Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Mayıs '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
 

Yalanın kaçınılmaz ağırlığı!

Yalanın kaçınılmaz ağırlığı!
 

Kaynak:İnternet


Eğri oturup doğru konuşmak gerek, hangimiz yalan söylemedik? Ben söyledim, mesela, kaç kez olduğunu da bilmiyorum, tam olarak sayamadım!

Neden yalan söylendiği konusunda ilk aklıma gelen gerekçeler kişilerin kendilerini olduklarından farklı gösterme amaçları, korktukları kişilerden korunma içgüdüsü ve yanlış olduğunu bildiği davranışlarını ört bas etme dürtüleridir.

Korunma amaçlı yalan konusunda ise söyleyen mi yoksa söyleten mi sorumlusudur bu durumun diye düşünür dururum!

İşin aslı yalanı ben pek sevemedim!...

Bunu en net fark edişim ortaokul sıralarında olmuştur. Kız kardeşimle aynı sınıfta okuduk, okula ilk başlayacağımda bir yaş küçük kız kardeşim de içten içe pek özenmiş, dışa vurumu ise iştahsızlık ve ağlama şeklindeymiş ki, bir derdi var bu çocuğun diye düşünülerek teyzem tarafından özel bir iki konuşma sonrasında sıkıntısı anlaşılmış…

Sonraki aşama tanıdık aile doktoruna danışma, okul idaresi ile görüşme ve de en mühimi beni ikna etme!

Zira ikiz gibi büyümemize karşın ben büyüktüm ve elbette ki okula kardeşimden önce gidecektim! Benim de bir ayrıcalığım olsundu tabii ki de canım!...

Ama sen kardeşine ablalık yapacaksın zaten okulda dendiğinde istediğim ayrıcalığa sahip olmanın gururuyla pek de inatlaşmamıştım, gayet iyi hatırlıyorum!

Ortaokulda coğrafya dersinden sözlü yapacağım dedi ikinci ders öğretmen, öğretmen ki bir tatlı hanım, üstelik bir tanıdığımızın arkadaşı ve kaç kez annemlerle birlikte rast gelmişliğimiz var tanıdığımızın evinde, üstelik bizi pek sever, küçük düşmemek adına mıydı, tam da emin değilim, kardeşim dedi ki, eyvah, ya kaldırırsa bizi de sözlüye? Söyleriz bir şeyler, boş ver! Yok, bak ne diyelim, anneannemiz hastaydı ondan çalışamadık! Olurdu olmazdı neyse, sınıf girişi bekledik öğretmeni ve bir güzel söyledik yalanımızı!

Sözlüye kalkmadık, sen sağ, ben selamet!

Eve gittik, annem evde yok, not bırakmış “Anneannenizdeyim, oraya gelin…”

Anneannem tam da uydurduğumuz yalan sırasında aniden mide kanaması geçirmiş!

Yalan ile ciddi anlamda tanışıklık ve ayrılığın günü olmuştur hep bizim için!...

Çok sonraları birkaç kez yalan söylediğim de olmuştur, itiraf edeyim: Oğlumun babası satın aldığım her şey için kandırıldığıma inanıyordu, satın aldığım mal ne kadar kaliteli ve de ehven fiyat olursa olsun, yine kandırmışlar seni derdi! Parası değildi derdi, kandırılmam konusundan girip, iyi niyetin salaklık oluşundan çıkıp, türlü örnekler verirdi… Offf…. Yeter ki fazla üstüme gelmesindi, beşe aldığımı ikiye aldım dediğim zamanlarım oldu, ne yalan söyleyeyim!

Özgürlüğü pek önemseyen bir kadınım ben, yalanın özgürlüğümü kısıtladığını da işte o aralar anladım!

Özgür konuşmak isterim, bir sohbet arasında duralamak istemem beşe aldığıma kaç demiştim ki diye? Offf… Sıkıntıdır bu! Üç mü demiştim, iki mi? Yalanım ortaya çıkarsa bir yalan daha söylemek zorunda kalacağım! Oysa “Yalan söyledim, beşe aldım, hem de beş gayet de iyi bir fiyat, üstelik sandığın gibi salak bir kadın da değilim!” demeyi isterken, aman bir sıkıntı daha oluşmasın derdinde yalana yalan eklemek durumunda kalmak!

Kime ne dedim diye akılda tutmak vallahi de hamallık, bir de bazı kişilerin söyledikleri yalanlarına inanma durumları hasıl olmaktadır ki, aynı zamanda tehlikelidir!

Örneğin bazı siyasetçiler, gözlemliyorum, yalanlarına inanıyorlar birkaç tekrardan sonra, hoş, inanmasalar nasıl başkalarını inandıracaklar, o da ayrı mesele!

İş yaşamında, malum, yeri gelir hata da yapılır, hatayı örtbas etmeye çalışırken bazı insanlar yalanlardan medet umar, kendini kurtardığını sanır, ancak yalanı ortaya çıkmasın diye uğraşırken aklı bir başka detayı göz kaçırır! Sonuç bir yerine iki hatadır! Bir de katlandıklarını düşünün!

İnsanız, hata da yapacağız, yalanın da dayanılmaz ağırlığını gayet iyi gözlemlediğimden birlikte çalıştığım kişiler şaşkınlık içindeydiler; ayda yılda ufacık bir hata yapsam, göğsümü gere gere şurada hata yaptım ben, şunu bunu yapalım da zarara girmeden halledelim diyen bir çalışanı ilk kez belki de görmekteydiler!

Durduk yerde aklıma gelmedi bu konu, bir çok okuduğum haber sonrası beynimi kurcalayıp durur…

Mesela altı yaşındaki çocuğun katili annesiymiş! Anne cani diyerek yıkılıyor ortalık!

Bence anne cahil! Anne yalancı! Yalanları ortaya çıkmasın diye öldürüldü o zavallı! Canice ama canilikten değil!

Yalan böyle bir güce sahiptir işte, ilki bir tuğladır, ikincisi, üçüncüsü derken öyle duvardır ki, gerçekleri göremez insan! İçinde hapsolur gider!

Yalanlarının açığa çıkmamasıdır artık tüm yaşamının yapı taşları, yoksa normal bir insan nasıl kıyabilir bir minik evladın kurda kuşa yem olmasına?

Yalanların ördüğü duvarlar hapishane duvarları olarak karşılığını bulacak, şu saatten sonra, bütün yalanları ortaya çıkıp da arındıktan sonra beyni farklı düşünecektir muhtemelen, pire için yorgan yakılmış olacaktır lakin!

Özgürlüğü çok seviyorum diye bas bas bağırıyorum, bazı kişiler, kim bilir, ne düşünürler, hani kadın özgürlük diyor, bir anlamda sereserpeliktir özgürlük, sereserpelik rahatlıktır, rahatlık bizlerde cinselliği çağrıştırır!

Yalansız yaşamak da çok büyük bir rahatlıktır, sereserpelik ile cinselliği özdeşleştirenlere illa ki de duyurulur!...

 

gulgun_2006@hotmail.com

http://twitter.com/Gulgunkaraoglu

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1269
Toplam yorum
: 4372
Toplam mesaj
: 226
Ort. okunma sayısı
: 1278
Kayıt tarihi
: 18.09.07
 
 

İzmir, 1963 doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi İngilizce bölümü mezunuyum ve özel bir şirkette ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster