Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Mayıs '08

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
923
 

Yabancı aşklar

Yabancı aşklar
 

Kendi milletinden olmayan biri ile ilişki kurabilen ve hatta evlenebilen, yıllarca beynelmilel dil İngilizceyi kullanıp yaşayan kişilere hayranım. Yaşam biçimi olarak istediği kadar birbirine yakın dursun, iki farklı kültürde yetişmiş insanların duygusal olarak uzun süreli ortak noktada buluşması takdire şayan bir durum aslında.

Gel gör ki, kendi adıma belirteyim; ilişki dediğin hem-memleketlinle bile çarpılma etkisinden çıktığın anda farklı ortak konular bulmayı gerektiriyor. Bir süre sonra süper romantik haller, beden dilinin her türlü hali geçip gidiyor, hayat devam ederken derin konuları paylaşmak gerekiyor.

Uzun süre yurt dışında kalmış biri değilsen, bulunduğun yerin dilini de en az kendininki kadar öğrenemediysen, annen baban bahsettiğim çılgın kişilerden değilse ve ana dillerin doğal ortamdan kaynaklı, genlerden kaymaklı çifte kavrulmuş değilse nasıl bir ilişki yaşar iki ayrı medeniyet çok merak ediyorum.

Hadi hepimiz artık ucundan başından bir şekilde bir yabancı dil konuşabiliyor haldeyiz ama hangimiz tüm konuları bu yabancı dilde paylaşacak kadar o dile hâkimiz? Yüksek ihtimalle tatil beldesinde, düşük ihtimalle yurt dışında eğitim alırken tanıştığın kişi ile manzara şahane, yemek nefis, biraz yürüyelim mi, denize girelim mi, çok tatlısın, bizim en popüler yemek çiğ köfte, oh noooo, very nice, no problem gibi konuşmaların dışında hangimiz derinlemesine ekonomi, siyaset, sanat, edebiyat konuşabiliriz?

Kendi dilimde laf ebeliği yapmayı seven biriyim. Espri yapmak istesem anlamayacak bir adamla bakışmaktan da, ikide bir arkadaşlarla ne konuştuk açıklaması yapmaktan da bir süre sonra sıkılabilirim. Bırak konuşmayı, yazarken bile kelimelere takla attırasım var, adam okuduğunu anlamadığı gibi, bir yerimden kelime uydurmuşsam sözlükte bile bulamayacak doğal olarak boş bakacak.

Karşı taraf espri yapmak istese, bu kez ben anlamayabilir ve gülmeyebilirim. Beni güldüremeyen bir adamla aynı ortamda ne işim var diyebilirim. Göz göze duygusallık bir yere kadar diye sırra kadem basabilirim. Yediğim yemeği, seyrettiğim filmi, okuduğum kitabı, gezdiğim yeri çeşit çeşit cümlelerimle paylaşamayacaksam, dedikodu yaparken şifreli konuşmalar yapamayacaksam, flört ederken cibildek kelimeler kullanamayacaksam ben o ilişkiyi neyleyeyim?

Sanki kendi ülkendeki insanlarla aynı dili konuşuyorsun, aynı kültürde büyüdün de çok mu iyi anlaşıyorsun sorusu gelebilir akıllara. Böyle bir gerçek de var elbette yadsımıyorum ama anlaşamasam bile birbirimizin canını yakacak ya da gönlünü çalacak olan damardan tüm cümleler aşinadır hepimize. Ana dilini kullanamadığın diğer halde ezbere, kalıp halinde öğretilen cümleler ile kızmak ya da sevinmek daraltabilir insanı gibi geliyor bana. Koşullar gereği ifade kısıtlaması en büyük mutsuzluk sebebi olabilir hatta insana.

Kızdım adama mesela ağzıma geleni söyleyeceğim, ağzıma gelenlerin hepsi küfrüne kadar Türkçe olur benim. Kızgın halime duygu katacaksam bir de, kaşımla gözümle bile Türk reaksiyonudur göstereceğim.

Öyle ya, George antin kuntin işler bu işler, ne anladın bu yazıdan anlat desem anlatabilir mi mesela? Her ilişki emek ister, karşılıklı öğrenmek güzeldir, kültürümüze kültür katalım tabi de duygu git gelleri arasında “Oh my God, oh my God” tepkisi her ortama uyar da, beni nereye kadar idare eder acaba?

Cesaret gösterip de bir yabancı ile ilişki kuran ve güzel taraflarını yaşayanlara bin kat mutluluklar dilerim ama “yabancı” işte adı üzerinde sanki aşk da olsa, evlilik de olsa sonunda bir şekilde yabancı kalmaz mı insan duygulara? Gelenek, görenek, alışkanlıklar ne kadar uyum göstermeye çalışılsa da çakışmaz mı ortada? İlla bir eksiklik kalmaz mı yaşanan her şeyde mutlaka?

* Önlem notu: Hiç de öyle değil, böyle, ırkçı mısınız gibi yorumlar bence bu yazıya hiç yakışmaz. Altı üstü kendi fikrimdir, karşıt fikirdeyseniz size uymak zorunda hiç değildir.

** Tavsiyenin önde gideni: Yerli malı yurdun malı, herkes onu kullanmalı.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bir arkadaşım yalnızlığı sormuş birgün bana, konuşurken bir anda yumurtladı seneler sonra; demişim ki, "yalnızlık ıssız bir adada bir başına kalmak değil, kalabalıklar için yok olmaktır". Siz anladınız ya Seyran Hanım ne dediğimi, ben yine de çeviriveriyim Türkçesine; "memleketlinle, aynı dili konuşmana rağmen, birbirini anlamaya direndiğin için hep yabancı kalacağına, sana duyduğu sevgiyle can haraç birşeyler anlatmaya çalışan gavurcuğun yakarışını dinleyip söylemek istediği her sese anlam yükle daha iyi. hahaha Elinize kaleminize sağlık.

Tevfik Munzevi 
 30.05.2008 2:00
Cevap :
Aman siz zaten dünden razısınız bir yabancıyla ilişkiye, az biraz ben tanıyorsam sizi gayet iyi anladım evet ne demek istediğinizi Tevfik Bey. Siz buyurun biz sizi tutmayalım. :)) Bu kadar Türkiyem için güzel yazılar yazın, sonra da bana bunları söyleyin daha da ben ne diyeyim. En derin saygı ve sevgilerimle.  30.05.2008 12:17
 

Kalpten kalbe yol vardır derler ama dil bilmeyince yol, iz de biraz zor bulunur gibi geliyor bana da. Düşüncelerinize katılıyorum :)

shalimar 
 23.05.2008 18:25
Cevap :
Evet işte ne güzel özetlemişsiniz yazıyı :) Derine inmek çok zor dil bilmeden. Hele de benim gibi dinlemeyi seven, sonra da konuyu sonra enine boyuna tartışmayı seven biri için zor. O yüzden takdir ediyorum yaşayanları. Sevgili Shalimar ilginiz ve değerli yorum için çok teşekkürler.  24.05.2008 10:05
 

Öyleyse biraz daha yerelleştirmek gerekmez mi? Bir Egeli ile Karadenizli de espri konusunda anlaşamaz değil mi? Yazılarınızı okumak çok keyifli, gerçi hepsini birden okuyorum Karadenizli olunca siteye girmeyi unutabiliyorum:))

Osman Ömer 
 23.05.2008 1:00
Cevap :
Çok gicuksunuz yaani . Osman Bey, illa ki bir yerden benzeriz bence yörelere de ayrılsak. Genel bir tavrımız var bence dünya çapında bile ünlü olan. Siteye girmeyi ihmal etmeyin rica edeceğim. Kaynamasın yazılar. :) İlginize çok teşekkürler.  23.05.2008 14:04
 

Belinden tutmuşum Ute'nin...Koruma amaçlı...Restoranda sandalyesini tutmuşum, paltosunu almışım. "Humuz'u" çok severdi, humuz yapıp götürmüşüm."Üşüyorum" dediğinde, paltomu vermemişim ama onu paltomun içine almışım... Isınmış:)) Hem sonra dilin ne önemi var? Sevginin, şefkatin dili evrensel! Gözleriyle konuşur sevenler. Ne demişti büyük şair? "Kararmasın yeter ki, sol memenin altındaki cevahir":)))

Ümit Culduz  
 22.05.2008 22:57
Cevap :
İki gündür sizden şu tepki gelsin diye bekliyorum. Nasılsa bir hikaye çıkar anlatacağınız diye düşündüm. Hiç de yanılmamışım. Ne zamandır yoktunuz, işte böyle çıkarırım adamı ortaya :)) Öteki yorumu yayınlamam bana ne sizsiniz önyargılı :D  23.05.2008 9:00
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 118
Toplam yorum
: 727
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1579
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

Bir fikirden bir başka fikre, gerçeği bulana kadar bir halden başka bir hale geçip duruyorum. İnc..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster