Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Şubat '13

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
8685
 

Yahudi ve Hristiyan Türkler

Yahudi ve Hristiyan Türkler
 

GAGAVUZ TÜRKLERİNİN BAĞIMSIZLIK ÖNDERİ BAŞPAPAZ MİHAİL ÇAKIR (1861-1938)


Yeryüzünde değişik din ve kültürlerden Türklerin yaşadığının ayırdına varırsak Noel, Paskalya, Çam Ağacı, Hamursuz gibi  gelenekleri  “bizim dinimizde yoktur” önyargısıyla yadsımaya kalkışmanın ne kadar yanlış ve boş olduğunu anlamış oluruz.  Şaman, Budist, Zerdüşt, Yahudi, Hristiyan  gibi çeşitli dinlerden Türkler yaşar dünyada. Demek ki, dünyadaki yaklaşık 200 milyon Türkün tamamı Müslüman değildir.

Osmanlı döneminden beri, devlet politikası gereği Müslüman olmayan Türkler genelde hep görmezden gelinmiş ve yok sayılmışlardır. Oysa, eski Şaman inançlarını sürdüren Türklerin yanı sıra Yahudi dininden olan Kırımçak ve Karay  (Hazar) Türkleri IX. yüzyıl,  Hristiyan  Gagavuzlar XII. yüzyıl,    Hristiyan Karaman Türkleri ise   X. Yüzyıldan beri varlıklarını sürdürmektedirler.

Türkiye’deki toplam Hristiyan nüfus yaklaşık 200.000 olup -dışlanma korkusu veya mahalle baskısı nedeniyle-  T.C. kimlik belgelerine Hristiyan yazdırmaya çekinen yurttaşlarımızın olduğu bilinmektedir. Bu arada her türlü baskı, saldırı ve  yıldırma  eylemlerine karşın Türkler tarafından kurulan kilise sayısında son 20 yıl içinde kayda değer bir artış olmuş ve sanırım Hristiyan nüfus içerisinde Türk çoğunluğun oranı %50yi geçmiştir. 

HAZAR TÜRKLERİ (KARAY, KARAYİĞİT, KARAYİT VEYA KARAYİMLER)

Hazar Türkleri, Göktürk devletinin 630 yılında yıkılışından sonra Bulan Han önderliğinde bağımsız olmuşlar, Halife Ömer yönetimindeki Arap yayılmacılığına ve saldırılarına karşı uzun yıllar direnmişlerdir.  737de Müslümanlığı kabul etmek zorunda kalarak Araplarla barış yapmışlar, fakat, Araplar bölgeden çekildikten sonra Hazarlar tekrar eski Şaman dinlerine dönmüşlerdir. (Bazı araştırmacılar Şamanlığa “Gök Tanrı” dini demektedir.) Arap akınları Türkleri bu dinden soğutmuş olmalı ki bunun sonucunda bir tepki olarak  Hazar Türklerinde Yahudilik resmi devlet dini olarak kabul edilmiştir (799).

Hazar Türkleri Doğu Avrupa'da VIII-IX.  yüzyıllar arasında "Hazar Barışı" diye anılan bir çağın öncülüğünü  üstlenmişlerdir. Bu dönem süresince  dinsel hoşgörü gelişmiş,  halkın büyük çoğunluğu Şamanlığa bağlı kalırken kağan ve yönetici sınıf  Yahudiliğe, tüccar sınıf ise Müslümanlığa geçmiştir. Bugün Kafkasya, Ukrayna ve Polonya'da yaşayan Karaylar (Karayim Türkleri) bu soydandır.

GAGAVUZ (GAGAUZ, GÖKOĞUZ TÜRKLERİ)

Gagavuz Türklerinin X ila XII. yüzyılda Hristiyan oldukları sanılmaktadır. Nüfusun çoğunluğu “Gagavuzya” denilen Moldavya'nın güney bölgesinde yaşar. Gagavuzlar  tarafından inşa edilmiş  tarihi kilisesiyle ünlü Komrat Gagavuzya’nın başkentidir. Gagavuz "Gök Oğuz" dan gelir.

SSCB'nin dağılmasının ardından 19 Ağustos 1990da  Protoierey (Başpapaz) Mihail Çakır'ın görüşlerinden aldıkları ilhamla Romanya ve Moldavya'ya karşı ayaklanma başlatarak bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Ancak, büyük devletlerin araya girmesiyle bağımsızlık engellenmiş, Romanya sınırları içinde özerklikle yetinmek zorunda kalmışlardır (1994). Coğrafi sınırlar 1995de referandumla belirlenmiş ve Gagavuz Parlamentosunda onaylanmıştır. Kiril alfabesini bırakıp Latin alfabesine geçen Gagavuzya 1995ten itibaren Türkiye ile aynı alfabeyi kullanmaktadır.

KARAMAN TÜRKLERİ

Konya, Niğde, Nevşehir, Kayseri, Ankara çevreleri bir zamanlar Hristiyan Karaman Türklerinin yaşadığı yerlerdi. Karaman yöresinde bulunan "Binbirkilise” X. yüzyıldan 1922 yılına kadar Türk Ortodoks Hristiyanların bu bölgede yaşadıklarını göstermektedir.

Yunanistan'ın 15 Mayıs 1919da İzmir’e asker çıkartarak Anadolu'yu işgale başlamasıyla Fener Rum Patrikhanesi, tüm Hristiyanları Yunan ordusunu desteklemeye davet eder. Bunun üzerine  Türk Hristiyanlar yeni kurulan Ankara Hükümetine başvurarak Fener Patrikhanesinden bağımsız bir Türk kilisesi kurmak için izin talep ederler. TBMM ve Adalet Bakanlığından onay alındıktan sonra Kayseri'de  21 Eylül 1922'de toplanan kongrede bağımsız Türk Ortodoks Patrikliğinin kurulması kararlaştırılır. Kongreye, Türk Hristiyanların Genel Başkanı Papa Eftim, Gümüşhane Episkoposu Yervasyos, Konya Metropoliti Prokobios, Antalya Episkoposu Meletios ile Anadolu ve Trakya'nın diğer bölgelerinden gelen 72 Hristiyan temsilci katılır.

Atatürk, Eftim'i Sivas'a davet ederek görüşür. Eftim'e,  İstiklal Madalyası verildiği de ileri sürülmektedir. Ancak, 30 Ocak 1923 tarihli  Lozan Antlaşması çerçevesinde, sayıları 1.200.000 u bulan Anadolu'daki Hristiyanların karşılıklı değişime (mübadele) tabi tutularak Yunanistan'a gönderilmesi kararlaştırılır.  Rumların yanı sıra  Kayseri, Karaman, Trabzon, Sivas, Konya, Yozgat ve Ankara'dan toplanan Ortodoks Türkler de trenlerle apar topar Yunanistan'a gönderilir. Bir tek İstanbul'daki Türk ve Rum Ortodokslar ile Eftim ailesi bu zorunlu göçten muaf tutulur. Eftim ailesi ve  yakınları önce Ankara'ya, ardından İstanbul'a götürülerek Karaköy semtine yerleştirilir.

Yunanistan Kıbrıs'ta kanlı olayları başlatınca  bu kere misilleme olarak İstanbul'daki Rumların da sınır dışı edilmesi gündeme gelir. 16 Mart 1964 günü Rumların gayrimenkullerine el konur,  banka hesapları dondurulur. Eftim, dönemin başbakanı İsmet İnönü ile görüşerek ikinci bir göç faciasının yaşanmasını engellemeye çalışsa da başarılı olamaz. Neticede 20.000 Rum’la birlikte  Türk Ortodokslar da sınır dışı edilir. (Rakamların hiçbiri kesin değildir)

Karaman Türkleri kendi ülkelerinde “Rum” olarak damgalanıp sınırdışı edilirken, Yunanistan'da da "Turko Sporos” (Türk tohumu) diye aşağılanırlar. Sürgüne gittikleri Batı Trakya'da, "Karaman" adını verdikleri bir yerleşim birimi kurarlar. Batı Trakya Türklerinden daha fazla horlanan Türk Ortodoksların çoğunun daha sonra Avrupa'nın çeşitli ülkelerine dağıldığı biliniyor. (sosyolog Dr. Dursun Ayan ve çeşitli ansiklopedik kaynaklardan derlenmiştir.)

SONUÇ

Şaman, Yahudi ve Hristiyan Türklerin günümüzde hala varlıklarını sürdüğünün ortaya çıkması İslamcı çevrelerde derin bir rahatsızlık yaratmış ve yaratmaktadır. İslami kesime göre Şaman Türkler kafir ve putperesttir. Ateşe, taşa, toprağa taparlar. Gagavuz Türkleri ise zorla Hristiyanlaştırılmış, Slavlaştırılmış ve Ruslaştırılmıştır. Bu gavurları yeniden İslamlaştırmak gerekir.  Bunun için o ülkelerde İmam Hatip Liseleri, İslam Enstitüleri,  İlahiyat Fakülteleri açılması ve cami yapılması gerekir.  Yine İslamcıların iddiasına göre Yahudi dinini seçmekle Karay Türkleri kimliklerini kaybetmişlerdir. Yeni kurulan Türk kiliseleri de parayla kandırılan masum Müslümanlardan oluşmaktadır.

Doğrusu burada şu soruyu sormak gerekir: öz dinleri Şamanlığı bırakıp Müslüman olan Türkler de kendi öz benliklerini, milli ve manevi değerlerini, kimliklerini acaba kaybettiler mi?  İslamcıların mantığıyla düşünürsek, o halde, nasıl oluyor da bu kimliğini kaybetmiş (!) Türkler “Türkiye” diye bir devlet kuruyorlar? Ya da Gagavuz Türkleri neden bağımsız olmak için başkaldırıyor? Karay Türkleri nasıl oluyor da hala Türkçe konuşuyorlar? Demek ki, din faktöründen yola çıkarsak çok yanlış sonuçlara varacağımız açıktır. Türkiye’de aklı başında  ilahiyatçıları  ne zaman görebileceğimizi doğrusu merak ediyorum.

İslam, Türkiye ve Türkler için bir yazgı değildir. Türkler illa Müslüman olmak zorunda değildir. Her Türk istediği dini ve inancı korkusuzca seçmekte kendisini tamamen özgür hissedebilmelidir. Bu özgür hissetme olgusu yoksa o ülkede zaten gerçek  demokrasi, insan hakları, kişisel özgürlük ve laik yönetim de yoktur.

Türkiye'de İslamcı çevreler sürekli olarak kendilerine eza edildiğini, zulüm yapıldığını, göğüslerini gere gere Müslüman olduklarını söyleyemediklerini iddia ederler. Oysa durum tam tersidir. Türkiye'de baskı ve tehdit altında  olanlar ve inançları yüzünde öldürülenler Sünni-Müslümanların dışında kalan kesimlerdir. Dünyanın hiçbir ülkesinde “gayri Hristiyan, gayri Yahudi, gayri Budist” gibi söylemler kullanılmazken  İslam’ın başka dinlerden olanları “gayrimüslim” olarak sınıflandırması ırkçı ve ayrımcı bir tutumdur.

Türkiye'de aslında bireysel özgürlük, özgür düşünce, devrimler ve ülkenin ulusal bütünlüğü büyük tehdit altındadır. Etnik şoven milliyetçilikle aynı kategoriye konulan Atatürk milliyetçiliği ve vatanseverlik de sonunda ayaklar altına alınmıştır. Türkiye'yi başkanlık sistemine ve federal devlete dönüştürmek üzere Anayasayı işlerine geldiği şekilde değiştirerek  millete  meydan okuyanların  kesin zaferlerini ilan etmesi yakındır. 1956 yıllarından beri adım adım sürdürülmekte olan postmodern  karşı-devrim sürecinin artık son aşamasına gelinmiştir.  Umarım bu günleri bile arar hale gelmeyiz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 138
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 949
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Mezunuyum. Tarih, felsefe, teoloji..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster