Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Eylül '12

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
171
 

Ya kaçamazsam kaderimden?

Ya kaçamazsam kaderimden?
 

Bembeyaz bir çehreyle gözlerini kısıp, uzak ufka baktı, küçücük dam gibi evin penceresinden.
Alnında çektiği sıkıntıların emaresi iri ter tanecikleri  belirmişti. Ürkek bir güvercin gibi gamzelerinde soluklandı nefesi. Gözünde kristal hareler tomurcuklandı, hayatı buğulu camlara yazılan yazılar gibi yitip gidecekti. ''Yapraklarından soyunmuş şu dallara benzeyeceğim yakında kaçamazsam  kaderimden '' diye düşündü. Yarasına dokunulmuş gibi başını ellerinin arasına aldı, dizlerinin üzerine doğru eğildi ve yüreğinden kopan sessiz avazın karşı yamaçlardan geriye geldiğini duyup, dehşetle irkildi.Yorgun atlara binmiş, onlardan da beter olmuştu onbeşlik bedeni…



Üzerine düşen ay ışığı altında yüzü dantela fırfırları ve üpek tüller arasında saklanmış bir meleği andırıyordu. Zihni müthiş bir uğultu içndeydi. Havayı ürkütmekten korkarcasına, çekingen adımlarla öbür cama yöneldi. Daha çok vardı şafağın  sökmesine. Ayazlı  bir gecede derin nefes alışlarının, iç  çekişlerinin duyulacağından korkarak ürperdi. Gözlerini sabit bir noktaya dikerek,  düşünceli bir halde, usanç duyduğu sadık hüznünden kopacağı anın ümidiyle, dudakları hafif bir tebessümle kıvrılırken; göz pınarlarından taşan birkaç damla yaş gözlerinden, ılık bir okşayışla süzüldü. Daha göz pınarları kurumamışken ikisininde bir zamanlar içinde yeşeren sevi tomurcuklarını hatırına düşürünce, ta ötelere mutlu günlere uzandı duyuları…Ona varacağı günler azalırken, hasretlikleri çoğalıyordu. Sevileri gün ışığına çıkmış, içlerinde yanan sevda ateşinin dumanı bacayı çoktan sarmıştı. Delikanlının fakir ama mert bir yüreği vardı, çalışır, çabalar kurarlardı evlerini…



Ayça kızın yüreği soğumamış, kül olmamıştı henüz acıları…Buz gibi bir korku dalgası sardı tüm benliğini, susturamadığı bir ses içinden sürekli zorluyordu…''Ya  kaçamazsam kaderimden'' ? Beyninde bir uğultu, bir kasırga düşünmesine engel oluyor; sessizliği yırtacağından endişe ederek bu soruyu dillendirmekten imtina ediyordu.



Ne pembe  ümitleri, ne çiçekli hayalleri olmuştu. Dünya tebessümden ibaretti, yiğidiyle birlikte olduğu zamanlar. Bahar çiçekleri arasında ki cıvıl cıvıl kuşların gülümsemesiydi onu eşsiz
kılan. Herşeyi hayra yoran bir iyimserlik gelirdi üzerine, çeşme başında gözleriyle konuştukları anlarda. Dudaklara yaklaştırılan çilek kokusu ve yenmeden önce duyulan hayali bir tada benzeyen
bir çeşni karışırdı uzun bekleyişlerine. Göğsü delinir gibi sızladı, paslı hançerler saplandı…
Körpecikken kurutulan umutlarının ağırlığı bindi küçücük omuzlarına...



Çare yok kurtulayamayacaktı geriye dönüşlerin, acıyı hatırlayışlarının ağından. Bahar kadar saf ve temiz gözlerinde tomurcuklar belirdi yine, gecenin alacasında  bakışları buğulandı, görüş açısı daraldı karanlıkta kalmış ruhuyla birlikte…İçinde bulunduğu şartlar iyice yontmuş, dayanıklı yapmıştı onu…Yüzünde hafif bir sevinç ışığı parıldadı, verdiği karardan vazgeçmeyecekti asla…'
'Ya yiğidimin olurum, ya toprağın'' Dediği günler çok uzaklarda kalmıştı artık.



Boğazından bir med dalgası gibi yükseliveren heyecanla ''sığınmalıyım emniyetli limanlara, ruhumun ihtiyacı olan dinginliğe ulaşıp hedefime varmalıyım'' Diye geçirdi içinden…Kocadağın yamacımda, dudaklarını buz gibi sulara tutmuş gibi ferahladı darbeli yüreği. Yüzündeki ıstırap çizgileri gittikçe kayboluyor, yavaş yavaş derin bir kabustan uyanıyordu. Hiçbir yere tutunmadan, dimdik, mağrur bir edayla kapıya doğru yönelip, hafifçe aralayarak bir hayalet gibi sofaya
yöneldi. Soğuk bir rüzgar çarptı yüzüne şamar gibi. Elinde bohçasını sıkıca tutuyor, balmumu gibi sararmış çehresini seher yıldızının solgun  ziyası aydınlatıyordu. Güzel ve füsunkar gözlerinin parıltısı, canın tenden ayrılacak olmasıyla matlaşıp gölgelendi…Kendini unutalı,  duygularını, düşlerini, sevdasını bir tarafa bırakalı bir yıl olmuş; ağabeyiyle kendisini aynı günde, aynı aileye
bağlayacak nikaha iki haftadan az kalmıştı. ''Sığınmalıyım  devletin şefkatli, güvenli ellerine; onlarca ağırlıktaki karları incecik boynuyla delip, o ayaza, beyaz kabusa göğüs geren kardelen olmalıyım…Geriye dönüp; geçmişten günümüze aynı kaderi paylaşacak  kızlarımıza örnek olmalıyım'' …




Gerçekle, düşün arasında bocalayışı sona ermiş; gecenin alacası yeni yeni silinirken, yeşillikler arasından güneşin gülümsemesiyle, bir an bile arkasına bakmadan,  hayret edilecek bir soğukkanlılıkla taşlı, çalılı tepeleri aştı. Dudaklarında tutamadığı alaysı bir kahkaha   belirdi, son bir  yılın acısı nüktelendi, başladı gülmeye …Ufalandı gölgeleri buharda, yolu ince, uzun ve
çakıllıydı. Kurtlar sofrasında onun gibilerini bekleyenlere yem olayacaktı asla…



Uzaktaki fabrikaların  bacalarından kıvrılarak çıkan dumanlar, göçmeye hazırlanan leyleklerin gagalarından çıkan takırtılar, uzaklardan  duyulan tren düdüğünün sesi Ayça kızı hayata
çağırıyordu…




Ayak sesleri boğularak uzaklaştı, düşlediği geleceğine doğru…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 300
Kayıt tarihi
: 25.11.11
 
 

Öğretmenin, öğrenmenin yaşı yoktur felsefesine inanan öğretmenim. Yıllarca okuyarak belleğimde ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster