Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
2182
 

Yalnız "yalnızlık" üzerine

Yalnız "yalnızlık" üzerine
 

“Yalnızlık” kavramının anlamını ararken “yalnız” kalma tehlikesiyle başbaşayız biz düşünen insanlar. Acaba “yalnızlık” ne demek? Kelime anlamı ve yapısı açısından ele alırsak, “yalın” olmaktan türemiş... “Yalın”dan yola çıkıp “yalnız”ı türetiyoruz. Sonrasında kimi zaman bir ıssız adada kaderiyle başbaşa kalmış bir insanla, kimi zamanda evrenin uçsuz bucaksız boşluğunda atmosferi olup üzerinde canlı yaşayan tek gök cismi olmakla tasvir edilebilecek derin bir kavram “yalnızlık”... yani “tek başınalık”... İnsanoğlunun en çok korktuğu kavram belki de. Dahası, özgürlüğün bedeli olabilecek bir “duygu yoğunluğu”dur şu yalnızlık...

Evrenin boşluğunda yer alan mütevazi bir köşede dönüp duran yerküre üzerinde yaşamını sürdürürken, İnsanoğlu’nun toplumsal bir varlık olmanın içgüdüsüyle kendi türünden canlılar aramasıyla başlayan bir süreçte, Adem’in Havva’sız geçirdiği her ana “yalnızlık”tır diyebilir miyiz acaba? Belki de, halk hikayelerine, destanlara konu olan “iki sevgilinin ayrılığı”nı “yalnızlık” mertebesine indiren bizim tek boyutlu bakış açımız değil midir? Peki, “fiziki yalnızlık” ve “ruhsal yalnızlık” ya da “maddi yalnızlık” ve “manevi yalnızlık” gibi nitelik değişkenlerinin, “yalnızlık” kavramının anlamına boyut farkları kattığını söylemek doğru olmaz mı?

“Yalnızlık”, bireyden bireye, toplumdan topluma “kavramın anlamı” açısından ‘çeşitlilik’ gösterir. Yüzyıllar boyunca, kalabalıklar içinde, fiziki özelliklerinin ve ruh dünyalarının farlılığının yanısıra düşünceleri ve idealleriyle toplumdan zorunlu olarak dışlanan, “bizden değil” damgası yiyerek “yalnızlık” boyutuna itilen milyonlarca insan da bu kavrama toplumsal boyut kazandırmıştır. Ortak tarihi ve dış siyasetleri ya da kendi yararları gereği biraraya gelen milletlerin başka bir milleti, “yalnızlık” çukuruna terkedip sonunu beklemesi de kültürel ya da ülkesel “terkedilmişlik” kavramını karşımıza çıkarmıştır. Diğer yandan, “büyük devletler” ve “tarihleri yazan milletler” de, “yalnızlık”tan nasiplerini alırlarken, “teklik” ya da “bir eşi olmamak” onları da “önemli” kılar ve “ölümsüz” yapar.

Bu saydıklarımızın da ötesinde, “yalnızlık” kavramının çeşitliliğinde, “Yaradanın” ya da “Tanrı”nın yalnızlığı”yla “İnsanoğlu’nun yalnızlığı” arasında büyük bir boyut ve anlam farkı da ortaya çıkar. “İnsan toplumsal bir varlıktır” derken, “Tanrı tektir” diyor ‘Tek Tanrılı’ inanç sistemleri... “Yalnızlık” Tanrı’ya yücelik kazandırırken İnsan’a yaşamından değer kaybettiriyor. Bu anlam ve değer çelişkisi değil midir, asıl “yalnızlığı ortaya çıkaran?

Aklımıza şöyle bir soru da gelebilir: “İnsan kendi içinde gerçekten yalnız mıdır?” Tanrı, insanı yaratırken kendisi olan bir “bütün”ün parçalarını kullanmamış mıdır? Bu “teklik” parçaları “Bedeni”nde şekil bulan “ruh dünyası” içinde , “yüreği”yle “beyni”, “duyguları”yla “düşünceleri” arasında gidip gelen bir “iki seslilik” içinde, insanı, bir birey olarak “yalnız” kabul edebilir miyiz?

Sonuç olarak, “yalnızlık” dilbilgisi yönünden, başına aldığı sıfat ve içinde bulunduğu konumun yanısıra hangi tür bir canlı ya da varlığın niteliğini oluşturduğuna bağlı. “Yalnızlık”, “tekbaşınalık” “teklik”, “bağımsızlık”, “özgürlük” gibi kavramlardan da ince bir durum ve anlam çizgisiyle ayrılır. İşte bu çizgide, bakış açımız, dünya görüşümüz ve içinde yaşadığımız koşullar da “yalnızlık” kavramına anlam ve değer kazandırır. Herşeyin ötesinde, "içimizdeki ses"i duyabildiğimiz sürece “yalnız” olduğumuzu söylemek yanlış olur; çünkü, “kendi özümüze” yabancı olmadığımız ya da “kendimizden uzak” yaşamadığımız zaman, gerçekte hiç de “yalnız” sayılmayız. Yeterki, o sese kulak vermeyi ve anlamayı başarabilelim...

Alp İçöz, M.A.
Eğitimci Yazar

Copyright© ALP ICOZ-2007

JOURNALTA
The Journal of Turkish Americans


*Resim: The Art of WALFRIDO
http://www.shafferfineart.com/Island-Love.jpg

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

içimizdeki sesi demişşiniz ya, o sesi paylaşacak birileri olursa hayatımızda ozaman değiliz yanlız...

roji 
 20.09.2007 10:48
Cevap :
İçindeki sesi duyamayan insanın başka bir insanın kalbindeki sesi duyması mümkün değil. Öyleyse insan kendi içindeki sese kulak verip kendini tanıyacak; sonra da aynı duyarlılıkta başka gönüllere açık olacak. Yalnızlık, toplumsal bir dışlanma ya da psikolojik algılama hatasından kaynaklanan bireysel tepki sonucu geliyor. Kendimize biçtiğimiz en yüksek değerin karşılığını bulamadığımız an esas yalnızlık beliriyor. Bu nedenle, kendimize güvenmek ve içimizdeki sesle konuşmayı öğrenmek zorundayız.  02.10.2007 6:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 52
Toplam yorum
: 108
Toplam mesaj
: 49
Ort. okunma sayısı
: 1743
Kayıt tarihi
: 11.11.06
 
 

"İnsan, aslinda gönül gözüyle görmeli dünyayı. Herşey, o iç dünyanin merkez olduğu kişiliğine şek..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster