Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Nisan '11

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1275
 

Yalnız bir ölümün paramparça hikayesi (Semra'nın hikayesi) IV

Adım Semra.  

Ben evli ve iki çocuklu bir kadınım.  

Ancak evli olmam sizi yanıltmasın, yaklaşık yarım asırlık ömrümde hiç aşık olmadım ben. Aşkın nasıl bir duygu olduğunu ve bu vesileyle de hiç aşık olmadığımı filmlerden, dizilerden, kitaplardan ve arkadaşlarımın anlattığı akıl almaz hikayelerden bilirim. 

Fırsatım olmadı desem bana inanır mısınız? Liseden sonra okula devam edemedim. Babam ve ağbilerim modern görünümlerine rağmen, üniversiteye giden kızların namusundan daima şüphe ederler, bir kızın liseyi bitirir bitirmez evinde oturup onu istemeye gelecek adaylar arasından seçilecek uygun olanla hayatını birleştirmesi gerektiğini düşünürlerdi. Bu vesileyle de lisede belki de henüz aklım ermediğinden, sonrasında da fazla bir sosyal hayatım olamadığından ya da belki aşık olabilceğim bir adamla henüz karşılaşamadan Erdem'le evlendirildiğimden bir kez bile aşık olamadan gençliğimi ve güzelliğimi yitirdim. 

Yalnız bu "evlendirildim" lafı yanlış anlaşılmasın, babam eğitimimi kısıtladıysa da beni istemediğim bir adamla evlendirecek bir adam da değildi. Ama hayat beni bu karara sürükledi, engel olamadım. Nasıl mı? 

Her yaz gittiğimiz Büyük Ada'daki evimizin sırasında, Erdem'lerin de büyük ve gösterişli bir evi vardı. İtiraf etmem gerekirse bu ailenin şaşalı hayatı herkesin olduğu kadar, benim de ilgimi çekiyor ve uzaktan uzağa o evde yaşanan her şeyi merak ediyordum. Önünden geçerken dikkatle o evi ve içinde yaşananları görmeye çalışıyor, içeride verilen davetlerin ve sıkıcı evimizde pek alışkın olmadığım neşeli kahkahaların hayalini kuruyor, kendi içimde hikayeler uyduruyordum. 

İşte bu ailenin genç, yakışıklı ve civardaki genç kızların hayranlığını kazanmış bir oğlu vardı. Adının Erdem olduğunu da ona aşık kızlardan biri olan Meral'den öğrenmiştim. Hatta Meral, Erdem'le evlenmenin hayallerini kuruyor; arada sırada bana buluştuklarından ve bu buluşmalarda onu baştan çıkarmak için yaptığı cilvelerden bahsediyordu. Bir defasında evin kapısının önünde, tam Meral'i bizim evden uğurlarken, Erdem onu görüp kapımızın önünde durmuş ve onunla konuşurken bana kaçamak bakışlar fırlatmıştı. Bunca kızın hayalini kurduğu biri tarafından dikkatle incelenmekten hoşlandıysam da sırtımı dönüp eve girmekte pek de güçlük çekmemiştim. 

Bir zaman sonra Erdem bizim evin civarında sıkça görünür olmaya başladı. Ben balkondayken üst üste arabasıyla ya da yürüyerek kapının önünden geçmeler bir süre sonra uzun bakışmalara dönüştü. Aslında buna pek de bakışma denemezdi. O bir kaç arkadaşıyla bizim evin karşı tarafında oyalanıyor ve oyalanırken de gözünü benden ayırmıyordu. Ben ona bakmıyordum ama içeriye de girmiyordum. Beni izlemesi bir şekilde hoşuma gidiyordu. 

Bir akşam annem bana Erdem'lerin beni istemeye geleceklerinden bahsetti. Hiçbir şey hissetmemiştim. Nişanlandıktan sonra özel izinle başbaşa kaldığımız anlarda da içimdekiler değişmedi. Herkes, başta annem olmak üzere nikahta keramet olduğunu ve bütün kızların beni nasıl da kıskandığını, aptal olmamamı söylüyordu bana. Onlara inandım ve o keramete kavuşmak umuduyla Erdem'le evlendim. Nikah günü beni avutan tek şey evden gelinliğimle çıkarken Meral'in bana hasetle bakan gözleriydi... 

Fakat evlilik ona olan hislerimi hiç değiştirmedi. Erdem'e haksızlık edemem, bana karşı her zaman ilgiliydi ve galiba ben de zamanla ona alıştım hatta belki de sevdim. Ama bunun aşk olmadığını biliyorum... 

Sonra Didem doğdu, Burak doğdu, Erdem'in annesi hastalandı ve yanımıza taşındı derken bir gün kendimi korkunç bir karmaşanın ortasında buldum. Zaman ben hiçbir şey anlayamadan geçmişti ve ben bir ömrün yarısından çoğunu tüketmiştim. Bütün bunlar olurken namuslu bir kadın ve iyi bir anne olmaya, evimin düzenini sağlamaya çalışmaktan fazlasını düşünememiştim. Hatta Erdem'e nasıl göründüğüm de pek umrumda değildi. Aşık olmadığınız bir adamın sizi nasıl bulduğunu çoğunlukla önemsemezsiniz. Ama bütün bunlar olurken bir de baktım ki, beni büyük bir aşkla seven kocam benden uzaklaşmış ve hatta etraftaki genç ve güzel kadınlarla yakınlaşmaya başlamış. 

Bir zaman sonra iş seyahatleri de artmaya başladı, hatta arada yalanlar da söylediğini fark ettim. İş yerinde birlikte çalıştığı bir kız vardı, Mısra... Sürekli ondan şüphelenmeye ve Erdem'i deli gibi kıskanmaya başladım. Fakat zamanla elle tutulur bir sonuca varamayacağımı anlayıp, bu anlamsız mücadeleyi bıraktıysam da bütün bu süreçte hem kendim yıprandım hem de Erdem'i çok hırpaladım. Evliliğimiz bu dönemde çok yara aldı. 

Bütün bunlar yaşanırken bir gün Burak'ın elinde kayınvalidemin ilaçlarını gördüm. O gün Burak'ın o tansiyon haplarını içmiş olması ihtimaliyle yaşadığım korkuyu anlatamam. Yatalak kayınvalidem üç gün daha yaşayacak diye oğlumun hayatını riske atamazdım. Erdem'e yaptığım çeşitli baskılar sonucunda kayınvalidem evine gitti, başına da bir Rus bakıcı tutuldu. O soğuk kış gününde kayınvalidemi evine gönderdiğim ve sonrasında zavallı kadın, elin bakıcısıyla evinde yapayalnız öldüğü için hayatım boyunca bu olayın vicdan azabından kurtulamadım. Yine de avuttum kendimi, insan her hatasına bir mazeret bulur ya işte, bir ömrü aşksız geçiren bendeniz de oğlumun hayatını tehlikeye atamazdım değil mi? 

Adım Semra. 

Ben hiç aşık olmadım.  

Siz evde ya da sokakta, gizli gizli ya da alenen doyasıya aşkınızı yaşarken; hiç aşık olmadan bir ömür geçirmenin ve bir erkeğe bakarken, dokunurken ya da onunla sevişirken içiniz hiç titremeden gençliğinizi ve güzelliğinizi kaybetmenin ne demek olduğunu bilir misiniz? 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Aslında aşık olup evlense ne, ne kadar değişirdi bilinmez. Çünkü her aşk biter. Her aşkın sonu alışkanlığa dönüşen bir hikayeye döner. Aynı ruhsuz gezegende, aynı çatıların altında birlikte yaşanmaya başlanır. Zaman zaman yaşanılan ve hissedilen kaçamaklar kalan kırıntıları da bitirir. Artık yeni bir hikayeye başlamak ise zor gelir. Çocukların okulları vesaire derken bir bakmışsın ömür biter. Hayat geldiği gibi çekip gider. Anlayamazsın ne yaşadın, ne zaman yaşadın? Aşık mıydın? Sevmiş miydin? falan filan... Yüzlerce kadının ya da erkeğin yaşadıkları değil mi zaten hikayen. Selamlar, sevgiler.

Ayrıntıda gezinmek 
 21.07.2011 14:00
Cevap :
Kesinlikle haklısınız. Ama Selma ve Selma gibiler bunu bilmiyor ve aşkı başka türlü bir şey sanıyorlar.:) Bana bu fikri veren 40'lı yaşlarında evli ve iki çocuklu orta okul mezunu kendi halinde bir kadındı. 18'inin bile bulmadan mahalleden biriyle evlendirmişlerdi onu. Hiç aşık olmadığına hayıflandı bir kere yanımda. Kendi kendime ben de sizin gibi düşündüm önce, sanki aşkı ne sanıyorsa?:) Ama yine de yaşadıklarımız kar kalıyor yanımıza değil mi? Bir kez bile aşkı tatmadan göçüp gitmek... İyisiyle kötüsüyle her şeyden biraz tatmak lazım gibi geliyor bana hayatta, gün gelip bitecek de olsa...Çok teşekkürler yorumunuz için. Sevgi ve saygılarımla...  21.07.2011 15:17
 

İnan bana sonunu merak ederek okudum. çok akıcı ve roman tadına bir hikayeydi. sanırım kahraman bayanımız hayal ürünüydü. mü ??? bilemedim. Belki de Semra , aynır Feriha gibi başkasını sevebilirdi ama aile kararı ile evlendirilmiş. Mea ve seni okumak çok zevkli geldi bana gerçekten. teşekkür derim burada yazdığın için. . sevgilerle. gokhancenker@gmail.com

Sokrates 
 19.04.2011 11:38
Cevap :
Aslında mail adresiniz yer aldığı için yayınlamakta tereddüt edip mesaj atmıştım ama tesadüfen görüm ki zaten yayınlanmış:) O nedenle yorumu yayına aldım. Beğenileriniz için çok teşekkürler. Mesajımda da yazdığım üzere bu blogun öncesindeki 3 blog bu hikayenin başını oluşturuyor, sondan başlamış oldunuz yani:) Ama tabi numara vermediğim için kabahat bende:) Neyse benden söylemesi, belki ilginizi çeker:) Sevgilerimle...  19.04.2011 13:29
 

aşık olmadığına değil de sevemediğine şaşırdım! Erdem tüm kadınların peşinde koştuğu yakışıklı ve varlıklı bir adam, iki çocuğunun babası ve üstelik de karısına aşık. Erdem'in serinin "Erdem" blog'undaki isyanı gibi, Semra çok soğuk bir kadın. Semra'yı tam da hayalimdeki gibi anlatmışsın. Erdem'e hak veriyor olman da çok radikal bir destek:) Emeğine sağlık. Sevgiler.

Ata Kemal Şahin 
 02.04.2011 22:01
Cevap :
Belki de sevmistir kimbilir, bunu tam olarak kendisi de bilmiyor ya:) Erdem'e hak vermekten çok, onu anlamak benimkisi... Erkek ya da kadın fark etmiyor. Kendimi onun yerine koyup Semra gibi bir adamla evli olduğumu ve erkeklerin kadınlardan farklı bazı yapısal özelliklerini düsündügümde Erdem'in nasıl dürtülerle bu isleri karıstırdığını anlamakta zorluk çekmiyorum. Teşekkürler, sevgiler...  03.04.2011 0:51
 

bütünü anlamak için her bir parçanın hikayesini bilmek gerek. Bütüne baktığımda gördüm ki, kimse mutlu değil hep -mış gibi yaşamışlar. Ivana sığınmış bence aşk değil, Erdem kaçmış bence aşk değil, Semra'ya da aşık olmamış bence, olsaydı Semra'nın sesini duyabilirdi. Semra'ya ise üzüldüm. Aldatıldığı için değil kendini aldattığı için. İnsan kendine bunu neden yapar ki? Hele en son paragrafı okuyunca içimden sormak geldi, değer miydi Semra? Ne için ve kim için? Çok güzeldi. Bu arada Ata Beyle çok uyumlu olmuşsunuz, tek dille yazılmış gibi. Tebrikler. Sevgiler:)

mea culpa 
 02.04.2011 13:43
Cevap :
Aslında ben Semra'ya da kızamıyorum, zira genç yaslarda bu kararı almak zaten cok saglıklı degil hele de herkes onu evlenince islerin degisecegine inandırmısken... Hayat çok karışık sevgili arkadasım, biraz daha böyle yazmaya baslarsam yakında herkese hak verir olacağım. Beğenmene çok sevindim. Sevgilerimle...  03.04.2011 15:20
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 42
Toplam yorum
: 361
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 948
Kayıt tarihi
: 16.06.10
 
 

1980 'de doğdum. Batı'da küçük bir şehirde büyüdüm. Büyüyünce durduğum yerde duramaz oldum. Kuş o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster