Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Mayıs '20

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
31
 

Yalan Ve Yalancı Üzerine

 
 
 
'En büyük felaketler, en küçük yalanlar üzerine kuruludur. '

Öyledir. Yalanın masumiyeti yok. Küçüğü, büyüğü yok. Pembesi, siyahı yok. Yalan bir seçimdir ve bir yoldur. Birbirini bozan, engelleyen, yıkıcı etkilerin biraraya geldiği kötücül bir eylemdir yalan. Bedeli vardır ve ağırdır.

Yalan söyleyen karakter olarak zayıftır, irade olarak zayıftır, 'insanlık' mertebesinin duruma göre kat be kat aşağısındadır. Kendi kendinin sürekli kuyusunu kazdığını bilmez. Bindiği dalı kestiğini bilmez. İlişkileri bozar, bozduğunu bilmez. Sevgiyi, dostluluğu, samimiyeti uzaklaştırır, uzaklaştırdığını bilmez. Yalan söyleyen bilmeyi umursamaz. O, kendini bilmeyi bilmez. Zira kendini bilen zaten lafını bilir. Lafın nereye gideceğini bilir, neye malolacağını, nelere yol açacağını bilir.

Yalana muhatap olan kişinin durumu ise vahim, çok vahimdir. Yalan söyleyenle birlikte o da aşağı çekilir. Bu aşağı çekilme durumu her iki kişide de farklı bir seyir izler; yalancının kendi karakter zayıflığını daha da güçlendirir. Yalana muhatap olanın ise duygu ve zihin durumunu karışıklığa iter. Her iki durumda da insan ruhu, duruma göre büyük zarar görür.

Yalan söyleyen kılıfını hazırlar,malum. Bu kılıf gerçeğin, doğrunun üzerini örten, karşıdaki bilerek ve isteyerek 'yanıltma' amacını güden bir harekettir. Bilerek ve isteyerek yanlış birşey yapmak ikilik yaratır, ikiyüzlülük yaratır, çirkinlik yaratır, yalnızlaşma ve sefalet getirir. Karışıklık, düzensizlik oluşur böylelikle. İnsanın içindeki düzen en önemli düzen değil midir? Onu bozan her ne olursa olsun masum olamaz!

Yalan deyince.. Bir bataklık benzetmesini yapabiliriz kanımca. Bataklık diyorum zira insanı kurtulmaya çalıştıkça kendi içine çeken bir şey. Kaynağı belli olan ancak tezahürde devasa bir çeşitlilik yaratan kötücül, bozucu, yıkıcı şeylerin birbirine dolandığı, dolaştığı her şey. Bu şeyle/hastalıkla çocukluğumdan beri tanışığım. Annem sürekli yalan söyleyen bir insandı. Hatta onun için yalandan ibaret bir insan demiş olursam eğer, hakkını yemiş olmam. İnsandı diyorum, o ölmedi yaşıyor ancak benim için bir 'anne' değil artık. Onu olduğu gibi kabul edemediğimden değil, ona karşı 'annem' sıfatıyla artık birşey hissedemediğim için. O benim nazarımda yakınlık hissedemediğim biri sadece. Ve toplumun anneye bahşettiği saygınlık da dahil olmak üzere hiçbir şey nazarımda bu suçun gerekçesi olamadı! 

İnsan şöyle düşünebilir; bir yalancıya sürekli temas eden biri yalana alışabilir/onunla uzlaşabilir/onu normalleştirebilir/kabul edebilir/velhasılkelam onunla olan etkileşimden zarar görmeyecek bir noktaya gelebilir. Bende böyle olmadı. Ben hiçbir vakit alışamadım/uzlaşamadım/normalleştiremedim/kabul edemedim/velhasıl büyük zararını gördüm.

Özellikle aile söz konusu olunca durum çok daha ciddi bir hal alıyor. Aile bireyleri arasında güven çok önemli. En yakınınızdaki insana güvenemediğinizi bir düşünün. Söylenen yalanları anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Ki annemin 'bir yalancı' olduğunu ben seneler sonra anlayabildim, hatta durumun vehametini, bize verdiği zararları daha yeni yeni görebiliyorum dersem abartmış olmam. Çünkü en yakınınızdaki insanın size yalan söyleyemeyeceğini düşünme eğiliminde oluyor insan. Bunu tölore edebileceği gibi bir yanılsamaya kapılıyor. Yakın olduğu için hoşgörmeye çalışıyor, bozulan ilişkiyi düzeltme yoluna gidiyor. Ancak bunların hiçbiri yetmiyor. Yalan, sürekli söylenmeye devam ettiğinde ilişkiler bozuluyor, yıkılıyor, dağılıyor. Sevgi, saygı, hoşgörü o hanede kalmıyor, bereket, muhabbet, sohbet çekip gidiyor! Bir söz var, burda tam yerine oturuyor; 'yalan söyleyenle eş dost olamaz insan, zira o serap gibidir uzağı yakın gösterir sana, yakınındakini uzaklaştırır senden.' Bunu ailenin diğer bireyleriyle de bizzatihi yaşadım, yaşıyorum.

Yaşıyorum ama kendine 'nerden geldik nereye gidiyoruz' diye soran her insan gibi geriye dönüp baktığımda zamanımın, dikkatimin, enerjimin büyük bir bölümünü olanları anlamaya çalışmakla geçirdiğimi görüyorum. Yalanı teşhis etmek insanın ciddi zamanını alıyor. Malum; 'teşhis olmadan tedavi olmaz.' Anlayışa ulaşmayan her şey güdük kalmaya mahkum. Ve benim gibiler anlamadan rahat etmiyor. Neyin neden olduğunu, neye sebep olduğunu, neden böyle olduğunu ve nasıl çözümleneceğini anlamadan rahat edemiyor. Hayat denilen bize biçilmiş ömrün, bu değerli zamanın böylesine ahmakça meselelerle ve en önemlisi de bize ait olmayan sorunlarla doldurulması üstelik izniniz, rızanız olmadan sinsice yaşamınıza, duygularınıza, düşüncelerinize sokulması ne büyük ayıp ve kusur!

Bir kitapta okuduğum bir cümle o gün bugündür aklımda; 'yalan söyleyen biri, diğerinin gerçeği bilme hakkını çalar!' Bu hala üzerinde durduğum, düşündüğüm zihnimi açan bir söz, bir anahtar oldu benim için. Bir insanın en küçüğünden en büyüğüne gerçeği bilme hakkını çalmak korkunç bir şey, bir suç! İnsanı gittiği yoldan alıkoyuyor, zihnini bulandırıyor, gereksiz/anlamsız/saçma düşüncelerle meşgul olmasına sebep oluyor, dikkati aşağıya çekiyor velhasıl kelam insanı zehirliyor, yaralıyor. Bu tür bir 'yaralama' ise insana en yakınından sürekli vurunca zararlar büyüyor. Zira onu yolundan alıp başka bir yola koyma tehlikesini içeriyor. Yalan yolu başka bir yol, doğrunun yolu ise bambaşka..

Her şeyin bir bedeli var. Ne demişler; 'birşey yapmadan ve birşey söylemeden önce ödemen gereken bedeli bilmen gerekir' Yalancının lugatında böylesi bir bilginin bulunmadığı çok açık. Yaptığı yanına kar kalıyor zannediyor. Durumları bu şekilde, yalan söyleyerek düzene sokacağını zannediyor. Ne hikmet ki böyle olmadığını, olamayacağını bir türlü anlamıyor, görmüyor. Herşeyin bir doğası var; bozulmanın da sağlığın da... Ve insan psikolojisi esasen 'hassas'.  Onu bozan etkilere karşı hassas.
 
Yalan, doğası gereği sinsi ve ikiyüzlü. İnsanlar arasındaki en önemli şeyi; güveni yok ediyor. Bir insana güvenemezseniz eğer onunla hiçbir zeminde biraraya gelme, birarada kalma durumunuz olamaz. Kimyayı bozan, zamanla bedeni bozan bir illet bu. Zihin zaten manipülasyon içinde olduğu için kendisine ait olmayan meselelerin içinde dönüp duruyor. Bir girdabın içine çekiliyor. Zihin sağlığı yani 'doğru düşünme' insanın bu hayatta kendi yolunu bulabilmesi ve üzerinde rahatça yürüyebilmesi için olmazsa olmaz bir önemde. Bu çok önemli şey küçük/çirkin/aşağı/bayağı sözlerin dünyasına çekiliyor. Ve evet çok yazık!

İnsan böylesi bir düşmanlıkla karşılaştığı zaman ne yapar? Özellikle en yakından vurduğunda.. Tüm bunlarla neden/niye uğraşılır?

Bilgeler, bu tür bir insanla temasın insan zihnini biçimlendirdiğini/zehirlediğini söylüyor. Ve sırasıyla bozulan şeylerden bahsediyor. Bu tür insanlarla temasın kesilmesi, kopartılması, kesilip kopartılamıyorsa mesafeli olunması, tahammül edilmesi gerekliliğini vurguluyorlar. Bu bir annede, bu denli yakın ve mecburi bir ilişkide ne kadar işe yarayabilir, daha onu söyleyenine rastlamadım!

Yalan, insan ruhunu ele geçiren, kemiren, çürüten bir kimyaya sahip, malum. Ve böylesi bir insana yardım edilemediğini en yakından, kendi gözlerimle görmüş durumdayım. Ve tam tersine bu kimyaya sahip bir insanın yanındakiler çok büyük zarar görüyor. Bereketin sürekli bir çuvaldan minik minik de olsa akıp gittiğini düşünün. Bir süre sonra geriye hiçbir şey kalmadığını, kalamadığını...

Oysa zaman ne kadar kıymetli. Herşey şimdi şu anda oluyor; 'tekrarı yok, telafisi de yok!' Geçmişe baktığımda içine çekildiğim ahmakça durumların, o anların aslında yaşamımda çok önemli bir yer kapladığını, birtakım etkenlere neden olduğunu, kimi sonuçlar, bana ait olmayan deneyimler yarattığını, gerçekte yapmak, gerçekleştirmek istediğim deneyimlere ise fırsat/alan kalmadığını görebiliyorum. En mühimi de 'doğru şeyi doğru zamanda yapma, doğru yerde olma' şansını yalanlarla uğraşırken yitirebiliyor insan! Psikolojisini yönetemeyebiliyor kimi zaman! İnsan ne hissedeceğini bilemiyor!

Bir yalancıya karşı ne hissetmeli? Öfke mi, nefret mi, tiksinti mi yoksa şefkat mi? Sevginin ve saygının olmadığı, barınamadığı bir yerde şefkat kendiliğinden yeşerir mi? 'Gerçek şefkat bir insanı yargılamadan onu dinleyebilmek ve yaralarına merhem olabilmektir' diyorlar. Bu durum, yaralanmadan daha başka birşey. Bu bir tarz, bir karakter! İnsan yaralanabilir, bundan ötürü yanlış/hatalı davranabilir ama bu bir alışkanlık halini alıyorsa orda başka bir şeyden söz etmek lazım. Bu hoşgörülebilecek birşey değil! Yaralarına önce insanın kendisi merhem olamazken, kendi içine, neyi neden yaptığına dönüp bakamazken böyle bir insana yardımdan bahsedilemez! Böyle biri ancak sizi mahveder, mahvınıza neden olur.
 
Bir yalancıya şefkat göstermek zordur; çünkü sürekli yalan söyleyerek kendi ruhuna saygısızlık yapmaya devam etmeyi, kendini zehirlemeye devam etmeyi, iyileşmeye giden yolları, kapıları bir bir kapamaya an be an devam etmeyi sürdürmektedir o.

Yalanın yaptığı en kötü şey de nedir biliyor musunuz? İnsanın kalbi kapanıyor! İyimserliğe, olumluluğa, umuda, neşeye zamanla kalp kapanıyor. Bu büyük bir tehlike/çok büyük bir bedel! Yalan sadece o basit haliyle kalmıyor; maddi ve manevi sürekli 'bir çalma' edimi ile yıkıma devam ediyor. Yalana maruz kalan biri neşesini yitirmeye başladığında yalan söyleyen neşeyi de çalmış oluyor. Yalan da bir çeşit hırsızlık oluyor böylelikle. Zaten birine tenezül eden diğeriyle de temas ediyor. Temas etmekte bir çekince görmüyor!

İnsanlar salt iyi ya da salt kötü değillerdir. İçlerinde iyilik ve kötülük barındıran eylemler vardır. İnsanları bu durumlarla bağdaştıran ise hangi tarafta olmayı seçtikleri, hatta bir seçimden bile bahsetmeye gerek yok; neye eğilim duyduklarıdır. Bilinç ve bilinçsizlik, cehalet ve bilgelik, ahmaklık ve zeka, korku ve sevgi, nefret ve şefkat burda doğar ve büyür. Koşulların önemi çok açık.

Ya da şöyle mi düşünmeli insan veyahut gerçekte olan bu mudur? Herkesin bir rolü var bu hayatta; kiminin rolü bozmak kiminin de yapmak mı! Kabul edemediğin şey seni mahvediyor, düşüncelere gark ediyor. Sen kimsin ki neyi değiştirmeye çalışıyorsun? Ne için kederleniyorsun? Bu bozgunun ortasında benim neyi anlamam gerekiyor? İşin içinden çıkabilene aşkolsun. Anladığım o ki; insan ruhunun dinlendiği, geliştiği, çiçeklendiği, büyüyebildiği yer böylesi birinin yanı değildir herhalde! 

Hazmetmek.. Geriye sadece hazmetmek kalıyor. Başka ne yapabilir ki insan. Dedikleri gibi belki de; 'Hazmet, sabırlı ol. Her ne yaşadıysan hazmet. İnancını koru. Şu dünyada herşeyi hazmetmezsen bir adım öteye gidemezsin.'
 
 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 112
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 475
Kayıt tarihi
: 07.10.13
 
 

İnsanın kendinden bahsetmesi meselesi benim için zor konuların başında gelir. Bu anlamda söyleneb..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster