Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Ocak '18

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
38
 

Yağmurda Islanırken

Yağmurda Islanırken
 

Çetin hiç olmadığı kadar sevinçliydi. Hayatında ilk defa bir protesto grubuna katılacaktı. Milliyetçilerin arasına ve ülkücü olarak. Amerika ve Donald Tramp’ı protesto edeceklerdi. Karar ülkü ocağında dün verilmişti. Ve bu gün on ikide protesto başlayacak, sloganlar atılacak, yürüyüş yapılacak ve Amerika Büyük Elçiliğine siyah çelenk konacaktı.

Ülkü ocağındaydı Çetin. Ocağın başkanı konuşma yapıyordu. Çetin gibi diğer ülkücülerde pür dikkat dinliyordu. Başkan “Sözlerime son verirken bir daha diyorum provokasyonlara dikkat edin. Size sataşan olursa toplu halde onlara tekbir getirin. Biz ülkücüler hiçbir şeyden korkmayız. Onlar bizden korksun.”

Çetin yanında ki arkadaşı Selim’e “Ben provokasyona hiç gelmem. Gelenlere de şaşıyorum.” Dedi.

Selim “Provokasyon demek bam teline basmak demek. Her kim olursa olsun bir insanın bam teline basılıyorsa o ortamda kavga kaçınılmazdır. Ama biz ülkücüler sabırlı insanız. Haksızlığa karşıyız. Haksızlık baş gösterdiğinde o zaman yumruğumuzu vurduk mu oturturuz.”

Selim’i dinleyen bir ülkücü araya girdi. “Ülkücüler kavga etmez. Bizim başımız diktir. Dik yürürüz. Dedi ekledi. Merhabalar ben metin.” Tokalaştılar. Az sonra tepsi içinde çaylar geldi.  Dağıtıldı. Kaşık şangırtıları birbirine karıştı. Sanki çay ile ülkücüler cesaret kanı takviyesi yapıyorlardı az sonra başlayacak yürüyüşe ve protestoya..

Saat tam on iki olunca ocak başkanı ayağa kalktı. Kapıya yöneldi. Diğer ülkücüler de onu takip etti. Yollarda trafik yoktu. Bu ülkücüler için iyiye işaretti. Protestoda trafiğin olmaması bir polis engeli ile karşılaşılmaması anlamına geliyordu.

Ocak binasından çıkar çıkmaz “Amerika evine defol” diye sloganlar atmaya başladılar. Hep bir ağızdan söylenen bu söz iki dakika boyunca sürdü. En önde Çetin ve Selim de vardı. Onlarda bozkurt işareti yapıyordu. Coşkuluydular. Coşkunun bulaşıcı olduğunun farkındaydılar. Ve yol kenarındaki vatandaş alkış tutarak protestoyu destekliyordu.

Bir lokantanın önünden geçiyorlardı. Dükkanın camında hamburger reklamı posteri vardı. Dükkan sahibi ülkücüleri görür görmez cama bantla yapışmış hamburger posterini çıkartıp dükkandan içeriye attı. Ardından o da diğer esnaflar gibi ülkücülere alkış tutmaya başladı.

Ülkücüler bir meydana gelmişlerdi. Ocak başkanı onları takip eden birkaç gazete ve televizyon muhabirine basın açıklaması yaptı. Cümlelerini bağlarken “Türk ordusu kimseye hesap vermez. Amerika bizim dostumuz ise yaptığı hataları bir bir düzeltsin. Ok yaydan çıkmıştır.” Dedi.

Televizyon muhabiri basın açıklaması bitince mikrofonu Çetin’e uzattı ve sordu. “Bize bugünün kısa özetini sunar mısınız?”

Çetin “Milletimizin tek bir isteği ve tek bir sözü olmalı. Önce vatan ve Amerika’yı bölgemizde istemiyoruz. Biz bölgelerimizi savunurken kimseden emir almayız.  Oyun bozanları da hiç sevmeyiz. O yüzden diyorum ki ‘Oğlum Donald Trump bak git’ diyorum. Sabrımızın da sınırı vardır.”

Muhabir kameraya dönerek “Çetin’in sözlerini tekrarladı. “Vatandaşımızın sloganı bile özel. Çünkü konu hassas ve özel. Onlara katılıyoruz. Ve diyorum ki ‘Oğlum Donald Trump bak git’.”

Ocak başkanı konuşulanları baştan sona izlemişti. Kameranın açısı değişince hemen Çetin’in yanına geldi. Fırça çekti ona. “Bu sokak ağzı da nereden çıktı. Rotamızdan şaşmayalım. Sözlerinize dikkat edin.”

Başkan ile Çetin’in konuşmasını duyan bir grup vatandaş ‘Oğlum Donald Trump bak git’ diye slogan atmaya başladı. Protestoya yavaş yavaş katılımlar oldu. Ocak başkanı işin provokasyona doğru gittiğini görünce kafilesine “Gidiyoruz.” Dedi.

Çetin Selim’in kolundan tutarak “Gel onları takip etmeyelim. Bunlar en ufak şeye bile kızıyorlar.  Zaten ülkü ocağına gitmemiz bile hata.”

Selim “Bir daha nasıl gireceksin ocağa. Başkan bütün tavırlarını gördü. Hesap sormaz mı sana?”

Çetin “Ben deminki ayrışmayı boşuna yaşamadım. Ben ülkücü değilim. Gel sende benimle. Protesto adamı olmak istiyorsan yine de seninle gelirim ama bir şartla. Sen de başkanın sözüne itaat etmeyeceksin. Artık biz özgürüz.”

Selim “Dediğin gibi olsun. Ne güzel ocağa gidip geliyorduk. Vakit geçiriyorduk orada. Bir daha öyle bir yeri nasıl buluruz?”

Çetin “Sen bana takıl. Ben sana bir numara bulurum. Bakarsın fikirlerimiz değişir yeni bir akım buluruz.”

Selim “Dur bir hele. Dakka bir saniye bir. Yoksa sen bunu uzun süredir mi düşünüyorsun?”

Çetin “Başkandan yediğim fırça benim aklımı başıma getrdi. Artık ben yeni akımların adamıyım. Bunu böylece bil.”

Selim ne diyeceğini bilemedi. “İyi ki tiniyetini ocakta fark edemediler. Dedi ekledi. Gel yine de şu protestoyu sonuna kadar sürdürelim.”

Çetin “Beni kimse tutmasın. Vatansa vatan. Önceliğim özgürlük. Ben Atilla gibi hakan olmak istiyorum. Atilla yağmurda ıslanırken bende ıslanmak istiyorum. Sen git. Ben ters istikamete gidiyorum.” Dedi arkadaşı ile vedalaştı.

Yeni akım için bir partinin gençlik kolları binasına girdiğinde bütün yükünü üzerinden atmıştı. Bir hafiflik hissediyordu. Partiye yerel seçimlerde oy atmıştı. Bu manevi bağ ile kendini bir başka görmek ona yetiyordu. Çetin ülkenin her siyasi kesiminin Afrin harekatında tek vücut olmasına engelin, siyasi çıkarlar olduğunu biliyordu. Onun için çıkarı vatan olandan yana tercihini yapmış ülkücü olmuştu. Ama ülkü ocağı başkanının psikolojik baskısı onu buraya kadar getirtmişti.

Kapıda onu bir görevli karşıladı. Parti kimliğini sordu. Çetin’de böyle bir kimlik yoktu. Kimliği çoktandır kayıptı. Hemen TC kimliğini verdi. Bilgisayardan kontrol edildi. Çetin’in parti üyeliği ortaya çıktı.

Görevli “Bütün kem gözler üzerimizdeyken bu kontrolü hoş gör. Emir verildi.”

Çetin cevap vermeden içeriye geçti. İçeriden erkekten çok kızlar vardı. Bu yeni gelen kişiyi alıcı gözlerle süzdüler. Çetin bir masaya oturdu. Konuşmak istiyordu. Ama konuşma ortamının olması için bekleyecekti. Önündeki siyasi dergilerden birini açtı. Yazılara göz gezdirdi. Diğer taraftan televizyon açıktı. Zeytin Dalı Harekatını canlı veriyordu. Kızın biri ona doğru yanaştı.

“Sen ne düşünüyorsun bu harekat hakkında?” diye sordu.

Çetin “İnsanlar kardeş içinde yaşasa ve kazançlar pay edilse, teröristler olmasa ve partimiz iktidarını ve egemenliğini devam ettirse.” Diyordu. Kız hemen araya girdi. Çok ütopik düşünüyorsun. Bunların olması için önce milliyetçilerin desteğini partimize sürekli vermesi gerekiyor.”

Çetin “Bizler iki bin on dokuz seçimlerine iyi hazırlanırsak bunlar niye olmasın. Dedi ekledi. Ben Çetin.”

Kız da cevap verdi. “Ben de Ebru. Tanıştığımıza memnun oldum.” Tokalaştılar. Ama Çetin’in içi rahat değildi. Ülkücü oluşunu özlemeye başladı. Ayağa kalktı ve kimseye hesap vermemecesine aklına bir şey getirmeden düşünmeden orayı terk etti.

Tuna M. Yaşar

 

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Güzel bir övykü dilinize sağlık Tuna bey...

Abdülkadir Güler 
 23.01.2018 6:34
Cevap :
Teşekkürler efendim.  23.01.2018 12:02
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 260
Toplam yorum
: 22
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 318
Kayıt tarihi
: 14.09.10
 
 

Orman mühendisiyim. Arkeoloji ve okültizm ilgi alanım. Gezmeyi, kitap okumayı ve müzik dinlemeyi ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster