Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '10

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
813
 

Yakında ABD'yi sollarız

Yakında ABD'yi sollarız
 

Bu gidişle çok yakında Mars'tayız. Gecekondu kültürünü ihraç edip Marslıların canlarına okuyacağız.


Sanayisiz, insansız kalkınma modeli!

Ülkemiz pek çok alanda olduğu gibi kalkınma konusunda da yakın tarihin önde gelen ekonomi devleri arasından sıyrılıp hakkettiği yere doğru ilerlemesini sürdürüyor! 21nci yüzyıla girdiğimiz ilk günden beri yaşanan krizleri fırsata dönüştürmeyi bildik! Bu yorumu duyunca dehşete düşüp içinde bulunduğunuz durumun yansıtmayan uyduruk bir fikir gibi düşünebilirsiniz. Ama gerçek payı da var.

Bu sayede işletmelerimizde İBDÜ (işçi başına düşen üretim) oranını yükseltmek için milli bir seferberlik havasına girildi! İBDÜ indeksi ülkemizde daha önce önemi fark edilemeyen, çoğunlukla sanayi devlerinin yüksek verimlilik durumlarını tanımlamak için kullandığı bir terim.

Yüksek verimlilik, tarımdan endüstriye geçiş ile yaşanan üretim patlaması gibi, endüstriden yüksek verimli üretime geçişte bir tür patlama anlamına da gelebilir. Bu tür bir patlamayı bırakın insani unsurları klasik makine unsuru ile bile ortaya koymak zordur. Hatta imkansızdır.

Bugüne kadar kullanılan üretim araçlarının ve endüstrileşme hamlesinin tümü, insan unsurunu içinde barındırdığı için, ortam; insanların yaşayabileceği şartlarda tasarlanırdı. Ama artık; çok daha fazla üretim gerektiren bir endüstri kültürünün içerisinde insanı endüstri bölgesinden uzaklaştırmak kaçınılmaz bir gereklilik.

Neden böyle gerekiyor?:
Endüstriyel üretimin faaliyet alanı, insanların yaşam kriterlerinin sınırına dayandı. Yüksek ses, tehlikeli kimyasallar, manyetik alan, yüksek ısı ve zorlu çalışma şartları gün geçtikçe üretim alanlarını insanlar için dayanılmaz hale getiriyor. Bunun sonucunda insanlar zarar görmeye başladı. Tersanelerde, kot taşlama fabrikalarında, deri, tekstil ve kimya tesislerinde pek çok departmanda RİSK, sınır değerlerini çoktan aştı. Böyle olunca; işçiler sanki üretimin birer hammaddesi gibi tükenir hale geldi. ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü), işçi kayıpları ile ilgili istatistikler yayınladıkça, masa başında plan yapan birilerinin zihninde insan canı virgülden sonra bol sıfırlı birer sayısal değer olarak yerini aldı.

Bu kötü gidişe dur demek gerektiğini düşünen birileri de çıkıp, çözüm için çareler üretme çabalamasını sürdürdü. Sürdürülen çözüm çabaları, zaman ilerledikçe meyvelerini verdi. İnsanlar endüstrinin acımasız şartlarından kurtarılmaya başladı. 70’li yıllarda yoğunlaşan çözüm teknolojileri; önce elektronik, makine ve kimya sektörlerini ardından da bunların hibritleri ve türevleri olan kağıt, tekstil, deri, boya gibi sektörleri insandan arındırmaya başladı.

Peki nasıl olacak?:
İnsanlar için, yapılan üretim öylesine hızlı, öylesine yoğun bir işgücü gerektiriyor ki buna insanın etten, kemikten, aciz ve zayıf bedeni yetersiz kalıyor. Bir gün gelecek ve: Artık insan içinden çıkarıldığı endüstriyel üretim sürecinin içine dönemeyecek! Bu süreç sanayi devriminin ilk gününden planlanmış mekatronik bir evrimin makinasosyal bir sonucudur. Bu gidiş durdurulamaz. Dünyadaki bütün siyasileri kaynatıp, suyunu bir kişiye içirseniz, bu kişi kozmik bir zeka fışkırması yaşasa, ne sorulsa bilse, ne istense verse… Bu süper adam bile mevcut gidişi durduramaz. İşte insansız üretim denilen ileri teknoloji hamlesinin esası budur.

Gelelim İBDÜ’nün faydalarına:
Bir işletmede insan sayısı azaltıldıkça işçi başına düşen üretim miktarı artmaktadır. Teknoloji kullanılarak yapılan bu işleme -benim de üyesi olduğum bazı çevre örgütleri hariç- dünyanın hiçbir yerinde işçi kıyımı yada benzeri tepkiler gösterilmemektedir.

Ama İşçi Başına Düşen Üretimi arttırmanın başka yolları da vardır. (Bunun matematik olarak mümkün olmadığı kesindir de... Matematiği bilen var mı? Sormak gerekir.)

İstatistiklere baktığımızda üretimin arttığını, ihracatın neredeyse katlandığını, bunun yanında (her nedense!) endüstride ve üretimde çalışan sayısında sürekli azalma yaşandığını görüyoruz. Yani işçi başına üretim -istatistik olarak- artıyor.

Bu da gösteriyor ki ülkemiz; İtalya, Fransa, Japonya ve Almanya’yı çoktan geçmiş, ABD’yi sollamaya hazırlanıyor.

Artık, Mars planları yapmanın tam sırasıdır.
Hep sevgi ile kalın.

Murat SEVGİ

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu çalışmayla bizi kimse tutamaz Murat. Şimdi gelişen konjonktürel duruma göre oluşmuş durumu kendi başarıları sananlar, şüphesiz ki böyle gaflara düşerler. Bu ülkelere en çok zarar verenler politikacılar ve politikadan nemalananlar aslında. Bu yorumlar da onların sonucu işte. Newyrker'ın dediğine %100 katılıyorum. Bir çiftlik sahibi malına marka yapıyor, dağıtım ve pazarlamasını ve ihracatını organize ediyor. Dolayısıyla tarımsal alanda bile kişi başına gelir çok yükseliyor. Bizde nasıl? Domatesi üreten bunu kim alacak bizden diye bekliyor. Ee kazancını da o gelenler alıyor tabi ki. Bu da tarım kesiminin kazancını ve üretme şevikini kırıyor. Neyse konu bu değildi galiba, Sevgiyle kal.

Ayhan ÖZTÜRK 
 25.03.2010 15:16
Cevap :
Tarım ve bilişim gibi insanların (işgücü) kendi aktif değerlerini üst seviyeye çıkarması gerekir. (Bunlardan biri el emeği, ikincisi beyin gücü) Dün aynı yazı için yapılan bir yoruma dünkü cevabım: http://onverita.com/yazarlar/mental/isci_basina_dusen_uretim =>> İnsan, ya fizik gücü ile iş yapmaktan beyin gücü ile iş yapmaya geçecek, yada birçoğumuz gibi boş gezecek. ... Kısaca cevap vermek gerekirse: 'İnsan işçi'nin 'makine işçi' karşısında endüstriyel ortamda kazanma şansı yok. Bu yüzden bahsetmedim. Ama 'insan işçi'nin de rakibinden üstün olduğu bir bölge var. Doğru olan politika mevcut insan iş gücünü bu yöne kanalize etmek. Bunlardan birincisi: Tarımsal iş kolları. Diğeri de; sanat-yoğun iş kolları. İşte o çelik canavlar bu iki alanda çuvallıyor. Haaa, bir tane daha var, ama Türkiye gibi geri kalmış (yada kalmaya zorlanan) ülkelerde bunu küresel güçler pek istemez. O da: bilgi teknolojileridir. Bilgi teknolojisi deyince sadece yazılım mühendisliği gibi görmemek gerekir.  25.03.2010 19:07
 

abd' de ki uretim ;hemen her alanda ozellikle endustriye yonelik otomasyon inanilmaz bir bicimde her noktasinda. Evet isci sayisinda azalma goruluyor buna karsin beyaz yaka ve dagitim aglarina ayni oranda calisan ihtiyaci artiyor.Ustelik kalite ve kontrolu mutlak bir sekilde.Basit bir silecek imalatinda insan eli bir kac safha disinda hemen hic yok.Ama uretim adetleri inanilmaz. Ulkeyi yenilerde bilmemekle birlikte cok buyuk asama oldugunu zannetmiyorum.Bizse hala insan gucunun gerektigi alanlarda sanirim hala uretim pesindeyiz. gelecekte degismesi muhtemel gorunen dunyada bu sistemle yaya kalmak mumkun. Arastirmadan gelistirmeden bulmadan uretim bir sure sonra mutlak sonebilir. Dilerim ulke isin bu yanini kavrar. Saglik ve saygiyla

Newyorker 
 23.03.2010 20:03
Cevap :
Evet sn. Newyorker, otomasyon her alanda genişleyen bir süreç. Standartlar ile sistematiğe oturtulan kalite avramın da temel amacı "BU İŞİ İNSAN OLMADAN NASIL YAPARIZ" bunu bulmak. Sonuçta insan devre dışı kalacak. Bunu insanlıktan yana olması gereken biri olarak haince bir söylem olarak ifade ediyorum. Senaryo çoktan yapılmış. Bizler (yada çocuklarımız) makinelerin oluşturduğu yeni çelik toplumu için 'hiçbir faydası olmayan sebzeler olacağız.' Bunu bile bile yinede kendimize ihanetin daniskasını gerçekleştiriyoruz. Evet bile bile ben de dahil tüm bilgi toplumu mimarları bunun için çabalıyoruz. Yorum için teşekkürler, sağlık ve sevgiyle kalın.  25.03.2010 13:30
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 369
Toplam yorum
: 214
Toplam mesaj
: 33
Ort. okunma sayısı
: 1072
Kayıt tarihi
: 10.07.08
 
 

1969 doğumlu. Tasarımcı, endüstriyel otomasyon sistemleri için yazılım geliştiriyor. Yüksek öğren..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster