Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '08

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
1212
 

Yağmur duası...

Yağmur duası...
 

BDYEKC;"Babaların Deney Yapmasını Engelleyenleri Kınama Cemiyeti"


“Baba biliyor musun bilim ve teknoloji öğretmenimiz yağmur yağdıracak bir dahaki derste...” Salı akşamı, okuldan gelir gelmez verdi haberi kızım…

Ankara’nın susuzluğuna sahra tozuyla yağmur yağdırarak çözüm bulunabileceği tartışılıyordu o günlerde... İlkokul birinci sınıflara kadar indirdiler demek ki projeyi diye kendi kendime komiklik yaptım…

“Sınıfta mı?”diye sordum…

“Evet, hem de gerçek yağmur”

“İyi hadi bakalım deney yapacaksınız yine demek ki”


Ne güzel, yaparak öğrenmek öğrenmeyi daha kalıcı kılan bir şey…

Biz bu deney konusunda şanssız büyüdük biraz... Yani deney yapardık da daha çok izlem gibi olurdu bizimkisi... Cam balonlara, beherglaslara falan hiç el sürdürmezdi öğretmenimiz... Uzaktan izlemekle yetinirdik deneyleri...

Biraz da bu benim merakım yüzünden, kızım okuldan bir deneyle gelince hemen onu evde tekrarlıyorduk... Arada deney kazaları olmuyor değildi tabii...

Şu haşlanmış yumurtayı, içinde pamuk yanan şişeye düşürme deneyinde mesela... Yumurta rafadan kaldığı için parçalanıp, sarısı halının üzerine akmıştı bir miktar...

Bir de kolonyanın kaynayıp kaynamadığını anlamak için yaptığımız deneyde cezvenin içindeki kolonya alev alıp kaşlarımı, kirpiklerimi falan yakmıştı...

Önemsiz aksaklıklar işte, kaza dedim ya...

Bir hafta kadar öyle kaşsız, kirpiksiz gezince, eşimin isteği ile ara verdik bir süreliğine deneylere...

Arada o, market alışverişine falan gittiğinde yaptıklarımız oluyordu yine de...

O haftayı sınıfta yağmuru nasıl yağdıracaklarını anlatarak geçirdi kızım…

Öğretmeninin “kim şemsiye getirir” diye sorduğunu, onun hemen gönüllü olup “şemsiyeyi ben getiririm” dediğini, öğretmeninin buna ne kadar sevindiğini heyecanla anlattı…

“Demek şemsiye gerekecek kadar çok yağmur yağacak ha...” dedim, kendi kendime...

Pazartesi akşamından şemsiyesini kapının yanına koydu…

Zaten o kaymasa ben hatırlatacaktım...

Ertesi sabah hepimizden erken uyanmıştı…

“Baba, ben bilim teknoloji dersini çok seviyorum biliyor musun? Öğretmenimi de” dedi kapıdan çıkarken...

“Evet, yahu ben de” dedim içimden...

***

O günün akşamı okulun kapısında elinde şemsiyesi, suratı asık karşıladı bizi…

“Noldu güzel kızım” diye sordum…

“İşte..” dedi…

‘İşte’ bir çocuk cevabı biliyorsunuz… Yetişkin lisanına tercümesi; “bu konuyu konuşmak istemiyorum”, “tamam lafı uzatma”, “canım sıkkın zaten” vb. şeklinde yapılabilen bir şey… Çocukçaya biraz vakıf olunca ‘işte’ den ileriye bir iletişimin çok zor olduğunu öğreniyorsunuz…

‘İşte’ye karşı takıntılı bir ısrar gösterirseniz şöyle bir diyalog sürüp gidebilir;

“Noldu ki?”

“….”

Omuzlar boyna doğru çekilir bu sessizlik anında, ya da dudak bükülür ki ‘işte’nin vücut dilindeki karşılıklarıdır bunlar…

“Kızım nooldu?”

“Yok bir şeeey”

“Nooldu yahu, delirtme beni aaa…”

Bu noktaya gelmeden hem konunun ne olduğunu anlamak hem de kendi ruh sağlığınızı korumak için zekice bir manevraya ihtiyaç vardır… Söylemesi ayıp bendenizde de o zekâdan ziyadesiyle mevcut olduğunu düşünürüm…

Çaktırmadan eşime göz atıp, dolaylı bir yoldan ‘işte’ nin sebebini öğrenmek için;

“Bu gün hava durumunda yağmur yağacağını söylediler, Melis’in bilim teknoloji dersindeki yağmur olmasın bu” dedim gülerek…

“Gelmedi bu gün bilim teknoloji öğretmenim baba, yapamadık deneyi...”

Yani benim manevramın etkisi mi bilmiyorum ama bazen beklemediğiniz kadar da kolay oluyor çocukların sizi anlayıp karşılık vermesi…

“Yaa gelmedi demek... Belki önemli bir işi çıkmıştır, istersen biz evde yapalım bu deneyi” dedim...

Eşim ters ters baktı...

“Sınıf öğretmenime sordum, o da senin gibi, ‘önemli bir işi çıkmıştır haftaya yaparsınız’ dedi… O kadar da beklemiştim bu günü...”


İlk andaki hayal kırıklığından sonra önceki kadar olmasa da o haftayı da deneyin heyecanı ile geçirdi…

Yağmur üzerine birçok konuşma yaptık;

“Baba normalde yağmur nasıl yağar biliyor musun?”

“Nasıl?”

“Böyle kızgın bulutlar birbirlerine çarpınca canları yanar ikisi de ağlamaya başlar...”

“Bilim ve teknoloji dersinde mi öğrendin bunu?"

“Evet”

“Vay be… Çok bilimselmiş”

“Nasıl yani?”

"Çok güzel diyorum. Aferin benim kızıma ne güzel şeyler öğreniyor okulunda…”

Biz ne zaman öğrenmiştik diye düşündüm eksi, artı yüklü bulutları… Belki de böyle öğretiyorlardır artık…

Salı sabahı kapıdan çıkarken heyecanına katkıda bulunmak için biraz da;

“Hadi bakalım fazla ıslanmazsınız umarım bu gün” dedim gülerek…

“Babacım öyle çok yağmur yağacak mı sanıyorsun sen, bir tane şemsiye istedi öğretmenim baksana” dedi…

“İyi, kendin giy ayakkabılarını o halde” denebilirdi bu ukalalığın üzerine, demedim ama...

***

Akşam aynı önceki haftaki asık suratla bekliyordu bizi okulun kapısında…

‘Noldu’ burada gereksiz bir hal almıştı artık tahmin edersiniz…

Direk konuya girdim;

“Yağmadı mı?”

“Yağmadı…”

“Öğretmenin mi yoktu yine?”

“Vardı da, böyle bir küçük ocak gibi bir şey var onun içine konulan ispirtomu ne onu bulamadı öğretmen, yapamadık deneyi”

“Olsun haftaya artık”

‘Olsun’ demekteydim ama bir yandan da; “50 gram ispirto için çocukların hevesi böyle kırılır mı” diye bayağı bir işkillenmiştim…

Benim hevesim de söz konusu hale gelmişti üstelik…

Telefon edip sorayım diye düşündüm…

Eşim vazgeçirdi…

“Ama yağsaydı bu hafta iyi olurdu” diye söylendim kendi kendime…

***

O hafta öncekilere göre heyecanı iyice azaldı kızımın… Benim için ise tam tersi oldukça önemli bir hal almaya başlamıştı bu deney işi... Kızımın azalan heyecanı karşısında acil bir eylem planına ihtiyaç olduğunu düşündüm;

“Bakalım mı senle şu deneyin nasıl yapıldığına internetten” diye sordum…

“Sen istiyorsan bakalım”

“Sen istemiyor musun?

“İstiyorum aslında”

“E hadi öyleyse”

Ooo, bir sürü bilgi bulduk internetten bu deneyle ilgili… Malzemelerin ne olduğu, deneyin nasıl yapılacağı, birçok resim falan…

“İşte bak bu mor şeyden bulamadı öğretmen” diye, bulduğumuz fotoğraftan ispirto ocağının içindeki sıvıyı gösterdi…

Aslında düzenek oldukça basit görünüyordu…

“İstersen evde yapalım bunu” dedim…

“Yok, olmaz… Öğretmen okulda yaptığımız deneyleri evde tekrarlamayın diyor, güvenli değilmiş…”

“Ama çocuklar yalnızken o dediğin, ben varım yanında şimdi... Hem biz yaptık ya senle deney daha önce, şimdi nerden çıktı bu… Allah allah”

“Birdeee... Bak anneme söyleme ama sana söylediğimi, ‘sakın babanla yalnızken deney falan yapmayın, sonra yangın çıkar evde’ dedi annem ”

“Annen haa... Vay hain... Ne zaman dedi bunu?”


Salı sabahı “hadi inşallah yağar bu gün” diye içimden dua ettim, şemsiyeyi kızıma verirken…

***

Akşam okulun kapısına her zamankinden 10 dakika önce geldim… Pek anlayamadım yalnız yüzünün ifadesinden deneyin başarı ile tamamlanıp tamamlanmadığını…

“Nasıl geçti günün”

“İyi, deprem tatbikatı yaptık bu gün biz, böyle hayat üçgeni yapıcaz biliyor musun baba, deprem olunca… Ama inşallah deprem olmaz çok korkuyorum ben depremden”

“Yağmur?”

“Öğretmenim tatbikat için hazırlık yaptı derste… Baba evde karyolamız var ya onun yanına uzanın dedi öğretmen, uyurken deprem olursa… Ama ben nereye uzanıcam bir yanına sen bir yanına annem uzanırsa...”

“Sen de kendi yatağının yanına uzanırsın kızım… Yağmur yağmadı diyorsun yine ha…”

“Baba deprem nasıl oluyor biliyor musun?”

“Kızgın bulutlar mı?”

“Aman babacım taktın bu yağmur işine”

Taktım ha... Hep annesinden öğreniyor işte bu lafları...

Acaba öğretmeni ile görüşüp kızım açısından olayın büyük bir sükût-u hayale sebep olduğunu söylesem mi diye geçirdim içimden…

Yani her ne kadar hayal kırıklığını atlatmış görünse de iç dünyasında bu olayı aşamamış olabilirdi...

Yoksa kızımın dediği gibi benim takıntımdan değil...

Aradım öğretmeni...

Konuya direkt girmeden önce yumuşak bir geçiş yapayımda, o da deney konusunda takıntı yaptığım şeklinde bir yanlış kanıya kapılmasın diye düşündüm...

“Ali Bey, sizi çok seviyor bizim kız...”

“Melis di mi? Ya ben de bayılıyorum ona, çok akıllı maşallah...”

“Peki yağmur?”

“Yağmur mu? Oda mı sizin kızınız ben dersine giriyor muyum acaba?”

“Yok... Deney diyorum...”

***

Üst üste dördüncü salının akşamı kızım soran gözlerimi hemen anladı sanırım;

“Baba yaptık bu gün deneyi”

“Yaaa... Bak şemsiyeyi de almadın bu gün yanına, gördün mü?”

“Lazım olmadı ki... Zaten toplam üç damla yağdı”

“O kadarcık mı? Eh olsun, ona da şükür”

***

Siz de deneyin;

Yağmur yağdırma deneyi: http://egitek.meb.gov.tr/dersdesmer/dersdestek/4fen/4_1unite/4_1unite24.htm

Yumurta deneyi: http://www.fizikogretmeni.com/sisedeki-yumurta/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İroni, güzel bir anlatım ve eğitim yaşantılarındaki açmazlar tam da özünden sergilenmiş. Böyle gerçek bilince sahip anabalar da gerekiyor bu sistemin daha düzgün yürümesi için kutluyorum sizleri ve Kızınız Melis'e de kucak dolusu sevgiler gönderiyorum buradan o bitmek tükenmek bilmeyen bilimsel merakının ona çok güzel mutluluklar yaşatması dileklerimle. Hepinize selam ve sevgiler.

Ezgi Umut 
 19.02.2008 15:16
Cevap :
Sevgili Ezgi Umut, güzel dilekleriniz için teşekkür ederim... İşin açıkçası birebir kendimi ve kızımı anlatmıyorum... Ama dediğiniz gibi eğitim yaşantılarında olması muhtemel şeyler... Kızım 'Revna' adına kucak dolusu sevgiler size...  25.02.2008 9:28
 

Bence daha çok deney yapmalısınız baba-kız. Çok eğlenceli. Kızının hayal kırıklıklarına üzüldüm. Yazının sonuna kadar da meraktan öldüm. Yaptılar mı acaba şu deneyi, ne kadar yağdı diye... Şimdi verdiğin adrese gidiyorum. Ben de deneyecem de :) Selamlar...

vakayinüvis 
 26.01.2008 20:13
Cevap :
Efendim, cemiyetimize verdiğiniz destek için teşekkür ederiz.. Eylemlerimiz tabii ki devam edecek:)  28.01.2008 12:49
 

İlahi Serdar... Ama baksana deney yapan babalar kaş kirpik yakabiliyorlarmış. Yani bu durumda kaşlı kirpikli tek parça babalar istiyorsak bir yerde müdahele etmek de gerekiyor sanırım:))) Mizahi bir dille anlattığın olayda aslına bakarsan çok da önemli bir noktanın altını çiziyorsun. Deneylerle yağılan eğitimler son derece akılda kalır ve öğretici olur. Bu mantıktan yola çıkarak, müfredata konan bir konunun, bir çocuğun gözünde nasıl şekillenebileceğini "öğretmenin" mutlaka tahmin ediyor olması gerekir. Çocuklar sabırsızdır. Söylenen bir şey anında olsun ister. Heveslidir. Ama tabii bir yere kadar. İşte senin kızında da durum bu olmuş. Ayrıca ilkokul öğrencisi bir çocuğa "iki kızgın bulutun kavgası sonucu dökülen gözyaşları" şeklinde anlatılan yağmur tarifine ben de takıldım açıkçası. Ama gözünü seveyim deneyleri sen yapma e mi:) İyi pazarlar arkadaşım...

Yeşim Özdemir 
 20.01.2008 11:29
Cevap :
Valla biz örgütleniyoruz:)) Örgütlülük her zaman her ortamda iyidir ayrıca... Güzel yorumun için teşekkür ederim arkadaşım...  20.01.2008 15:29
 

eline sağlık Sevgili Serdar. Kızına sevgilerimi iletiyorum. Biz takılıp kalıyoruz ama onlar çok hızlı ilerliyor:))

nilgun 
 18.01.2008 23:56
Cevap :
Beğenmenize sevindim... Dediğiniz gibi, onlar bizi geçip gidiyorlar, bazen haberimiz bile olmadan... Teşekkür ederim, sevgilerimle...  20.01.2008 15:25
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 48
Toplam yorum
: 303
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1453
Kayıt tarihi
: 17.11.06
 
 

Konuştuğum gibi yazmamalıyım... Yazmak, konuşmaktan farklı ve her zaman onun önünde benim için.....

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster