Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
54
 

Ya gerçekleşirse?

Bir cesaret kendimi, ismini maziye gömdüğüm kitabevinde buldum. 

Derdim neydi? 

Sadece bilgi edinmek. 

Bilgi edindim mi? 

Yalan bir kaç cevap ve incitici bir tavır. 

Sonuç? 

Yıkıcı tavrınızdan tiksindim.

 

Bakın şimdi olaya. Sorduğum soru bundan ibaret...

"Romanlarımı internet üzerinden almayı başaramayan veya imkanı olmayanlar size geldiklerinde sipariş verseler olur mu?"

Aşağılayıcı bir tavırla suratıma küçümsercesine bakan kişinin mertebesini yazmama gerek yok herhalde. 

Ama durun! 

Öncesinde kitap raflarında naçizane kendi eserimi aramak biraz da gözümü kitaplar arasında beslemek istedim. Kendi eser(ler)imi tabii ki bulamadım :) Ne kadar sipariş alırsam alayım, kendi kısır döngülerindeler, böyle bir gerçek varken benim kitabımın da raflarda olması ne haddime değil mi? Neyse... 

Yazardan ziyade normal bir okur olarak raflara bakmamdan daha doğal bir şey olabilir mi? Kitapları incelememden daha mantıklı bir şey? Gelin görün ki çalışanlardan biri arkama takıldı desem yeri var. Hangi rafa gittiysem iş yapıyormuş gibi bir önceki raftan beni gözetledi. Ben ilerledim, o ilerledi. Ben durdum, o durdu. Adıma adım, maratona maraton gibi! "La havle!" çekerek raflardan kayıt yapan başka bir çalışanın yanına gittim. Biraz daha kalsam sandım ki "Kaldır ellerini! Çantanı arayacağız!" diyecek, ben de gerekeni yapıp, bas bas bağırıp direkt polisi arayacağım, kamera kayıtlarına baktırıp o anda herkesten bin bir türlü özür metotlarını sıralamasını öfkeyle izleyeceğim. Elim kolum tehdit saçarak oradan ayrılacağım falan... Senaryom da anca böyle gelişebilirdi!

O sırada daha söze başlamadan ilk bahsettiğim, dinlemeyi ezmekle karıştıran kişi geldi. Az önceki sanki kitap aşıracakmışım, işler karıştırıyormuşum duygusuna beni maruz bırakan çalışana olan öfkemden kelimelerim ikiledi resmen ama sormam lazımdı, heyecanlıydım, çare arıyordum, sonuç almak için bazı şeyleri görmezden gelmeyi düşündüm.

Ve sordum. 

"Romanlarımı internet üzerinden almayı başaramayan veya imkanı olmayanlar size geldiklerinde sipariş verseler olur mu?"

"Olmaz."

"Peki neden? Sonuçta talep var!"

"Anlaşma yapılmadan olmaz..."

Sonrasında alaycı da olsa genel merkezlerine gitmemi, sözleşme yapmamı falan söyledi.

İşime yarayacaksa verdiği bilgiler, tüm yapılana rağmen köprüyü geçme mantığıyla sessiz kal dedim kendime ve özellikle şunu sordum sonrasında; "Randevu almadan gidiliyor mu yani?"

"Gidin" dedi. Adresini tam olarak verdi. "Gidin, yüz yüze görüşme yapın."

Hem ifadesiyle yerin dibine sokuyor hem de bana yol gösteriyordu. O an karşısında ne duruma düştüğümü hesaplayamadım tabii... Sonuçta başarı için bazı şeyleri göz ardı edecektim ya, bu da onlardan biriydi. 

Her ne olursa olsun; Bendeki mutluluğu tarife aktarsam uçuşa geçen timsah olurdum herhalde. Yerlerde sürünürken kulelere çıkacağım! Hey!

Araştırdım, adres doğruydu!

Aynı gün hemen eltimi aradım, "Pazartesi gidelim, gerekirse kapıda yatarım, mutlaka içeri alıyorlarmış..." Saçmaladım, zırvaladım, hayallendim, gururlandım; tabiri her ne ise o hisle yattım o hisle kalktım. Yanımda korumam da olacaktı nedense, içim fena rahattı, ta ki editörümü aramak aklıma gelene kadar... 

Pazartesi bir çırpıda ev temizliğimi yapıp, akşama eşim ve oğluma ne yedireceğimi planlayıp, asıl danışmam gereken canım editörümle kısa bir görüşme yaptım. Son hatırladığım "Randevusuz almazlar..." dediğiydi. Buna karşılık...

Aradım. Derdimi anlattım. Kitap bölümüne aktarıldım. Açan olmadı.

Bir daha aradım. Bir daha derdimi anlattım. Yine kitap bölümüne aktarıldım. Açan olmadı.

:) Yeniden aradım ve açan bayana üçüncüye aradığımı, bölüme aktarıldığımı ancak kimseyle görüşemediğimi söyledim. Bu defa bana e-posta adresini verdi. Anında mesajımı yolladım. Cevap? Yok. Üç gün bekledikten sonra yeniden mesajımı ilettim, beş ya da on dakika içinde "Sadece şirket anlaşmaları yapıyoruz" diye kısa bir cevap geldi ancak o posta sesiyle postayı açana kadar içimde çağlayan heyecan, umut gibi adrenalin manyağı tüm duygularımı derin bir sarsıntı ve boşluğa, akabinde gözyaşına bağlayarak noktaladım. 

Savaşmak ise sorun, eyvallah. Ne gerekiyorsa profesyonel olarak yapalım da? Koskoca mağaza müdürü neden benimle oynadı? Neden beni küçük duruma düşürdü? Neden sonucu belli olan bir gerçeği bana direkt söylemektense bu yola başvurdu? Ah...

Şimdi düşünüyorum da başarı düzeyi ne kademede olursa olsun, kitap türlerinin hepsinden mutlaka satış yapan bir zincir, raflarında onca hikayeyi barındıran kocaman bir ütopya sahibi bir yer... Kitaptan para kazanıp, yazarına nasıl böyle acımasız davranabilir? 

Dinlemek bu kadar mı zor? 

Ya başarırsam? 

Ya bir gün siz benim kapıma gelirseniz?

Sizler büyük bir dünyanın söz sahibi karakterleriyken, rant uğruna ya benim hayallerimden prim koparmak isterseniz? 

Vermekten aciz kaldığınız o cevabı ben size hakkıyla vereceğim merak etmeyin.

Size HAYIR derken, sizin o samimiyetsiz gülüşünüzle size cevap vereceğim.

E ben hayalciyim efendim, kitap yazarken düşlere başvururum. Bu da bir hayal ya, hayaller de gerçekleştirmek için ya... Ya gerçekleşirse? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 89
Kayıt tarihi
: 16.02.17
 
 

İki romanlı bir hayalci...   Elçi ve Son Demde Aşk'ın yazarı... Türk ve yeni yazarların peşinde o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster