Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Şubat '11

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
2533
 

Yakası kürklü yeşil parka

‘Devrime katkının ölçüsü yoktur.’ Kitaptan. 

Romanına iki kuşak devrimcilerin giydiği ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ adını veren Süreyya Köle, kutupbaşı siyasetçilerin çözüm bulmadığı.., her on yılda bir avanta devrim(!) yapanların ihtilalin olgunlaşmasını beklediği seksen öncesi İstanbul varoşlarını anlatmış. 

‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’yı, ‘Yaşama bir serçe inadıyla tutunup her gün yeniden sevgi ve cesaretle başlayanlara’ armağan eden Köle, kırsal kesimden varoşlara koşar adım gelen emekçi bir ailenin yaşadığı çelişkiler, çocuk penceresinden yansıtılmış. 

Atmış sekiz kuşağının devrimcileri yakası kürklü yeşil parka, ülkücüleri ise komando parkası (yeşil parka) giymişti. Yetmiş dokuz kuşağının devrimcileri yeşil parka (çoğunlukla yakası kürksüz), ülkücülerin yeşil parkalarını siyaha boyatıp giydikleri gözlenmişti. 

Öykünün geçtiği yetmişli yıllarda hep altını ıslatan kız olarak kalan anlatıcı, inançsız bir devrimci baba ile hurafeye inanan namazda niyazda gözü olmayan muhafazakâr, ağzı bozuk annenin küçük çocuğu..! ‘annenin okunmuş üflenmiş sularla yıkadığı eşikten içeri girerken.’ (s.68) ‘Annem muska takacak benim boynuma Baykuşla konuştum da ben.’ (s.161) Kahvede kâğıt oynayan cami imamı (hoca) olmamasına karşın, “İsteksiz kalkıyor Hocaefendi kâğıdın başından. ‘Gel yerime bak.’ diyor kahveciye.” (s.39) diye yazmış Süreyya Köle… O dönem gerçek devrimciler kâğıt oynamazlardı, yaşadık biliyoruz..! Ülkücülerin ise oynamadıklarını daha sonra öğrendim. 

Yaşanılanlara küçük çocuk gözüyle ayna olurken, sosyal konuları yetkin biri gibi çözümleyen Köle, olayları sıra ve tarihe dikkat etmeden geleceği görmüş gibi yazmış. “O günlerde ne sen ne de Hacı Ömer bilebilir miydiniz, babanın yıllar sonra nasıl bir adama döneceğini? Hadi sen küçüktün, ya Hacı Ömer? Bilseydi, ne o namazı bozar ne de ‘yaradana sığınıp’ saldırırdı” (s.18) ‘Yıllar sonra sır kayasını görmeye gittiğin. Gittiğinde sır kayasının yerinde bir yapının yükseldiğini gördüğün’ (s.72) “ ‘Mühendis çıkacak bir yıl sonra, bir aksilik olmazsa eğer.’ Aksilik olmuş değil mi? Aksilik olmuş ve bitirememişti o kız, okulu.” (s.100) Düşler, çocukça çağrışımlar, sorgulamalar yaşamın içinde var. Zaman zaman Tanrısal bakış (İlahi anlatıcı) açısıyla anlatılmış olsa da, geleceği görmüş gibi yazmak yaşamla örtüşmüyor. Anlatılar vakit egemenliğinin altındadır!.. 

‘Sonra yine Filistinli çocuklardan birinde…’ (s.145) ‘Ah, bir dinleyebilseydi Filistinli çocuklarla şu şiirleri.’ (s.146) Hemen her gün canpazarının yaşandığı.., ölen 3 – 20 kişinin kim vurduya gittiği yetmişli yıllarda anlatıcı kız gibi Anadolu’da yaşayan küçük çocuklar, İsrailli polis ve askere taş atan Filistinli çocuklarla daha tanışmamıştı!..Doksanlı yıllarda tanıştığı söylenebilir. O yıllarda gerilla eğitiminin görüldüğü Beka Vadisi biliniyordu. 

İlköğretime bile gitmeyen küçük çocuğun yeniden doğuşu (reenkarnasyonu) anlattığı romanda, iki kesimli edebiyatımızın diğer oylumunda yer alan Sevim Asımgil ve Ahmet Günbay gibi olmasa da.., karşı grubu düşman gösterip tek yanlı kutupluluk yaratıldığı söylenebilir. (3 puan) Devinimi gıdıklamak için bir çaba sarfedilmemiş. Yeniden doğuşa örnek: ‘Sen demek ki önceki yaşamında çarpışarak ölen bir gerillaydın. Öyle olmalıydın ki, hâlâ…’ (s.66) 

Kendini eleştirme bilgisine sahip romanın eleştirel bakışı: ‘Oysa mahalledeki çocuklar senin o çok korktuğun Allah’ı bir an önce görmek, tanımak için can atıyorlar. Kuran kurslarına gidiyorlar akın akın.’ (s.12) ‘Yemeğin en güzel yerini babalar alırdı, kocalar… …Babana iyi yemek yedirir, kendi de iyi dayak yerdi.’ (s.24) ‘Belki de cinler işetiyordu seni.’ (s.35) ‘Sen istediğin kadar karşı çık, hocalara götürmeli bunu; tekkelere, türbelere…’ (s.36) ‘Babana hocanın tükürdüğü sulardan içiriyor annen. Kapınızın eşiğine okunmuş üflenmiş sularla yıkıyor. Okunmuş sularla yıkadığı yere işemeyi huy edinen kara kediyi bir çuvala koyup susuz dere yatağına atıyor.’ (s.40) ‘Çoğu akşam olduğu gibi, elektrikler kesik yine’ (s.170) 

Gözlemci bakış açısıyla anlatım yapıldığı için pek öykü tadı alamayan okur, kendini kahramanın yerine koyup düşlere dalacağı anne, baba ve küçük kıza bir ad verilmemiş. Kahramanlara ad vermediği için adının anlamı ayrıntılara da katkı sağlamamış. 

Konu değişimlerinde paragraf arasına işaret koymadığı gibi standart bir boşluk da bırakmayan Köle, ‘Yakası kürklü Yeşil Parka’yı yüzde 25 diyalogla yazmış. (10 p) Sayfada ortalama 5.8 paragraf yapmış. (2 p) 

Serim, dürüm, çözüm ve katmanlar oluşturulmadan kurgulanan roman yüzde 11.4 yabancı sözcükle yazılmış. (10 p) Türkçemiz için güzel bir oran. Sade, gündelik bir dil. ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka, ’ gözlemci bakış açısıyla yazılmış. Zaman zaman yazara geniş alanda oynama olanağı veren Tanrısal anlatımdan yararlanılmış. Kendine özgü gözlemci dil oluşturduğu söylenebilir. Küçük anlatıcının dışında gelişen olaylar, alt anlatıcıların ağzından benöyküsel dille yazılmış olsaydı.., öyküler tatlanırdı… 

Romana anahtar olacak yazın diline işlevsellik katan ayrıntılar yakalanmış. (7 p) Şeytanın gör dediği ayrıntılar: ‘Elinde tuttuğun Cumhuriyet Gazetesi’ni hızla parkanın içine saklıyorsun.’ (s.12) ‘Gelen giden gençlerden, evin bodrumuna yığılmış boyalardan, bezlerden söz edilmeyeceğini öğreniyorsun.’ (s.15) ‘Bir rüzgâr çıkıyor aniden. Deli gibi esen; eli yüzü bıçak gibi kesen buz gibi bir rüzgâr. Uluyor rüzgâr it gibi, kudurmuş kurt gibi uluyor.’ (s.111) Ayrıntılarda kadın yazarların erkeklere oranla daha başarılı olduğu söylenebilir. 

Yakası kürklü yeşil parakayı devrimcilerle özdeşleştiren Köle, simgeli anlatımda ustalık göstermiş. (5 p): “söyleniyor altını ıslattığına. ‘Kızgın maşayla yakıcam fındığını, gör. Tutup fındığından duvara asıcam seni.’ ” (s.34) “ Babanların yatağının altında kat kat beze sarılmış duruyor ‘vakit’. İçinde ne olduğunu merak edip bezleri tek tek açtığında ayaklarının ucuna düşüyor. Siyah bir yılan gibi soğuk ve ürkütücü.” (s.63) “ ‘Ağlama yeğenim. Yetiştim, korkma.’ Rüzgârla kavgaya tutuşuyor amcan. Bir güzel dövüyor seni üzen rüzgârı. ‘Demek yeğenimin gazetesini zorla alırsın ha.’ ” (s.112) Simge tekniğini kullanmakta ustalık göstermiş. 

Gözlemci bakış açısı anlatım, çocuk diliyle kaleme alındığı için olsa gerek sürekli devrik tümceler kuran Köle, albenili güzel söz özlemi çeken okuru doyuramamış. (4 p) ‘Çocuk kısmı güle benzerdi; birden solardı.’ (s.59) ‘Tanrı varsa bile, sizlerin yanında değil…’ (s.60) Halk ağzıyla söylenen hoş olmayan sözler: “bir köşede namaz kılmakta olan Hacı Ömer’i işaret etmişti arkadaşlarına. Duyurmak istercesine, ‘O kıç havaya kolayına kalkmaz, kabahat işlemiyorsa şerefsizim.’ demişti.” (s.17) Bossa’da çalıştığım yıllarda taksitle aldığım on bir ciltli kırmızı devrimler ansiklopedisi, Ruhi Su, Cem Karaca ve Mahsuni kasetlerini eşimle sobada yakmıştım!.. ‘yalnız bir kitap daha var annenin cehennem ateşine atmayacağın.. … ‘Kaseti de getirin’ diyor annen. ‘Kaseti unutmayın sakın.’ Kaset… Nâzım’ın kendi sesinden şiirler okuduğu…” (s.174) Yöresel dil: ‘Ne dediklerini anlıyo musun ki sen?’ ‘Ne anlıyon kız şimdi?’ (s.146) Absürt ve argolu söz: “Rüzgâr, sürdüğü ağır esans kokusu ile homurtusunu taşıyor sana: ‘Gominist piçi!’ ” (s.16) ‘Gören de zanneder, götü gömülü zenginler.’ (s.32) Kadın yazarlarımız absürt ve argolu sözleri daha çok kullanıyorlar. 

Dilsel tutumu yenilikçi olan Köle, Ana/dolu/han’ın felsefesini en iyi özetleyen sözvarlığı atasözünü sayfada ortalama 0.0053 kez kullanmış. (0 p) Çok düşük bir oran. ‘Kötü komşu mal sahibi edermiş insanı.’ (s.127) 

Kurmaca, karışık bir kurgudan yararlanmadan anılara yaslanarak anlatım yapan Köle, Anadolu insanının zekâsından oluşan deyimi sayfada ortalama 0.7 kez kullanmış. (4.9 p) ‘Şimdi kemikleri sızlıyordur pezevengin.’ (s.55) ‘Sıkmalıymışsın dişini.’ (s.135) ‘Ağzını hayra açmış.’ (s.140) Deyimler genel kural özelliğinde söz değildir. 

Dil ile sancıyı birleştirirken insanın iç dünyasını anlatan bilinç akışını yeterince dile getirmeyen Köle, iç çatışmaları yansıtan içmonologu hiç kullanmamış. (0 p) Modern romanda insan daha iyi anlatılmalıdır. 

‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ romanı, ilk kitabı olan Köle, okuru şüphenin çocuğu felsefeye götüren sorulara sayfada ortalama 1.6 kez yer vermiş. (4.8 p) ‘Hocaefendi’nin ettiği işe mi yanaydı annen; yoksa Elif’in, babası olacak yaşta bir adamla nikâhlandırıldığına mı? Ya doğum yapan kızının yanında bulunan Hocaefendi’nin imam nikâhlı karısına nasıl yansın, ne desindi?’ (s.46) 

Duvarda asılı yakası kürklü yeşil parkalı Deniz Gezmiş’e bakıp ‘elindeki rakı kadehini fotoğrafa doğru kaldırıp’ içen adsız babadan kahraman yaratan Köle, hayatın panzehiri gülmeceyi sayfada ortalama 0.0373 kez kullanmış. (0.4 p) Hangimiz hayatın panzehiri rakı masasında acı çektiğimiz devrimci günlerimizi meze yapmadık?.. “Annen muskayı bir taksınmış önce. Sonra içindekini değiştirirmişsiniz siz. Veli Abi’n kâğıda bir şiir yazarmış, onu koyarmışsınız hocanın yazdıklarının yerine. ‘Ulan bu karı!..’ diyor baban. ‘Hocaya versem nikâhını, yok demez.’ ” (s.161) 

Son ihtilal öncesine tanıklık.., gelecek kuşaklara ayna olacak bir roman yazan Köle, sözcüklerin içine imge yuvası kurma işlemini sayfada ortalama 2 kez yapmış. (16 p) ‘hatmettiği Kuran’ı mahallenin çocukları da öğrenebilsin diye gecesini gündüzüne katar günün büyük bölümünü de camide geçirirdi; mahallenin hocaefendisiyle…’ (s.45) ‘Lambada titreyen ateşten farksız şairin sesi.’ (s.182) Sözcükle imge yaratmaya çalışmamış. 

Romanında alt anlatıcılar kullanmayan Köle, anlatımda pekiştirmeyi sağlayan benzetmeyi sayfada ortalama 0.7 kez kullanmış. (2.8 p) ‘Kedi gibi yalanıp duruyordun’ (s.23) ‘İt gibi koku alıyordu’ (s.51) 

1 Mayıs 1977 yılında 34 kişinin öldüğü Taksim Mitingi’ni küçük kıza rüyasında anlattıran Köle, ‘gibi’ edatsız yapılan, şiirin olmazsa olmazlarından eğretilemeye sayfada ortalama 1.1 kez yer vermiş. (3.3 p) ‘Kancık karı sürdürdü beni.’ (s.140) ‘Oooo… gel bakalım sarı kız’ (s.17) Noktalama işaretinden sonra tümceyi küçük harfle başlatmış. 

Yağ, şeker ve pirincin karaborsada olduğu yıllarda yüklü kamyonları halk adına kamulaştırıp onlara dağıtan devrimci babaya rol veren Köle, bir kanıt türü olan betimlemeyi sayfada ortalama 5 satır kullanmış. (1 p) “Sesler… Kafanın içinde çoğalıp duran… silah sesleri… ‘Yakın!’ diye bağırıyor birileri. ‘Camları kırıp tülleri ateşe verin!’ Ulumalar… Gecenin karanlığında parlayan dişler, kızarmış kan çanağına dönmüş gözler…” (s.81) 

İçimize sinen hurafeye sıkça yer veren Köle, kahramnın ruh çözümlemesine sayfada ortalama 0.4 kez yer vermiş. (1.2 p) İyi bir oran. ‘Kurban olduğum Allah, ‘Allah’ dedirtmesin size. Yüreğinize köz düşüp de ‘Allah’ diye yakartmasın…” (s.134) 

Mektup tekniğinden yararlanmayan temel anlamın dışında ikincil anlam taşıyan yananlamı sayfada ortalama 0.4 kez kullanmış. (2.8 p) Düşük bir oran. ‘Kök söktürmelisin Sema’ya.’ (s.109) 

Özgün benzetmeleriyle bellekte devrimci çağrışımlar uyandıran Nazım Hikmet’in şiirini ezbere okutan Köle, kahramanın iç çözümlemesini sayfada ortalama 0.0213 kez kullanmış. (0.1 p) Düşük bir oran. “Soyka, babanın nesidir, neresidir bildiğin yok; yine de ‘Soykası kesilince babanın canı çok yanacak’ diyor içinden bir ses. ‘Baban avazı çıktığı kadar bağıracak.’ ” (s.26) 

Roman kapağına iç dökümü yansıtan resim koyan Köle, dilin anlatım gücünü artıran ve kavramlara zenginlik katan ikilemeleri sayfada ortalama 0.6 kez kullanmış. (1.2 p) ‘Annen değil miydi az önce homur homur eden?’ (s.99) ‘Kafam vıngır vıngır bit kaynadı valla.’ (s.167) 

O dönemin sosyolojik öğelerini güncele dönüştürmesini bilen Köle, kahramanın aklından geçenleri yansıtan bilinççakımını sayfada ortalama 0.0213 kez kullanmış. (0.1 p) Düşük bir oran. ‘Annenden öğrendiğin gibi, ‘Allah, boyun posun devrilsin herif!’ diye geçirmiştin içinden.” (s.43) 

Gözlemci bakış açısıyla anlatımı seçtiği için diyalog sonuna ‘der gibi bakıyor kadın’ ‘diyor kadın, ’ ‘diyorsun sonunda, ’ ‘diyor baban’ gibi sözcükleri sıkça kullanan Köle, soyutlama ve düşüngü aracı terimi sayfada ortalama 3.1 kez kullanmış. (9.3 p) ‘Mavi meşin bir top?’ (s.124) ‘Akşam olduğunda evinizi panayır yerine çeviraceklere televizyonun bozulduğunu’ (s.126) 

Barıştan, emekten ve özgürlükten yana tavır koyan devrimcileri anlatan Köle, Türk dilini musikili ve ahenkli hale getiren şiirin olmazsa olmazlarından pekiştirmeyi sayfada ortalama 0.4 kez kullanmış. (1.2 p) ‘Denetim menetim hepsi tamamdı.’ (s.51) ‘Püsküyülü müsküyülü ağırlardı.’ (s.54) 

Romanda işlek ve canlı bir dil kulanan Köle, önad, sıfatı sayfada ortalama 6.6 kez kullanmış. (13.2 p) ‘Yakası kürklü yeşil parkan ve kara lastik çizmelerin…’ (s.170) ‘iki şahide de imza attırmış bir kâğıda.’ (s.140) 

Öyküye sayfada ortalama 0.0532 kez yer veren (0 p) Köle, sosyal konu çözümlemesine sayfada ortalama 1.3 kez yer vermiş. (3.9 p) ‘Fadime şıllığı… İki çocuklu bir duldu Fadime… Allah, şıllığı yaratırken bir de özenmiş ki… İki çocuk doğurduğuna kim inanırdı? İki çocuk doğurmuş kadının hiç mi orası burası olmaz, şıllık çok yuva yıkardı çok…’ (s.53) “Baban ‘Tanrı’ deyip dururken, sürekli olarak Allah’ın varlığından söz açıyor çevrendeki herkes; en başta annen. Onlar için de Tanrı yok. Ne zaman ‘Tanrı’ desen deliriyor annen. ‘Tövbe de çabuk’ diyor ateşe düşmüş gibi. ‘Tanrı dersen Allah çarpar adamı.’ Babanın sözünü ettiği o Tanrı yok, anladın artık. Allah var ama. Ve O her yerde.” (s.11) Allah sözcüğünün Türkçe karşılığı: Tanrı. 

Anadolu basınının çınarı Yeni Adana Gazetesi’nde yazan Köle, hazır söz kalıpları ve şiirden montaj tekniğiyle sayfada ortalama 0.0266 kez yararlanmış. (0.3 p) 

Gülen tebessümlü yüzüyle kapak resmindeki küçük kızabenzeyen Süreyya Köle, yazının içinde süs gibi duran alıntıyı 0.0523 kez (1 dize marş, 58 dize şiir, 8 dize mani, 4 dize türkü, 15 satır masal) kullanmış. (0.4 p) “Gözünü evinizin tam karşısındaki bahçe duvarına dikmiş, ‘TEK YOL DEVRİM!’ diyorsun, bağırarak… Sonra: ‘FAŞİZME GEÇİT YOK!’ ” (s.106) 

Düşüngülü Eleştiri kriterlerine göre Sürayya Köle’nin ‘Yakası Kürklü Yeşil Parka’ romanına 107.9 puan verildi. Düşüngülü Eleştiri, son söz değildir. Romanları türlerine göre kıyaslamayı size bırakıyorum. Muzaffer Koçer’in ‘Gökçek Ölmemiş’ 110.9 p, Nurgün Erdinç’in ‘Kan Kırmızı İhanet’ 85.3 p, Muammer Yüksel’in ‘Cennet’ 94.5 p, Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’ 96.2 p, Çetin Yiğenoğlu’nun ‘Kırmızı Koku’ 105.6 p, Yavuz Bahadıroğlu’nun ‘Kırım Kan Ağlıyor’ 76.8 p, Ahmet Ümit’in ‘Bab – ı Esrar’ 121 p, Hasan Hüseyin Gündüzalp’in ‘Yuğ’ 118 p, Ayşe Kulin’in ‘Umut / Hayat Akan Bir Sudur’ 109.4 p, Canan Tan’ın ‘En Son Yürekler Ölür’ 115.4 p, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ 118.1 p, Ayfer Tunç’un ‘Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi’ 102.2 p, Sinan Akyüz’ün ‘Sevmek Zorunda Değilsin Beni’ 91.3 p, Ece Temelkuran’ın ‘Muz Sesleri’ 130.2 p, İnci Aral’ın Sadakat’ine 122.1 p, Oya Baydar'ın 'Çöplüğün Generali'ne 104.2 p, Tolga Gümüşay’ın ‘Hiç Kimsenin Kenti’ne 105.9 p, Ahmet Ümit’in İstanbul Hatırası’na 117.8 p, Sinan Yağmur’un Aşkın Gözyaşları / Tebrizli Şems’e 84.8 p, İskender Pala’nın Şah ve Sultan’a 112.6 puan verilmişti. / Yakası Kürklü Yeşil Parka / Süreyya Köle / Broy Yayınevi / 188 s. 

Ali Akdemir 

18. 02. 11 

Çukurova 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 172
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 410
Kayıt tarihi
: 15.07.09
 
 

Ali Akdemir, Adana tarihinin en büyük sel felaketini yaşadığı 21. 02. 1948 tarihinde doğdu. Edebi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster