Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ekim '21

 
Kategori
TV Programları
 

Yalancılar ve Mumları…

Yalanlar ve yalancılar… Pek çok olumsuzluğa sebep olan hayatın kötü gerçekleri. Etkileri nereye kadar derseniz… Çok şey söylenmiş, çok yorum yapılmış bu konuda. Nasıl ki, ‘Yalancının mumu yatsıya kadar yanar’ demiş yalanların ortaya çıkma özelliğine vurgu yapan atalarımız. Ünlü yazar Bernard Shaw da ‘Yalancının cezası, kimsenin kendisine inanmayışı değil, kendisinin kimseye inanmayışıdır’ sözüyle konuya farklı perspektiften yaklaşmış. Anlayacağınız ‘İnsanı yalan kadar alçaltan bir şey yoktur’ dese de Anton Çehov yalancılar ve yalanlar yaşamdaki yükselen varlıklarıyla oldukça derinlikli unsurlar.

Öte yandan yarattıkları olumsuzluklarla içerikleri alabildiğine geliştirmenin ve çatışmacılık yaratmanın önünü açan yalancılar ve yalanların kurguların baş malzemelerinden biri olduğu da malum. Özellikle zaman doldurma derdindeki dizilerin olmazsa olmazı durumundalar. Hal böyleyken birbirine benzer yalanlardan gelişen senaryoların bolluğuna şaşmamak lazım tabii.

Nitekim uyarlama fırtınasının alabildiğine hüküm sürdüğü ve özgün yapım bulmanın yalan olmaya başladığı ekranlarımızın yeni sezonunda da bu vazgeçilmez tutku çeşitli örneklerle boy göstermekte. FOX’un yenilerinden olan ‘Yalancılar ve Mumları’ bunlardan biri.

Uyarlama ve yalan kavramlarını bünyesinde barındıran dizinin performansı nasıl derseniz… Artısıyla eksisiyle yalana sapmadan kısaca değerlendirelim birlikte.

 

‘YALANCILAR VE MUMLARI’ HAVADA YÜZÜYOR!

Son dönemin yükseleni İngiliz dizileri… Uyarlamacıların yeni hedefi haline gelen İngiliz yapımlarının büyük bir kısmının başarılı performanslarla karşımıza çıktığı gerçeği bu noktada temel teşkil etmekte. Yanı sıra uyarlama için seçilen BBC dizilerinin içeriklerinin tıpkı Kore yapımları gibi izleyicimizin algısına hitap etme gücüne sahip olduğu da bir gerçek.

Hal böyleyken BBC One kanalında 3 sezon boyunca ilgiyle izlenen… Sonrasında Amerika’nın ABC kanalı tarafından uyarlanan… Ardından Kore versiyonu da çekilen ‘Mistresses’ dizisi 2008’den bu yana farklı yorumlamalarla sürdürdüğü varlığını şimdilerde FOX ekranında ‘Yalancılar ve Mumları’ adı altında ayakta tutmaya çalışmakta.

Ayakta tutmaya çalışmakta diyorum zira ‘Yalancılar ve Mumları’nın uyarlama içeriği, Pazar’ın ‘Yargı’ ve ‘Teşkilat’ gibi zorlu rakipleri karşısında hafif kalıp havada yüzüyor gibi bir izlenim bırakan türden çıktı karşımıza. Konuyu açmak için öncelikle orijinal dizinin yapısına kısaca göz atmak gerek.

Şöyle ki; ‘Yalancılar ve Mumları’nın uyarlandığı ‘Mistresses’ dizisine baktığımızda…. Dört kadının ayakta kalma mücadelesi, aile ilişkileri, özel yaşamlarının karmaşıklığı ve aralarındaki kardeşlik bağı üstünden yol alan bir hikâyeyi, kimi zaman pembe dizi havasına sokan kimi zaman da gizemlerin karmaşıklığıyla destekleyen nitelikte bir iş olduğunu görüyoruz. Yani bir anlamda ‘Umutsuz Ev Kadınları’nın ‘Sex and the City’ ile harmanlanmış hali de diyebiliriz orijinal yapım için. Kadın dayanışmasını temel alarak ilerleyen bu içeriği ilginç kılan öğelerse, karakterlerin performanslarıyla şekillenen aşklar, ihtiraslar ve entrikalar. Kadın karakterlerimize gelince…

Evlilik hayatı kocasının ‘çocuk yapma’ takıntısıyla krize giren başarılı bir avukat olan Savi… Onun emlakçılıkla aşk kelebekliğini birbirine karıştırmış hoppa kardeşi Joss… Yıllar önce kaybettiği kocasının bunalımını yaşayıp çocuğunu tek başına büyütmeye çalışırken kocasından çocuğu olduğunu söyleyen bir kadının ortaya çıkmasıyla iyice sarsılan April… Ve evli hastasıyla sevgili olmanın ardından onun ölümüyle ortaya çıkan oğlu ile yaşanan gelişmelerin içine düşen psikiyatrist Dr. Karen.

Kısacası; ‘Mistresses’ her telden çalan içeriğiyle pembe dizi etiketini çokça hak eden… Senaryo gelişiminden ziyade karakterleriyle kolayca izlenir hale gelen… Bununla birlikte olayları izleyiciye yeterince güçlü biçimde aktarmayı başaran bir dile sahip. Kuşkusuz bu noktada müstehcenlik kaygısı taşımamasının etkisini de işaret etmekte fayda var. Yani içeriği şekillendiren aşk ve ihtirasın işlenmesinde hiçbir çekince taşımıyor orijinal yapım.

Orijinalinde tablo böyleyken yerli uyarlamamıza geçtiğimizde…

Başrollerini Ceren Moray, Elçin Sangu, Şafak Pekdemir, Burcu Gölgedar, Feyyaz Duman ve İsmail Demirci’nin paylaştığı ‘Yalancılar ve Mumları’, kadro yönüyle güçlü. Çekimleri ve akıcılığıyla da sorunsuz bir yapıda. Ancak gerek karakterleri gerekse anlatım diliyle bana İngiliz ya da Amerikan versiyonlarından ziyade Kore versiyonuna daha uygun tarzda uyarlanmış gibi gelen içeriğin izleyiciyi etkileme gücünde ve karakterlerin izleyiciye sunumunda aksaklık olduğu da bir gerçek.

İşte bundan dolayıdır ki Nermin Yıldırım tarafından kaleme alınan senaryosuyla gerilim ve dramı bir arada aktarmaya soyunan diziye yönelik ‘Havada yüzüyor’ yorumumu yapmak kaçınılmaz oluyor. Konuyu daha netleştirecek olursak…

İlk bölüm itibariyle genel hatlarıyla tanıtılan karakterler ne ruh haliyle ne de özel yaşantılarıyla yeterli etkiyi yaratacak türden verilemedi bize. Hepsiyle ilgili bilgiler kısa geçişlerle ele alınırken onların karakter derinliğine de inemedik haliyle. Dahası karakterleri ilginç kılacak özgünlüklere de rastlayamadık.

Mesela diziye ağırlığını koyan Ceren Moray’ın canlandırdığı Elif karakterinin kayıp koca dramında özgünlük de duygu da yeterince yoktu. Bu notada gelişen tabloda, ‘Kadın’ dizisinde çocuklarından gerçekleri saklayan Bahar havasının estirildiğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Çünkü Bahar da tıpkı Elif gibi deniz kazası geçiren ve cesedi bulunmayan kocasının geri gelme ümidini taşırken sessiz aramaların gerilimini yaşıyordu. Burada Yakup karakteriyle yer alan Feyyaz Duman’ın da ‘Kadın’da Bahar’la yakınlaşan Arif olarak varlık gösterdiğini ayrıca belirtmek isterim.

İlaveten Elif’in dışında diğer karakterlerde de vurucu etki yoksunluğu yaşandığı bir gerçek. Misal Ceyda’nın evlilik karşıtlığı esprili bir dille verildi ama karaktere yönelik akılda kalıcı, benimsemeyi güçlendiren detaylar pek yoktu. Keza Psikiyatrist Meliha’nın etiğe sığmayan aşk ilişkisinden kaynaklı dramının aktarımı da yetersiz kalmıştı. Çocuk yapmayı kocası kadar arzulamıyormuş havasında sunulan Şebnem’e gelince… Onun varlığı dört kadının arkadaşlığı üstünden gelişen hikâyede yegâne kayda değer anlatıma sahip diyebiliriz.

Ve içeriğin mantık yönü… Açıkçası Elif’in parkta gördüğü Şerife’yi hemencecik kızına bakıcı olarak tutması, ona evini açması kesinlikle gerçeğe uygun düşmemiş. Hele ilk bölümün finalinde verilen ve korku filmlerinin klişesi olan gıcırdayan dolap sahnesinden gelişen olayın ardından onu yeniden işe alması olacak iş değil. Kadın hakkında ne kadar bilgisi olduğu bir yana, arkadan iş çeviren birine bu hak nasıl tanınır? Dahası çocukların olduğu yerde uluorta ilaç kutusu bırakan birine ‘çocuk bakıcısı’ olarak nasıl güvenilir? Bu noktada kayıp kocanın sigorta parasını karısına aldırmak için kendi kızını ilaçla hasta ettirmeye çalışması da apayrı bir sorgu teşkil etmekte. Öte yandan geçim sıkıntısı içinde bocalarken sırf kocasının ölümünü teyit etmemek için hayat sigortasını almamakta direnmesi de ayrı bir mantık çelişkisi. Peki o halde denize atılan çiçeklerle yapılan uğurlama töreni neyin nesiydi diye sormazlar mı?

Anlayacağınız bir cinayet sahnesiyle açılıp ‘Ortalık kirlenince ne yaparsın’ tarzı söylemlerle gizemini pekiştirmeye çalışan ‘Yalancılar ve Mumları’, mantık ve karakter yönünden havada yüzerken ilk etaptan izleyiciye cazip gelecek bir tablo sunamadı. Sırlar, yalanlar ve aşk hayatları havada kalınca kadrosunun da bu gerçeği ötelemeye gücü yetmedi maalesef.

 

SONUÇTA; İlk bölümüyle Total’de 10’uncu olan; AB’de yedinci gelen dizi, ikinci bölümüyle düşüşe geçip her iki grupta da ilk 10’a giremedi. Bu da gösteriyor ki, orijinalinin yorum özgürlüğüne sahip olmadığı için kendi yolunu çizmeye çalışarak varlık bulan ‘Yalancılar ve Mumları’ beklentileri karşılamayan bir uyarlama olarak ekran tarihindeki yerini almaya aday yapıda!

İzleyicinin algısına uygun bir tablo yaratmakta pek başarılı olamayan dizinin güçlü rakiplerini de hesaba katarsak… İşi gerçekten çok zor. İlerleyen bölümlerde bu gidişat değişir de yükselişe geçer mi? Yalancıların mumları nereye kadar yanacak bekleyip göreceğiz.

 

Anibal GÜLEROĞLU

guleranibal@yahoo.com

www.twitter.com/guleranibal

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1185
Toplam yorum
: 258
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1561
Kayıt tarihi
: 10.04.10
 
 

İstanbul'da başlayan yaşamım, eski İstanbullu ailemden edindiğim kültürle gelişti. Birinciliklerl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster