Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
351
 

Ya hatalarınla yüzleşir; ya hatalarınla yüzsüzleşirsin

Ya hatalarınla yüzleşir; ya hatalarınla yüzsüzleşirsin
 

uyanmadım diye henüz

umutsuzluğa kapılıp

vazgeçme sakın ötmekten

çil horoz.      H. E.

Kim ki, nerde ve kime karşı olursa olsun, bir yanlışlık yaptığını fark eder etmez, yapacağı tek şey özür dilemek olmalıdır.

Ve kesinlikle, “Ben yanlış yapmam, ben hata yapmam.” dememeli hiç kimse. Yok, hiç hata yapmayan bir insan yok, yeryüzünde. Bilmeden ya da bilerek ne hatalar yapıyoruz hepimiz.

Elbette en güzeli hata yapmamak, dolayısıyla da özür dilemek zorunda kalmamaktır. Ama biraz önce de söylediğim gibi, bu mümkün değil.

Krallar, şahlar, padişahlar… Hacılar, hocalar, paşalar, papalar, halifeler… Dahası peygamberler bile hata yapar da biz basit insanlar mı hata yapmayacağız?

Hele hele üniversiteyi bitirme aşamasına kadar hiçbir kız arkadaşı olmayan Turan Eren’in, ilk kız arkadaşına karşı birçok hataları olacaktı elbette.

Kim midir, Turan Eren?

Hani canım, “Mucize Kaymakam” adıyla ünlü, Antalya Vali Yardımcılığı’ndan emekli, Üç Dilek kitabının yazarı…

Hani, okuduğu Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni, bütün fakültelerden üstün gören ve öyle olduğunu sanan delikanlı…

 Hani, Hukuk Fakültesi bitirme sınavları için boğuşan kız arkadaşı Semra’ya, “Yarınki buluşma isteğimi, sınavım var diye kabul etmiyorsan, beni sevmiyorsun demektir. O halde ayrılalım.” diyen o âşık genç…

Hatalı mı hatalı… İyi yanı şu ki, hatasında ısrar etmiyor. Hemen ertesi gün, Hukuk Fakültesi’ne gidip sınavdan çıkmasını bekliyor Semra’nın. Sözle söylenmese bile, bir özür dilemedir bu: “Sana bir öğle yemeği ısmarlayıp hemen yakanı bırakacağım. Gidip çalışmalısın çünkü.” deyince, çözülüverir buzlar.

Buzlar erimesine erir de o gün, bizim delikanlı abayı adamakıllı yakmıştır Semra’ya. Bir gün olsun, görmeden duramamaktadır. Yine bir gün, “Buluşalım; buluşamayız” tartışması sürerken, “Bak, benimle buluşmazsan, gelir seni annenden isterim.” demesin mi?

Sevgilisinin, “Sakın, asla böyle bir çılgınlık yapma” demesini dinlemez. Akşam, doğru Semra’ların evine… Kapıyı annesi açar. Semra ders çalışmaktadır odasında. Turan’ı görünce çok kızar. Bizim çılgın âşık, niçin geldiğini söyleyecek bir sebep bulamamanın şaşkınlığı ile : “Allah’ın emri, peygamberin kavli ile kızını istiyorum.” demesin mi? (Demek ki, otuz yaşındaki Hüseyin Erkan gibi,    -bu konularda- çok acemiymiş Turan Eren de!)

Semra’nın annesi daha çok şaşırıp, “Oğlum, kız böyle istenmez. Annen, baban yok mu senin?” deyince, “Ben böyle istiyorum. Verirsen verirsin, vermezsen sen pişman olursun.” diyerek yanlış üstüne bir yanlış daha yapar.            

Siz kız annesi olsanız, böylesine zırvalayan bir deli divaneye, “Oğlum, sen deli misin? Kızımın gönlü var mı, yok mu? Örf âdet böyle mi?” demez misiniz?

“Daha ağırını bile söyler, kovarım bu edepsizi evimden.” mi, diyorsunuz?

Yapmayın, yapmayın bunu sakın. Karşınızdaki bir hata yaptı diye, ille sizin de bir hata yapmanız şart mı?

Karşınızdaki âşık bir delikanlı… Yıllardır aile ve toplum hayatından uzakta. Okuldu, dersti, sınavdı derken, bu tür ince işlerle ilgilenmeye fırsat bulamamış olamaz mı? Oğlunuz yaşında bir genç o. Siz annesiniz. Hata yapmak gençlerden, onları hoş görüp uyarmak bizden, değil mi?

Dahası şöyle bile diyebilir; o delikanlı:

“Kızını ben alacağım. Ben kızını istedim. Artık tekrar istemeye de gelmeyeceğim. Söyleyeceğimi söyledim ben. Haydi, bana eyvallah!”

“- Yok canım, bu kadar da olmaz.” demeyin.

Bu sözleri aynen, çok daha fazlasıyla söyler; Turan Eren. Ve arkasına bakmadan çekip gider.

Sonrasını kendisinden dinleyelim:

 “Çıkar çıkmaz da son derece hatalı davrandığımı düşündüm ve kendime çok kızdım. Ama ok yaydan çıkmıştı, yapacak bir şey yoktu. Diğer taraftan Semra ne kadar kızdı, bundan sonra nasıl davranacak diye merak ediyordum. Âşık olmak, biraz da deli olmak mıydı acaba?”

Ha şunu bileydin! Acabası falan yok; âşık olmak deliliktir kardeşim. Başına gelen bilir. Bilmeyene, ne desen yalan gelir. Ve söz, yine bizim âşık delikanlıda:

 “Eve döndüğümde, olan biteni arkadaşlara anlattım. Beni çok hatalı buldular. Ben de onlara hak verdim. Semra’yı zor durumda bıraktığımı, sabırsız davrandığımı ve hata üstüne hata yaptığımı düşünerek o gece hiç uyumadım. Huzursuz ve çok mutsuzdum. Daha fazla dayanamadım; sabah erkenden okula gittim.”

Hangi okula mı?

Tabii ki, Semra’nın okuluna… Hukuk fakültesine yani… Semra sınavdan çıkınca koşar yanına. Hukukçu kızımız kırgındır ama kızgın değildir. Kapris yapmaz: “Okul bitince durumu ben anneme anlatacaktım. O da sevgime saygı gösterir; evet derdi. Ama sen hata yaptın.” der.

Böyle bir durumda elbette hata yaptığını kabul edip özür dilemesi gerekirdi ki Turan’ın, O da böyle yapar. Ancak, “Seni istemeye yüzüm yok bir daha” derse de, akıllı bir kız olan sevgilisi, “Sen üzme canını, şu sınavlar bitsin, ben her şeyi düzeltirim.” diye teselli eder, bizim deli âşığı.

Gerçekten de sınavlar bitince, her şeyi açıklar annesine Semra. Bu kez de, “Niye bana söylemedin? Haberim olsa çocuğa öyle davranmazdım. Biliyorsun, ben hayat boyu seninle olmak zorundayım. Çocuk ya beni istemezse?” diye üzülür.

 Akıllı kızımız, “Sen üzme canını, ben hallederim. Turan da çok sabırsız davrandı; acele etti.” diyerek annesini teselli eder bu kez.

Bir süre sonra Turan’a gelen Semra, “Hadi bakalım, bize gidiyoruz. Kayınvaliden seni yemeğe davet ediyor.” demesin mi?

 Bizim deli âşık önce, “Gelmem” diyerek naz yapmak istese de, arkadaşı Müfit, “Ne demek gitmem? Git, kayınvalidenle barış. Zaten hatalısın. Yeter yaptıkların. Bu fırsatı kaçırma.” diye tatlı-sert bir güzel paylar arkadaşını.

Gitmez olur mu hiç? Canına minnet… Ama bu kadarcık da naz yapmasın mı canım!

Turan’ın psikolojisini iyi yorumlayan Semra, “Hadi, düş önüme. Fazla naz âşık usandırır.” diyerek noktayı koyar.

“Anasına bak, kızını al!” der atasözü. Semra akıllı bir kız olduğuna göre, annesi de akıllı bir hanımdı mutlaka. Öyle olduğu bu davetten de belli değil mi? Onun yerine başka bir anne olsa, “Ben o terbiyesize, usul âdap bilmeyen saygısız gence kız vermem.” demez miydi?

Kayınvalide, güler yüzle karşılar damat adayını. Elini öpen Turan’ı o da öper ve “Gel oğlum, bak senin için neler hazırladım.” diyerek alır içeriye. Gerçekten de değişik yemeklerle süslü çok güzel bir sofra hazırlamıştır. Turan, acele ederek hata yaptığını söyleyip özür dilerse de, kayınvalide, o konuyu kapattığını, üzerinde durmanın gereksiz olduğunu söyler. Oh be, ne güzel, ne güzel!

Yemek sonrasında gençler, nişanlanmak arzularını dile getirince de, “Ne zaman ve nasıl isterseniz öyle yapın.” der.

 Annenin onayını alan gençler, nişanı kendi aralarında yapmaya karar verirler. Birlikte kuyumcuya gidip alyanslarını alırlar. Sonra doğru Gençlik Parkı’na… Bir masaya otururlar. İki kola ister Turan. Ve “Bu nişanlığın ömür boyu sürecek mutlu bir evliliğin başlangıcı” olmasını dileyen kısa ve özlü bir nutuk çektikten sonra, karşılıklı olarak yüzükleri takarlar.

 Eve mutluluk içinde el ele girerler. “Anne”lerine yüzüklerini gösterip nişanlandıklarını söyleyerek elini öperler. O da onları öpüp hayırlı, uğurlu olmasını diler. “İnşallah düğünü böyle sessiz sedasız yapmayız.” der.

Öyle ya, bir tek kızı var kadıncağızın. Niçin sessiz sedasız evlensin ki!

“İnşallah anne, düğünü çok güzel yapacağız.” der Turan da.

Mutlu bir yarın için güzel bir başlangıç bu. Haydi, gençler, yolunuz açık olsun; şansınız açık olsun!

Hüseyin Erkan

huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

 

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 303
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 274
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster