Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '18

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
79
 

Yabancı Dili Nasıl Öğrendik?

Yabancı Dili Nasıl Öğrendik?
 

*Bizim neslin yabancı dil öğrenmesi.
Bir yabancı dilde okur yazarım ve konuşurum. Övünmek gibi olmasın kendi kendime öğrendim. Bir diğer yabancı dilde ise okuduğumu anlarım. Üçüncüye başlamayı düşünüyorum. Öyle kolay ki şimdi yabancı dil öğrenmek.

Aslında bizim nesil yabancı dil öğrenme konusunda tam bir efsanedir. Onun için azıcık övünme hakkımız olduğunu da düşünürüm zaman zaman. Neden efsaneyiz?

70'li yıllardan söz ediyorum. Şartlar çok olumsuzdu. Çok az kitap vardı. Olanlar da pahalıydı alacak gücümüz yoktu. Dünya bu kadar küçük değildi. Etrafımızda yabancı dil konuşan kimse yoktu. Yabancı dilde yayın yapan radyo yoktu. Televizyon yoktu. İnternet yoktu. Kulağımıza hitap eden hiç bir şey yoktu. Bilindiği üzere dil öğrenmek dinlemekle başlar. Çocuk iki sene dinler, biriktirir. Sonra şakımaya başlar. Sustur susturabilirsen.

Öğrenmenin kuralı yetişkinler için de aynı ama biz bulabildiğmiz imkanları kullandık. Kitap ve defter. Öğrenmenin prensiplerine uygun olmadığı için zorlu bir süreçti. Sonunda başardık ama her halde dil öğrenmek için en çok emek sarf eden nesiliz biz. İğneyle kuyu kazdık. Olsun öğrendik ya.

Üstelik yoğun çalışmayı gerektiren yorucu bir mesleği yürütürken. Kendimizden fedakarlık ederek.

Şimdiki nesiller çok şanslı. Her türlü imkan var. Avusturalya televizyonunun eğitim programlarını bile internetten izleyebiliyorsunuz. Her yabancı dilde yayın yapan televizyon kanalları var. Lise bitmeden bir yabancı dili su gibi öğrenmeyen, üniversite bitmeden de yanına ikinciyi eklemeyen hatayı kendisinde arasın. Yabancı dil okulda öğrenilmez.

Gençler, yaşadığınız çağın insanı olmak istiyorsanız hedefiniz "üç yabancı dil" olmalı. Ancak karnınızı doyurursunuz. Fazlasına da itirazım yok.

*Öğrendik mi?
1976 yılında yurtdışına ilk çıkışımda kulağıma hiç değmemiş kendi kendime lisan eğitimimin, dilime yansımadığını gördüm. Sağır ve dilsiz gibiydim. Çalışırken bulabildiğimiz bütün kitaplar İngilizcenin grameri üzerine olduğu için sadece grameri öğrenmişim. Karşı karşıya kaldığım durum doğaldı ama tam bir kabustu. İşin bu yönünü hiç düşünmemiştim. Söylenenleri kısmen anlıyor ama iş konuşmaya gelince dilim tutuluyordu. Hem nasıl söyleyeceğimi bilmiyor hem de yanlış yaparım tedirginliği işi iyice çıkmaza sokuyordu. 

Bir kaç arkadaştık ve benzer durumdaydık. Baktılar ki söyleneni tam anlamıyoruz, ev sahipleri bizimle yazılı iletişimi kullanmaya başladılar. Örneğin, bir gün sonraki programımızı yazılı olarak veriyorlardı ki yanlış saatte yanlış binaya gitmeyelim.

Yurtdışında dil eğitimine başladık. Gitmeden bir eğitim almıştık ama uçuşa başlamadan önce belirlenmiş daha üst bir seviyeye ulaşmamız şarttı. Yoksa kursu bırakıp geri dönüyordunuz. Felaket. Rahmetli Demirel'in deyişiyle ülkenin "70 cent'e muhtaç" olduğu dönemdi. 

Eğitimin bir parçası nazariyatı ölçen yazılı sınavlar diğer parçası da anlamayı ölçen teyp sınavlarıydı. Ders esnasında sınıftaki konuşmalara katılmak da gerekiyordu.

En kolay kısmı yazılı sınavlardı. Sıkı çalışıyor, en yüksek notu hep biz alıyorduk. Öğretmen sınavdan 100 alana öğle yemeği ısmarlıyordu. Okulda yenilen mütevazi bir yemekti ve maddi boyutu önemsizdi ama bizim için manevi değeri vardı. Zamanla baktık ki çok oluyoruz yöntemi değiştirdik. 100 alınca biz öğretmeni yemeğe götürmeye başladık.

Öğretmenimiz sonradan anlattı. Yazılı sınavlardaki başarımız, konuşma yetimizle kıyaslandığında öylesine yüksekti ki kopya çektiğimizden şüphelenmişler. Dipsiz kuyu. Nereden neyin kopyasını çekeceksin. Biz öyle bir nesildik ki cevapları önümüze bile koysalar bakmazdık. Hırsızlık olarak kabul ederdik. Yüzümüz kızarırdı. Hele de yurttışında. Türk'tük biz. Onurluyduk. Yanlış yaparsak, İlkokul ve Ortaokul öğretmenlerimiz gözümüzün önüne gelirdi. İrkilirdik.

Okula geri dönersek, özellikle İngilizcenin gramerine olan hakimiyetimiz dillere destan olmuştu. Gramer süper ama ağzımızı açıp bir bardak su isteyemiyoruz.

Kopya projesi gerçekçi bulunmayınca öğretmenler neden konuşamadığımızı araştırmaya başlamışlar. Ben de hatırlıyorum. Bize sık sık ülkemizdeki dil eğitiminin nasıl olduğunu sormaya başlamışlardı. Sonunda doğru teşhisi koydular.

Kulağımızı ve dilimizi devreye sokmadan sadece kitap üzerinden bir öğrenme gerçekleştirdiğimizi hayretle gördüler. Utangaçlığımızın da farkına vardılar. Öylesine yoğun bir konuşturma kampanyası başlattılar ki dilimiz yavaş yavaş çözülmeye başladı. Hafta sonlarında Türkçe konuşmayalım diye kendi arkadaşlarımızla gezmemizi yasakladılar. Yabancı arkadaş edinme ve resmini getirerek kanıtlama görevi bile verdiler.

Bilinçli ve iyi eğitimcilerdi. Sağolsunlar.

Neyse çalışıp çabalayıp kursu bitirdik. Bu vesileyle lisanımız da gelişti.

*Neden başkasının dilini öğreniyoruz?
"Mecburen, mecburiyetten".

Keşke bütün insanlık aynı dili kullansaydı da kimse başka bir dil öğrenmek zorunda kalmasaydı.

Kimin dilini öğreniyoruz?
Teknoloji üretenlerin.

Dünya üzerindeki ülkeler iki temel kategoriye ayrılır. Teknoloji üretenler ve üretemeyenler. Bunun dışındaki sınıflandırmalar aldatmacadır.

Teknoloji üretenler yeryüzünün efendileridir.

İnsanca yaşarlar. Çocukları iyi beslenir, spor yapar, sağlıklıdır, iyi eğitim alırlar ve onlar da büyüdüklerinde teknoloji üretmeyi sürdürürler.

Teknoloji üretemeyen toplumlar yeryüzünün figüranlarıdır.

Varlarını yoklarını teknoloji üreten ülkelerin ürettikleri cazip ürünleri almak için harcarlar. Temel ihtiyaçlarını karşılayacak güçleri yoktur ama yeni çıkan cep telefonunu herkesten önce alabilmek için biribirlerini çiğnerler. Çocuklarına et almak için harcamaları gereken parayı gösteriş için harcarlar. Filmlerle, müziklerle desteklenen yoğun bir tüketim kampanyası gözlerini boyamıştır.

Çocukları beslenemez, sağlıksızdır, iyi bir eğitim alma imkanları yoktur. Umursamazlar. İçinde bulundukları durumun farkında bile değildirler. Başkasının geliştirdiği ürünleri kullanınca medenileştiklerini sanırlar.

Dil eğitimine geri dönelim.

Teknolojiyi onlar ürettiği için, öncelikle o ürünleri kullanabilmek için dillerini öğrenmek zorundayız. Uçak uçuracaksak uçağı yapan insanların dilini anlamalıyız. Yoksa uçağı uçuramayız. Okumamız öğrenmemiz gereken her şey onların dilinde yazılıyor. Tercüme edelim desek başa çıkmak mümkün değil. Her gün yeni bir gelişme oluyor.

Dünyanın içinde olmak için günlük gelişmeleri bile kendi dilinden okumalıyız. Sinema filmleri ve edebi metinlerin ise ruhunu ve inceliğini kaybetmeden başka bir dile çevrilemeyeceğini düşünürüm. Ne Fransızca bir roman Türkçeye ne de Türkçe bir roman, lezzetini kaybetmeden, Fransızcaya çevrilebilir.

İşimiz teknolojik ürünleri kullanacak kadar teknolojiye aşina olmakla bitmiyor. Çok çalışarak biz de  teknoloji üreten bir topluma dönüşmeliyiz.

O halde tabana kuvvet başlayalım çalışmaya da önce çağdaş teknolojiyi öğrenelim. Öğrenilecek o kadar çok şey var ki. Yeni bir şeyler geliştirebilmek için önce mevcudu su gibi öğrenmeliyiz. Yabancı dil bu kapının anahtarlarından birisi.

Bilirsiniz "Muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak" olarak tanımlanmış bir hedefimiz var. Cumhuriyeti kuranların bize gösterdiği bir hedef bu.

Bugünkü kavramlarla konuşursak hedefimiz çağın teknolojisinin üzerine çıkmak olmalıdır.

İstersek yaparız. Bizlerin zor şartlarda gerçekleştirdikleri size güç ve moral versin.

Teknoloji üretme yolculuğuna lisan öğrenerek başlamaya ne dersiniz.

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 77
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1651
Kayıt tarihi
: 04.05.13
 
 

Emekli pilotum. 1950 yılında Polatlı Çekirdeksiz köyünde doğdum. İlkokulu köyde ve Polatlı'da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster