Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Nisan '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
58837
 

Yahudi tarihine kısa bir bakış

Yahudi tarihine kısa bir bakış
 

Milli Hafıza


Tarihçiler umumiyetle İsrailoğulları Yahudilerin, Hz. Nuh’un oğullarından Sam’ın neslinden türedikleri görüşü üzerinde ittifak ederler. Nuh Tufanından sonra Hz. İbrahim’in iki oğlu olduğu, Hz. Hacer’den doğan oğlu İsmail’in soyundan Arapların, Sara Hatun’dan doğan oğlu İshak’ın soyundan da Yahudilerin türediği şeklinde kanaat hakimdir.

İlahi kaynaklarda ise, Hz. İshak’ın Esav ve Yakup (Jakop) isminde iki oğlu olur. Lakabı ‘’İsrail’’ olan Hz. Yakup’un çeşitli hanımlarından 12 oğlu olduğu ve Hz. Yakup’un her oğlunun neslinden İsrailoğullarının bir kolunun türediğine icma edilir.

Hz. Yakup’un Yusuf (a.s.) adlı oğlu köle olarak satıldığı Mısır’da, Mısır azizinin haznedarı iken, Allah tarafından İsrailoğullarına Peygamber olarak görevlendirilir. O devirde Mısır’da Kiptiler ve Amelika Kavmi olmak üzere iki ayrı kavim bulunmaktadır. Amelika Kavmi, Firavun ve Kıptileri yenerek idareyi ele geçirince Hz. Yusuf babası Hz. Yakup ve kardeşlerini Kenan diyarından (Filistin’den) Mısır’a getirir ve yerleştirir. Amelika Kavminin son meliki olan Reyyan Bin Velid’in, Hz. Yusuf’un hatırına İsrailoğullarına çok lütufkâr davrandığı ve hatta kendisinin de Hz. Yusuf’a intisap ettiği tahmin edilmektedir.

Hz. Yusuf‘un vefatından sonra firavunlar Mısır’da idareyi yeniden ele geçirirler. Ancak o zamana kadar Mısır’da, Kıptilerin yanı sıra İsrailoğullarının nufusu’da çok artmış olup, ikinci büyük kavim haline gelmeleri firavunları huzursuz eder ve iktidarı tekrar onlara kaptırma korkusuna sevkeder. Onun içindir ki İsrailoğullarına karşı çok büyük bir baskı ve zulüm uygulayarak, köle muamelesine tabi tutarlar.

Firavun’un zulümlerinden kurtulmak isteyen İsrailoğulları dedelerinin vatanı ‘’Kenan Diyarına’’ gitmek isteselerde Firavun gitmelerine izin vermez ve onlardan Hz .Yusuf’un dinini terk edip ilah olarak kendisine (Firavuna) tapmalarını ister. Aynı zamanda Firavun, İsrailoğullarının kendi aralarındaki menfaat uyuşmazlığı, çıkar kavgası gibi olumsuzlukları kullanarak hem kendisine karşı güç birliği etmelerini engeller, hem de Hak dininden uzaklaşarak Kıptilere benzetmeye çalışır. Firavun’un zulmünün çok şiddetlendiği ve Hak dininin unutulmak üzere olduğu bir devirde, Allah (c.c.) Hz. Musa’yı İsrailogullarına peygamber olarak gönderir. Hz. Musa bir yandan Kavmini Firavun ve Kıptilerin zulümlerinden kurtarmaya çalışırken, diğer yandan’da kendi kavmine karşı ‘’Tevhid inanci’’ mücadelesini başlatır. Böylece bir taraftan mutlak küfür içinde olan Firavun ile, diğer taraftan da kendi kavminin içine düştüğü şirk bataklığı ile mücadeleye başlar. Fravun ve Kıptilerin işkencelerine maruz kalan Hz. Musa Allah (c.c.) in emri üzerine tam 40 sene sabrederek kavmini sürekli imana davet eder ve peygamberliğinin delili olarak bir çok açık ve büyük mucizeler göstermek zorunda kalır.

Her fırsatta Allah’a şirk koşan ve Hz. Musa’ya ihanet eden İsrailoğulları, yine Allah (c.c.) ın Hz. Musa‘ya hitaben yanına İsrailoğllarını da alarak Mısır’dan ayrıl ihtarını vahyetmesi üzerine Hz. Yusuf’un vasiyeti gereği onun tabutunu da alarak, gece gizlice Mısır’dan ayrılırlar. Kızıl-deniz kıyısına geldiklerinde peşlerine düşen Firavun ve ordusunun yetiştigini gören İsrailogullarının, Allah’ın (c.c.) vahyi ve peygamber sözüne itimatsızlığın verdiği kuruntuyla yakalanacağız, öldürüleceğiz korkusuna kapılıp sızlanmaya başladıkları esnada, Allah’ın (c.c.) inayeti ve Hz. Musa’nın mucizesiyle Kızıl-deniz yarılır ve İsrailoğulları selamete çıkar. Onları takip eden Firavun ordusuyla birlikte boğularak helak olurlar.

Kızıl denizi hadisesinden sonra, İsrailoğulları ve Hz. Musa arasında hak dininden taviz verilmeyeceği ve Allah’a (c.c.) şirk (ortak) koşulamayacağına dair ahit (yemin) yapılır. Hz. Musa’nın Tur hadisesinde cereyan ettiği şekliyle, yapılan ahitin üzerinden daha 40 gün bile geçmemişken karşılaştıkları putpers bir kavimden etkilenerek, Hz. Musa’ya verdikleri söz ve yaptıkları ahit’e rağmen hemen orada altından bir buzağı (inek yavrusu) heykeli yaparak tapınmaya başlarlar ve böylece verdikleri söz ve ahitlerini (yeminlerini) bozmuş olurlar. Kuran’da muhtelif ayetlerde geçen Ey israiloğulları…Size işkence eden kadınlarınızı sağ bırakıp oğullarınızı boğazlayan Firavun ve ailesinden sizi kurtarmıştık; bu rabbinizin bir imtihanı idi. (Bakara: 2/49) Musaya kırkgece müsade vermiştik, sonra onun arkasından kendinize yazık ederek buzağıyı Tanrı edinmiştiniz. Devamla sonra bunun ardından şükredersiniz diye sizi bağışlamıştık. (Bakara: 2/51-52) Sonra siz ‘’Ya Musa Allahı apaçık görmedikçe sana inanmayacağız, ’’ demiştiniz’de gözleriniz göre göre sizi yıldırım çarpmıştı (Bakara: 2/ 55) Yahudilerin bu tutumları ilahi kaynaklarda insanlığa bir ibret vesikası olsun şeklinde anlatılır. Ve şöyle izah edilir: ‘’kendilerini Fravunun zulmünden kurtardığımız ve aynı zamanda hak ve hakikat peygamberi olduğunu çok büyük mucizelerle delillendirdiğimiz kulumuz Musa’ya verdikleri söz ve ettikleri yeminden dönen İsrailoğullarına asla güvenilmeyeceğini bilp, ibret alasınız diye gerçekleri açıklıyoruz’’ denir.

Hz. Musadan sonra onun yanında yetişen Hz. Yûşa peygamberlikle vazifelendirilir. Yûşa (a.s.) ve İsrailoğulları ‘’Şeria Nehrini’’ geçerek, Eria şehrini fethedip, çöl hayatından kurtulmuş olarak dedeleri Hz. Yakup’un vatanı olan ‘’Kenan Diyarına’’ yani mukaddes topraklara kavuşurlar. Hz. Yuşa‘nın vefatından sonra “Hakimler Devri“nin başlamasıyla birlikte, İsrailoğulları Allah’a şükrü terk ederek, tekrar sapkınlığa ve puta tapmaya başlarlar. Bir süre sonra tekar Amelika kavimlerinin zulum ve baskılarına maruz kalırlar. Bu zor durumda Allah İsrailoğullarının talebi üzerine asıl adı Seul olan Talut’u onlara kral ve komutan yapar. Talut, zalim bir komutan olan ve İsrailoğullarını yurtlarından çıkaran Câlût’a karşı savaşır ve Câlûtun ordusunu mağlup eder. O vakit orduda bir asker olan Hz. Davud savaş sırasında Câlût’u öldürür. Kendisi veli bir zat olan Tâlut, kızını Davud’a nikahlayarak öldükten sonra tahta Davudun geçmesini vasiyet eder ve onun ölümünden sonra Hz. Davut tahta geçer.

Tâlut’un ölümünden sonra tahta geçen Hz. Davud’u Allah (c.c.) İsariloğullarına peygamber olarak görevlendirir ve Hz. Davud, büyük bir ordu kurarak bütün Kenan Diyarı ve Kudüs’ü fethederek başkent yapar. Hz. Davud Kudüs’te büyük bir saray yapar ve Kutsal Mabed’in ilk temellerini atar. İsrailoğullarını birleştirerek ülkenin topraklarını genişletir ve devleti çok güçlü bir konuma getirir. Onun devrinde tam bir refah ve saadet dönemi yaşandıgı için Hz. Davud, İsrailoğullarının milli bir kahramanı olarak kabuledilir.

Hz. Davud’un vefatından sonra tahta oğlu Hz. Süleyman geçer. Hz. Süleyman’da babası gibi hem hükümdar, hem de peygamberdir. Hz. Süleyman “Rabbinin bir lutuf ve ihsanı“ olarak içinde Ruhani varlıkların cinler ve hayvanların da bulunduğu büyük bir ordu kurararak, topraklarını genişletip devletini büyük bir servet ve güce kavuşturur. Onun dönemi İsrailoğullarının altın çağıdır. Hz. Süleyman, Babsı Hz. Davud’un temelini attığı kutsal Mabedin inşatını da tamam ettirir.

Hz. Süleymandan sonra İsrailoğullarının devleti yıkılarak parçalanır ve Kuzeyde İsrail kırallığı, güneyde’de Yahudi Krallıkları olarak ikiye bölünür. İsrailoğullarının sapkınlığı, küfür ve şirkleri, gayri ahlaki yaşantıları o kadar hat safhaya ulaşır ve o kadar azgınlaşırlar ki, kendilerine peygamber olarak gönderilen ‘’Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya’yı öldürerek şehid ederler. Peygamber katili bir kavim olmanın yanında, ilahi irade Allah (c, c) tarfından yer yüzünün lanetlenen tek kavimi olarak anılırlar.

İsrailogulları kendilerini küfür, şirk ve dalalet yolundan kurtaracak olan, ‘’Tevhid inancı’’ ve Hak dininin davetcisi Hz. İsa’yı peygamber olarak göstermiş olduğu tüm ilahi mucize ve delillere rağmen yalanlayarak küfür, şirk ve sapkınlıklarında ısrar eder ve Hz. İsa‘yı öldürmek isterler. Hz. Isanın çarmıha gerilmesi hadisesinde olduğu gibi, Onu öldürdüklerini sanılar; fakat Kuranda da bildirildigi gibi Allah (c.c.) O’nu, Hz. İsayı kendi katına alır.

Güneyde kurulan Yahudi Krallığı kuruluşundan kısa bir süre sonra ‘’Asur Krallığı’’ tarafından yıkılır. Daha sonra Asur Krallığını yıkarak güçlenen ‘’Babil Krallığı’’da Kuzeyde İsrail Krallığını işgal ederek kutsal mabedi yıkar ve bütün İsrailoğullarını Babil ülkesine sürgüne gönderir. Tarihe ‘’Babil Sürgünü’’ olarak geçen ve Yahudi tarihinin ilk zorunlu sürgünü olarak bilinen bu zorunlu göç, Yahudi tarihi açısından çok önemlidir. Ancak Babil savaşları olarak bildigimiz ve Babillileri malup eden İran Kralının, İsrailoğullarının ülkelerine geri dönmesine izin vermesiyle Filistin ve Kudüs’e geri dönerek, Babillerin yıkmış olduğu Hz. Süleyman Mabedini yeniden inşa ettirirler .

Daha sonra Kudüs ve Filistin M.Ö. 63 de Romalıların istilasına uğrar ve Roma hakimiyetini hazmedemeyen İsrailoğulları, zaman zaman ayaklansalarda, Ancak M.S. 70 ve 132 yıllarında yaşanan iki büyük isyan hareketinde başlarılı olurlar. Romalılar bu isyanları çok kanlı bir şekilde bastırarak, Hz. Süleyman Mabedini yıkıp, bütün Yahudileri Kudüs ve Filistin dışına çıkararak onların 19 asır süren, dünyanın dört bir yanına dağılan sürgün hayatı maceralarını başlatmış olurlar. Roma İmparatoru Constantinos’un Hıristiyanlığı kabul etmesi üzerine M.S. 312 yılında Kudüs bir Hristiyan şehri kimliğine bürünür ve şehirde pek çok kilise ve manastır yaptırılır. Bu tarihten sonra Kudüs Hristiyanlarcada önemli bir dini merkez olarak kabul görür.

Hiristiyanlık tarihinin milad (milenyum) olarak Hz. İsanın dogumunu esas alması, doğal olarak O’nun hayatına duğum ve ölümüne odaklanmayı zorunlu kılmıştır. Bu anlamda Hıristiyan kaynakları İncillerde “Yeni Ahit’te İsa’yı Romalıların öldürdüğü yeralsa bile, O’nun ölmünü istemek ve organize etmekten dolayı Yahudiler, Hz. İsa’nın katilleri” olarak kabul edilip suçlanırlar. Hıristiyan teolojisi Musevilerin Tevrat’ını kabul eder fakat, Yahudi inancının Tanrı tarafından yeryüzüne kutsallık getirmek üzere seçilmiş özel bir millet olduğu beyanını kabul etmez. Çünkü Hıristiyan teolojisine göre Yahudilerin bu misyonlarını başaramadığı ve bu nedenle Tanrı, işleri düzeltmek için “oğlunu” (Hz. İsa) gönderdiğini fakat, Yahudilerin onu “tanrının oğlu” olarak tanımayı reddedip öldürülmesi işini organize ettigine inanç vardır. Bu konuda Islam-i Kaynaklarda ise, İsrailogullarını sözünden dönen, ilahi yoldan sapan, inkar ve şirk’e yönelerek peygamberleri öldüren lanetlenmiş bir kavim oldukları halde, Allah (c.c) yinede sonkez onları Hak yoluna davet etmek için Hz. Isayı ‘’yeni bir ahit’’le (incille) peygamber olarak görevlendirdi şeklinde geçer. Kuranda: And olsunki Musaya kitap verdik, ondan sonra ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu Isa’ya belegeler verdik onu Ruhu’l Kudus’le destekledik, size bir peygamber nefsinizin hoşuna gitmediği bir sey getirdikçe büyüklük taslayarak bir kısmını yalancı sayıp bir kısmını öldürürmüsünüz..? (Bakara: 2/ 87)

Diğer yandan Hıristiyan teolojisi ve Mesih inanci (İkinci Geliş) gibi, insan ruhunu konu alan durumlarda, Yahudilerin yeryüzünün en günahkar, en bedbah ve en şeytani kavmi olarak değerlendirmesi onlara karşı beslenen husumetin en önemli kaynağı olmuştur. Alan Gould’un (What Did They Think of the Jews?) adlı kitabında Hiristiyanların Yahudi düşmanlığının kanıtı olarak Konstantineopolis Patriği John Chysostom’ un yazdıklarından kısa bir alıntıyı aktarmak isterim. Patrik Chysostom: “Yahudiler insanların en değersizleridir; şehvet düşkünü, açgözlü, zorbadırlar; Hıristiyan katili Şeytana tapan hainler ve dinleri bir illettir. Onlar, Yahudiler İsa’nın iğrenç katilleridir ve Tanrı öldürmenin kefareti, hoşgörüsü, affı yoktur, Hıristiyanların onlara karşı intikam hisleri hiçbir zaman ve asla eksilmemelidir. Yahudiler sonsuza kadar köle olarak yaşamalıdır. Bütün Hıristiyanların görevi Yahudilerden nefret etmek olmalıdır, ” şeklinde geçen görüşlere yer verir.

Aynı konuda diğer bir din adamı Nyssalı Greogry’nin görüşlerinide kayda değer bulmaktayım: “Tanrımızın katilleri, Peygamberlerimizin canileri, Tanrının rakipleri, Tanrıdan nefret edenler, kanunu hor görenler, merhamet düşmanları, babanın inancının hasımları, şeytanın avukatları, yılan yuvaları, iftiracılar, alaycılar, zihinleri karanlıkta olanlar, Farisilerin mayası, iblisler topluluğu, günahkarlar, kötülüklere çanak tutanlar, doğruluğu taşa tutanlar ve ondan nefret edenler…” Hıristiyan dünyasında Greogry gibi düşünceye sahip olanların yaptıkları telkin ve propogandalar insanları Yahudiler aleyhinde çok kolay bir şekilde şiddete sevk eden ve tarihi düşmanlığı besleyen unsurlar olmuştur. <ı>(Bkz. Alan Gould’un What Did They Think of the Jews? –Yahudiler Hakkında Ne Düşünüyorlardı- kitabı, sh.24-25)

Elbette Yahudi tarihinin Hıristiyan zulmü ve esaret cenderesi altında rezil ve zelil, acı veren önemli bir kesiti oldugu’da inkar götürmez tarihi gerçeklerdendir. Fakat bu dönemi tartışmaya açan tarihcilerin pek çoğunun şuuraltı kabullerden hareketle, olaylara sebebiyetin bizzat Yahudilerin kendileri olduğu gibi önyargıya dayalı telakkileri hakkaniyet ölçüsünde bulmadığımı’da belirtmek isterim. Şöyle ki Hz. Isa ve sonrasında gelişen ilişkilerde hem Yahudiler, hemde Hiristiyanların her iki tarafinda pisikolojik motivasyon olarak intikam alma hissiyatıyla hareket edip, önlerine çıkan her fırsatı değerlendirme çabası içerisinde oldukları bilinen gerçeklerdendir. Hal böyle olunca Yahudi ve Hiristiyanların asırlarca süren tarihi düşmanlıklarının sorumluluğunu taraflardan birinin üzerine yıkmak tarihi gerçekleri çarpıtmak anlamı taşıyacağı kanısındayım.

Diğer taraftan Orta çağ karanlığı düşünce sistemi içerisinde olayların oluşumunda hiç bir etki ve yetkisi olmayan sıradan Yahudilerin en tabii hakları insanlık ve yaşama haklarına tecavüz edilmesini kabul edilemez ve doğru bulmadığımı da belirtmek isterim. Bir çok suçsuz ve masum insanın önce kendi dindaşları siyonistlerin daha sonrada Hiristiyanlarca hak etmedikleri zulum ve gadr’e maruz bırakılmaları tarihin saklanamaz gerçeklerindendir. Evet ilk önce kendi dindaşları Siyonistlerce cemaat ve cemiyyet halinde yaşamaya mecbur edilmekten, afaroz edilme ve Filistine göçe zorlanmaya kadar, rezil ve zelil bir hayat tarzı reva görülmüştür. Daha sonra’da Hiristiyanların dini taasubundan kaynaklanan önyargı ve peşin hükme dayalı kararlarla suçlu, suçsuz ayırımı yapmıladan sürgün cezalarının muhatabı olmuşlardır. Yeri gelmişken bu dönemler zarfında Hiristiyan ülkelerinden kovulan Yahudilerin kısa bir tarihcesini’de vermek isterim: İngiltere’den kovulan Yahudiler (1290) Fransa’dan kovulan Yahudiler (1306 ve 1394) Macaristan’dan kovulan Yahudiler (1349 ve 1360) Almanya’dan kovulan Yahudiler (1348 ve 1598) Avusturya’dan kovulan Yahudiler (1421) Litvanya’dan kovulan Yahudiler (1445 ve 1495) İspanya’dan kovulan Yahudiler (1492) Portekiz’den kovulan Yahudiler (1497) bu liste simdilik kısmi bir liste olarak görülmelidir.

Bir sonra’ki konu başlığımız “Yahudi Teolojisinde Vadedilmiş (Kutsal) Topraklar” olacaktır.

Metin YAZAREL

Kaynakça:

<ı>Kur’an-ı Kerim <ı>(Bakara Suresi: 2/49 - 2/51-52 - 2/55 - <ı>2/87 ayetleri).

<ı>Alan Gould; What Did They Think of the Jews? –Yahudiler Hakkında Ne Düşünüyorlardı- shf.24-25).

<ı>Paul Johnson; <ı>A History of the Jews (Yahudi Tarihi, New York).

<ı>Yusuf BESALEL; Yahudi Tarihi (Kronolojik Yahudi Tarihi. 104 Dünya Yahudi Cemaatı. İsrail ve Türkiye-İsrail İlişkileri - İstanbul, Eylül 2000).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 65
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 26
Ort. okunma sayısı
: 2831
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Sosyal Bilimler Fakültesi Sosyoloji bölümü  terk. Hollanda'da ikamet etmekte. Hollanda'da ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster