Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Ekim '17

 
Kategori
Felsefe
Okunma Sayısı
275
 

Yalnızca Tanrı Vardı

Yalnızca Tanrı Vardı
 

Önce yalnız bir Tanrı vardı diye başlar efsane. Tanrı yalnızdı, bilinmezdi ve bilinmezliğin yalnızlığı içinde anlamsızdı. Kendini bilinir yapmış olmadığı için tanrısal varlığı da amaçsız bir yaratım gücünden ileri değildi. Bilinmezlik içinde öylece ve sadece vardı. Günün birinde içinden kapalı bu Tanrı kendine bir bilinirlik kapısı açtı ve dışına çıktı. ‘Milyar’ kez şimşek gücünden de hızlı görkemli bir fışkırmayla kendini bilecek iradenin nedenselini açmaya başladı. Neden oldu niçin oldu bilinmiyor; belki de yalnızlıktan oflayıp puflarken kazayla oldu her şey. Belki de Tanrısal Ego’nun kendini bilinir kılma arzusuyla oldu her şey... Ne desek efsane; belki de Tanrı’nın umurunda bile değildi bilinmek; sadece Tanrılık göreviydi her şey. Ancak şu bir gerçek ki, “Büyük Açılım” (yani Big Bang) Tanrı’nın kendini bilinir yapacak iradeyi yaratan nedensel sürecin gereği olmuştu. Neden ve nasıl olduysa oldu; sonunda çok güzel bir şey oldu. Sonunda, Tanrı’yı (yani başlangıç özünü) bilinir yapacak insan gerçeği oluştu.
 
Büyük Açılım peşinden diğer yıldızlarla birlikte güneş-dünya-ay ve tüm evrenin maddesel oluş ortamı oluştu. Ve hayat dünya maddesinden canlar yaptı; sonra da dünya canlarından insanlar oluştu. Efsaneye göre hepsini Tanrı ayarlamıştı. Tanrı insana evrensel varoluş bilincini yükledi; neden yükledi bilinmiyor olsa da insan bilinci Tanrı’yı bilinir etti. Ve tanrı en üstün yaratım eseri insanda kendini ifade etmeye başladı. Tanrı insan varlığına evrenin tüm bilgisini emanet edecek kadar güvenmişti; onu evrensel varoluş sırlarını öğrenme yetisiyle donatmıştı. İyiliğin merhametiyle kendine yaklaşması hâlinde, Tanrı evrensel varoluşun insana kusurlu gelen biçimlerini güncelleme sözünü verdi. İnsan öğrenmeye ve bilgiyi evrensel gerçeklik ortamında kullanmaya devam ettikçe kendini daha olumlu bir tamlığa evrimleyecek kaderin bilgisine yaklaşır. Kim bilir, belki de bu kader mahşer gününe uzanan bir evrimleşme yoludur. Günün birinde ölüler ve diriler bütünleşecektir. İşte bu en son kıyamettir.  O zaman Tanrı en yüce tasarımı insan deneyiminin bilgisiyle kıyamet ertesi daha adil ve mutlu bir evren yaratabilecektir. Ve bizler bu yeni evren yaratımının bilgisini sınayan fanileriz… İnsanın dünya yaşamı bir sınavdır ve sınavın başarısı yaratım bilgisiyle Tanrı’ya yaklaşmak, yani iyi ve güzel olana hizmet etmek kadardır.
 
İnsan, Tanrı’nın en gelişkin yaratımıdır, bu yüzden insan Tanrı’nın arması sayılır. İnsan Tanrı bilincinden taşır; Tanrı’nın bizzat özünden olmadır. Tanrı, kendini bilen ve kendinden olma tekil varlığın adıdır. İnsan her ne kadar kendinden olma değilse de kendini bilebilen bir varlıktır. Evrende kendini bilebilen şimdilik tek hayat biçimi olmasından dolayı insanın Tanrı özünden var edildiği varsayılabilir. Bu varsayım, dinsel Tanrı inancı olan herkes için Hz. İsa’yı bakire Meryem’in doğurması kadar gerçektir. Bu tanımlama kısaca “En-el Hak” ya da "Enel Hak”; yani, = “Ben Tanrı’ya erdim", “tanrıyla tamlaştım” deyişinin de içerik anlamını yapar. Tehlikeli bir deyiştir: tarih Hallac-ı Mansur ile Nesimi’nin bu deyişleri yüzünden derileri yüzülerek öldürüldüğünü söyler.
 
İnsan bu tanrısal özelliği nedeniyle davranışlarını tanrısal düzeyde tutmaya çabalamalıdır. İnsan iki karşıt özellikle var edilmiştir; hem tanrısal iyilik hem şeytani kötülük bilinciyle yüklüdür. Şeytan aslında tanrının yarısı bile değildir; çünkü sadece kötülüğün bilgisine erişebilir. Fakat kötülük bilgisi yaratamaz ve yapamaz; sadece, bilgiyi kötülük maksatlı kullanması için insanın aklını ve gönlünü çeler; yani, insanı tanrısından uzaklaştırmaya çalışır.
 
İnsan Tanrı’nın özünü temsil yetkisi aldığı için Şeytan’dan bile üstündür. Kötülüğün bilgisini de Tanrı yaratmıştır. İnsan kötülüğün bilgisini yaratamasa bile kötülük bilgisini bilerek uygulayabilir. Tanrı, sanki insana verdiği iradi seçim yetkisini sınamak için Şeytan’a da insan nefsini tuzaklama yetkisi vermiştir. En büyük Şeytan hilesi kötülüğü tanrısal kader göstermektir. Çoğu zaman da kendini düşünceye çatıp sorgulamayan insana musallat olan Şeytan, kötülük yaparak iyiliği kurtaracağına cahil iradeyi inandırır. Öte yanda, ahret ve dünya bilgileriyle kendini bilerek Tanrı katına yürüyen insan aslında yeni bir yaradılış için kıyamete bilgi yapmaktadır.
 
İnsanlık dinleri bu efsanedeki varoluş felsefesini henüz kabule ve hazmetmeye hazır olmasa da artık eski zamanlarda olduğu gibi düşüncesinden ve inancından dolayı şükürler olsun kimsenin derisi yüzülmüyor.
*
Yunan efsaneleri kadar romantik değilse de, bizim bu tasavvuf efsanemiz insanı kaderci yapmadığı ve ahret korkusuna kaptırmadığı için bizi son kıyamete taşıyacak en güvenli yol olabilir.
*
İnsan melek değil
Şeytan da değil,
Hele kadere kul hayvan hiç değil
Ne ola ki insan denen can?
 
Kimine göre
Tanrı’nın en büyük belası,
Kimine göre
Tanrı’nın en büyük rüyası…
*
Tanrı’nın ne olduğu belli de, insanın ne olduğunu bilemedim. Ancak, ben derim ki Tanrı’dır insanın en büyük rüyası. Ve her insan rüyasını helal emekle güzele yordukça Tanrı’nın rüyası da gerçek olacaktır... Yani, hayat sürdürülebilir güzellikte yaşanır olacaktır.
 
Muharrem Soyek
bengi satır, Tuanna Güzel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Uzun bir aradan sonra yine okuduğum güzel bir yazı Milliyet Blog'da. Düşüncelerinize katılıyorum ve bu tarz yazılarınızı okumaktan keyif alıyorum.

Çiğdem Timur 
 29.11.2017 14:06
Cevap :
İlahi kader içinden edindiğimiz bilgiyle kendi kaderimizi tasarlama ve somutlaştırma irademiz Tanrı nezdinde yeteri kadar olgunlaşmıştır. Bu iradi sorumluluğun iyilikten ve güzellikten yana başarısı insanı Tanrı’ya yaklaştırır; kaderini kötülük yolunda ilerletense ilahi kaderin ölüm davetine kadar insanlığın eziyeti olacaktır. Eziyet, kendini bilmiş insanların dirayetli birliğiyle ancak umutlanıp mutlanabilir. İlahi kader elbette ölüm ve ötesidir; ölümden ötesi, kendimize lâyık yaptığımız kaderin şahitliğinde kıyamet günü yargısıdır. Tanrı’nın sevecen rahmetine sığınıp, insanlığı tüm canlara ve cansızlara saygıyla üretip tüketmeye gücü yettiğince iteleyen herkes aynı değerde ilahi iltifattan payını alacaktır.  30.11.2017 13:56
 

Aslında insan ne olduğunu biliyor,ama ne olacağını bilemiyor.Siz de bilirsiniz ki,dini kaynaklara göre,tanrı yarattığı ademe kendi ruhundan üflemiştir.Diğer tüm ruhlar da Adem'in bölünüp çoğalan ruhundandır,ama Adem'in oğlu Kabil Kardeşi Habil'i öldürmüştür.Tanrı ruhu taşıyan ve meleklerden bile üstün yaratıldığı söylenen insan nasıl olur da hem katil olur hem de çalar.Bu kötülüğün kamçılayıcı iştahından mı acaba?..Selamlar.

Abbas Oğuz 
 05.11.2017 15:46
Cevap :
Doğrusu ben henüz tam da ne olduğumu bilemiyorum. Bilen varsa yorumdaki sorunun yanıtını da bilir. "Tanrı'nın ruhundan üfleme insanın kardeş katili olabildiği gerçeğinin insanın hangi hikmetinden olduğunu bilemiyorum. Sadece, yaradılış kökenine bağlı bir tahminde bulunabiliyorum. Tanrı her şey olma sıfatıyla iyinin ve kötünün birliğidir mantığıyla, insanı iyi ve kötü olmada özgür bırakmasının da bir hikmeti vardır diyorum. Sanki insan iradesiyle seçimli iyinin ve kötünün çatışmasıyla kıyamet sonrası gerçekliği sentezleme arzusundadır.  06.11.2017 10:47
 

Müthiş dinsel bir felsefe, ilgiyle okudum...

Kerim Korkut 
 29.10.2017 15:33
 

" Ve her insan rüyasını helâl emekle güzele yordukça, Tanrı'nin rüyası da gerçek olacaktır" Çok hoşuma gitti;)) Sevgilerimle Muharrem bey özletmişsiniz kendinizi;)

Selda Çakmak 
 28.10.2017 14:47
Cevap :
Teşekkür ederim. Yazı araları açılmaya başlamış. Ancak baktım ki epeyce yazmışım zaten; galiba o yüzden çok da yazmaya istekli değilim. Daha çok tembel keyfi yapıyorum. Yazmanın keyfi yaşamanın keyfini bastırdığında yazmayı düşünüyorum. Sevgiler, selamlar  28.10.2017 18:36
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 382
Toplam yorum
: 2803
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1418
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster