Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Temmuz '07

 
Kategori
Özel Lezzet Durakları
Okunma Sayısı
2092
 

Yağhane'de bir akşam yemeği

Yağhane'de bir akşam yemeği
 

Datçadayız, Hayıtbükünde Ortam Pansiyon'da kalıyoruz. O gün Knidos'a gitmeye karar verdik. Çok değil daha dün döndük İstanbul'a. Yani az sonra bahsedeceğim restoran ve orada yediğimiz yemekler hala aklımızdan çıkmadı. Bu gidişlede aklımızdan hiç çıkmayacak.

Bu güzel akşam yemeğine değinmeden önce günün özetini geçeyim. Öncelikle sabah 09:00 sularında uyanılır, Ortam Pansiyonun o güzel terasında, pansiyonun arka bahçesinden toplanmış salatalık, domates biberler ve hemen yukarıdaki Mesudiye köylülerinin yaptığı o mis kokulu karanfilli ekmeklerle müthiş bir kahvaltı yapılır. Haa atlamadan, öyle böyle bir kahvaltı olmuyor bu oksijeni bu kadar bol ve deniz havasının her daim yüzünüze vurduğu bu cennet mekanda öyle İstanbul'da ki gibi yapmıyorsunuz kahvaltınız, aç kurtlar gibi yitorsunuz ayıptır söylemesi. Ortam pansiyononun aşçısının yaptığı sahanda yumurtayı da giderseniz kesinlikle isteyiniz, enfess.

Bu güzel kahvaltıdan yemen sonra, terasdan merdevinleri indikten sonra sadece 3 metre uzunlukta bir yürüyüş ile denize ulaşısınız. Ne kadar kolay olduğuna inanamayacaksınız. Deniz bu kadar yakın olmanın verdiği öyle bir rahatlık var ki, bükün hiçbir yerinde denizden uzak olmuyorsunuz. 3 metre yürüyüşten sonra :) şezlonglarına yerleşiyorsunuz. Denize girsenizde olur gimeseniz de, o hep orda ve varlığı bile yetiyor. Kahvaltıdan arta kalan gazetelerimizi ve kitaplarımız okumaya koyuluyoruz. Bük o kadar tenha ki sadece ağustos böcekleri ve dalga sesleri var etrafta. Zaten hepi topu bütün plajda toplasanız 20 kişi ancak var. Bükte toplam 4 pansiyon var ve bunlardan sadece 2 tanesi plaj kenarında.

Bol bol denize girdikten sonra ( bu bolu anlatmak o kadar zor ki BOLLLLLLL demek daha doğru) saat 16:00 gibi hemen 10 metre uzaklıktaki Berke Cafe'de enfess Patlıcanlı ve Peynirli-otlu gözlemelerimiz yemek için yola koyuluyoruz. Sonra bir daha, bir daha, bir daha deniz ve akşam üzeri 19:00 gibi Knidos'u gezmek için yola koyuluyoruz.

Knidos'luların ne kadar zevkli, ne kadar şanslı ve ne kadar akıllı olduklarını düşüne düşüne bu şirin Antik Yunan Kentini dolaşıyoruz. Kentin manzarasını anlatmak çok zor ama inanının çok güzel. Kentin iki yanı var, zaten bilirsiniz Datça bir yarım ada ve bu kent bu yarım adanın en ucunda. Bir yanı Ege kıyıları, bir yanı Akdeniz kıyıları olur. Bu muhterem insanlar çok ama çok şanslılarmış. Şehirn hemen karşınısa sonradan yapılmış bir Deniz Feneri var, tırmanılabiliyormuş ama biz gün batımına öyle daldık ki, artık hava kararmıştı, bizler yorgun düşmüş ve çok acıkmıştık. Bir an önce gidip Hayıtbükünde karnımızı doyurmanın dışında birşey düşünemiyorduk ki o da ne?

Aç bitap yorgun gözlerle arabada ilerlerken, göz ucuyla Yaka Köyünden geçerken açık bir kapıdan ışık huzmesi gözüme takıldı. Arkadaşlarıma durun durun diye bağrındım, çünkü duymuyor ve uyukluyorlardı. Ne oldu ne oldu diyorlarken daha onlar. Ben bi şu kapsından ışık gördüğüm yere bakıcam, sanırım restorant gibi bir yer, belki güzel bişeyler olabilir dedim ve arabadan çıktım. Bizimkiler beni, offf nereye gitti bu adam ya, çok açız neden vakit kaybettiriyor ki diye çekiştirilerken, ben içine girdiğim mekanın büyüsüyle 10 dakika orda kaldım. Derken koşar adımlarla bizimkiler çağırdım ve hep birlikte mekana tekrar geldik. Ve bizimkiler az önce benim yaşadığım o şaşkınlığı yaşıyorlardı, ben ise daha önce keşfetmiş olmanın rahatlığı ile artık menüye bakmaya başlamıştım. Arada arkadaşlarımdan şu sesler geliyordu, şaka mı bu? ne yani şimdi bu? çölde vaha sanki? kim olabilir ki bunlar? hay allah biz neredeyiz ki? Kamera nerde peki? gibi. Mekan sahipleride kıh kıh gülüyorlardı.

Efendim daha sonra vahanın devamı olan, zeytin ve badem ağaçları ile bezeli arka bahçeye geçtik ve hala off yaa nasıl yaa, nasıl böyle bi yer olabilir ki? burası bi köy ama? bunlar köylülere mi hizmet veriyolar ki? derken güler yüzlü mekan sahipleri birer birer masamıza geldi. Biri menüdeki o muhteşem yemeklerden bahsederken, diğeri mekanın tarihinden, bir Datça'dan bahsetmeye başladı. Bizde aşçımızın bize tavsiye ettiği yemeklerden seçtik ve sabızsızlıkla yemeklerimiz beklemeye başladık. Bu sırada ise gelen şaraplarımız ve naneli limonlarımız ile Yakaköyündeki bu eşsiz mekanın, köy karanlığının, sessizliğinin ve gökteki dolunayın tadını çıkarmaya başladık. Rüya gibiydi, denizden bu kadar uzak bir köyde, bu kadar şık bir restoran ve mükemmel bir menü ile karşılaşmak olabilecek son şeydi, ama Datça bu işte sürprizlerle dolu.

Derken yemeklermiz geldi ve asıl zurnanın zırt dediği yere geldik, bizim masadan çıkan sesler aynen şöyle; Hımmmmmmm, Enfesssssssss, Offff Offf OFff, Çok Lezizzzzz, Nefis bişey bu yaaaa, Allahım bize nereye düştük yaaaa, Anne bu çok güzel(bir de ufaklık var yanımızda). biz bu sesleri çıkarırken mekan sahipleride mutlulukla karşımızda gülümsüyolardı sanırım yemeklerinin bu kadar beğenilerek yenmesi onları çok mütlu ediyor. Ama biz şifreyi çözmüştük zaten, onlar Datça'da oldukları için zaten mutlulardı.

Efendim ben meşhur Mısır yemeği Falafel istedim, ağzını sulandırmayacağım ama yediğim yemek beni o kadar mutlu ettiki inanazsınız. Yanına aldığım naneli limon ise muhtşemdi, çok serinletici, kendi limonları ve taze neneleri ile özene bezen yapmışlar ki, şimdi size yazarken kokusu burnuma geldi. Birisi portakallı, portakal soslu roka salatası, diğeri humus, börek, vs vs bir dünya şeyi istedik ve tıka basa yedik. Sonrasında da mekan sahiplerinden bu mekana ve bu zamana Eleni Karaindrou çok iyi gider şimdi diyerek Eleni'den Ulysses Gaze albümünü çalmalarını ve birer kadeh daha beyaz şarp istedik. Bu güzel doygunluktan sonra, bu müzik ve şaraplar ile ruhumuz şad oldu ve hepimiz mutlu ve tok insanlar olarak Hayıtbükümüze(evimiz gibi oldu), pansiyonlarımıza, odalarımıza döndük.

Bize bu güzel geceyi yaşatan Yakamengen Restoran'a ve tüm çalışanlarına çok teşekkür ederiz. Herkese sizden ve sizlerin mutluluğundan bahsediyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Datça hayallerimin yeri...Neden derseniz inanın güneye veya egeye tatile gidip lahmacun-pide yemekten nefret ediyorum.İlk kez datçada ege yemekleri yedim.Deniz börülcesi,börülce,kabakçiçeği dolması ve birçok ege yemeği,otlu ekmekler...Sırf onları yemek için tekrar gideceğim.Umarım hiç bozulmadan ve büyümeden kalır.Sevgiler.

Ufaklık 
 16.07.2007 17:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1232
Kayıt tarihi
: 13.07.06
 
 

ben bir denizim, ben bir denizim, kendi içinde taşan.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster