Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Kasım '06

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
444
 

Yabancı

Yabancı
 

Bir zamanlar Siberya isimli bir kasaba vardı. Kaf Dağı’nın ötesindeki Olmayan Ülke’nin güneşin doğuşuna en yakın bölgesindeydi bu kasaba. Yaz kış hep aynı mevsim yaşanırdı bu diyarda, bahar yaşanırdı; güneş hep aynı yerden doğar, hep aynı yerden batardı.

Siberya’nın sakinleri oldukça dingin varlıklardı; güneşin doğuşuyla birlikte işlerinin başına geçer, batana kadar mütevekkil bir şekilde çalışırlardı. Bazıları "metin düzenleyici (text editor)" idi bu kasaba halkının; tek uğraşıları yazı yazmaktı. Birçok türü vardı metin düzenleyicilerin; düz yazı düzenleyiciden (notepad, vi), hattat kadar marifetli olanına kadar çeşit çeşit. Bazıları ise hesap çizelgeleri (Excel sheet) konusunda uzmanlaşmıştı, bir diğer kısmı ise rengârenk tablolar ve sunumlar (Powerpoint slides) hazırlayan sanatçı ruhlu varlıklardı. Ayrıca bu yoğun tempoda kasaba halkını dinlendirip eğlendiren müzisyenler de eksik değildi tabi ki.

Bir gün bir yabancı geldi kasabaya. Kendisini bir "konuşma düzenleyici (speech editor)" olarak tanıtan bu kişi, metin düzenleyicilerin yaptığı işlemin aynısını gözleri kapalı üstelik parmaklarını kullanmadan yapabildiğini iddia ediyordu. Haber bir anda dalga dalga tüm kasabada yayıldı. Bunu duyan tüm metin düzenleyiciler birden küplere bindi; kimdi bu sahtekâr, kimdi bu şarlatan?..

Tüm metin düzenleyiciler bir araya gelerek yeni gelen yabancının başında toplandı. Her biri onu kendi gözleriyle görmek istiyordu. İçlerinden en bilgesi ileri çıktı ve seslendi: "Hey yabancı, kasabamıza gelip uğursuz fikirler aşılamaya başlamışsın; ben metin düzenleyicilerin en ustasıyım, senin iddia ettiğin şeylerin hiçbirinin mümkün olmayacağını adım gibi bilirim, ya bu saçmalığa bir son verirsin, ya da alıp başını nereye gidersen gidersin!"

Yabancı, gayet ılımlı ve sıcakkanlı bir sesle, "iddia ettiklerim yalan değil, hem amacım sizin yeteneklerinizi küçümsemek de değil, tam tersi yüceltmek" şeklinde karşılık verdi. "Utanmadan hâlâ yalanına devam ediyorsun" diye kükredi bilge metin düzenleyici, "o halde göster bize bir mucize!"

Peki dedi yabancı ve "hadi dilediğin bir parçayı çal" diyerek seslendi müzisyene. Müzisyen, Zeki Müren’den "Mihrabım Diyerek" isimli şarkıyı çalmaya başladı. Yabancı tüm ahaliye hitaben "şu anda biliyorum ki çalan bu şarkının sizin için hiçbir anlamı yok, sadece bir ses yığınından ibaret, oysa içinde sizin de tanıdığınız harfler gizli olarak bulunmakta, her ne kadar siz farkında olmasanız da. Ben şimdi onları size gösterip açıklayacağım" dedi ve ardından Zeki Müren’i takip ederek şarkının sözlerini bir bir tahtaya yazmaya başladı: "Mihrabım diyerek sana yüz vurdum, gönlümün dalında bir yuva kurdum..." Metin düzenleyiciler orada bulunmakta olan kütüphaneciye sordular, "şarkının sözleri gerçekten böyle mi?" Kütüphaneci tozlanmış dosyaların arasından şarkının sözlerini çıkardığında gözlerine inanamadı, tahtaya yazılanlar gerçekten doğruydu.

"Sen bir çeşit büyücülük yaptın, gözlerimizi boyadın!" diyerek bağırmaya başladılar bunu gören metin düzenleyiciler. Ortalıkta büyük bir kargaşa çıkmak üzereydi. "Hayır" dedi yabancı sert ve tok bir sesle, "basit iddialarla kendinizi kandırmayı bırakın ve gerçeği biraz olsun idrak etmeye çalışın artık" şeklindeki tepkisini ise kimse beklemiyordu. Yabancı devam etti: "Yazı yazarken simgeler kullanıyorsunuz, aynı simgeler ses âleminde de var, hatta bambaşka âlemlerde de. Benim sizden tek farkım bu simgelerin kodunu çözüp anlayabilmem. Sizle ben aynı gerçeğin farklı iki yüzüyüz sadece, o kadar..."

Bunun üzerine düz yazı düzenleyici konuşmaya başladı: "Ben metin düzenleyicilerin en basitiyim, basit ve sade olduğum için de ne demek istediğini anlıyorum. Peki, bunun anlamı ne izah eder misin?" Kalabalık, kasabanın en eski yerlisinin bu yaklaşımı karşısında sessizce konuşmayı dinlemeye başladı. Yabancı, "bunun anlamı yaşamın ta kendisi" diyerek yanıtladı, "bizlerin sayesinde soyut olan gerçeklikler somutlukta yaşam buluyor, gerçeğin denizi, bizim zeki ve bilinçli yapımızda gel-gitler yaparak hiyeroglifini çiziyor." Düz yazı düzenleyicinin "biraz daha açar mısın, yaşam neden bu kadar önemli?" şeklindeki sorusu üzerine yabancı, "gerçeklik denizinin kendisi de yaşar ve diridir de ondan, tüm bunlar onun özündeki yaşamın yansımandan ibarettir aslında; gündüzün aydınlığından fark edilmeyen güneşin bir su damlasında şekil alması gibi. Seninle benim farklı simgeler üzerinden aynı dili konuşabilmemiz tesadüf mü sence?"
şeklinde karşılık verdi.

Uzun bir sessizlik anı yaşandı, kimse içinde bu soruya cevap verebilecek cesareti göremiyordu. Nihayet bilge metin düzenleyici sessizliği bozdu: "Peki ne yapmalıyız şimdi, sen bizim yaptığımız işin aynısını gözlerin kapalı ve parmaklarını kullanmadan yapıyorsun. Bizim yaşamımız boşuna mı şimdi?" "Hayır" dedi yabancı, "bu yaşadığın sadece içte yaşadığın uyanıştan kaynaklanan geçici bir şok, hepimizinözde bir ve aynı olduğuna uyanışından kaynaklanan."

Aradan uzun yıllar geçti. Yabancı artık kasabanın yerlilerinden biri olmuştu; tüm kasaba halkıyla içli dışlı olmuş, onlarla tüm sırlarını paylaşmış hatta kasabanın en güzel kızıyla evlenmişti. Artık kasaba halkının büyük çoğunluğu için parmaksız yazı yazmak bir mucize olmaktan çoktan çıkmış ve sıradan bir yetenek halini almıştı. Öyle ki hattatlar için bile.

Bu böylece devam edegeldi, ta ki uzun nesillerin ardından, içlerinden biri, düşünce denilen enerjinin de aynı sembolleri içerdiğini keşfedene kadar...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 89
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 1895
Kayıt tarihi
: 11.10.06
 
 

Yazar 1975 Ankara doğumludur. Monterey Postgraduate School / California'da bilgisayar bilimi dalı..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster