayı mı?
 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 893
Kayıt tarihi
: 31.08.11
 
 

Bir yabancı dil öğretmeni ve turist rehberi olarak yurdumuzu ve anadolu insanını tanımayı ve tanıtma..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster