Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '07

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
418
 

Yalnızlığın ayak sesleri

Yalnızlığın ayak sesleri
 

Bu poyraz da nereden çıktı? Kapı ve pencereden beklenmedik misafirler getiriyor. Masamın üzerindeki kağıtlar kanatlanıyor. Perdeler yelken gibi şişiyor, dışarı çıkmak ve özgürlüklerine kavuşmak istiyor sanki. Koşup kapı ve pencereleri kapattım. Yere serilen kağıtları toplarken elektrik kesildi. Karanlık sinirlerimi gerdi. Büfenin üzerindeki gaz lambasını yaktım. Ortalığa sarı ve soluk bir ışık yayıldı. Yazamaz, okuyamazdım. Müzik de yoktu. Dışarıya da çıkamazdım. Yalnızlığın ayak seslerinin beni ürküttüğü bu sırada, telefon çaldı. Yanlış numara.

Gaz lambası elimde mutfağa geçtim. Canım hiçbir şey yemek istemiyordu. Bir tabağa domates dilimleyip koydum, yanına bir parça beyaz peynir ve birkaç yeşil zeytin. Bir bardak da rakı alıp salona geri döndüm. Lambanın camı islenmeğe başlamıştı. Rakıdan bir yudum aldım. Yalnızlığımı paylaşacak dostun da tadı yoktu bu akşam.

Yağmurlu ya da poyrazlı günlerde içim bir tuhaf olur. Nefes nefese kalırım, boğazım düğümlenir, ben sakinleşirim ama içimdeki deniz kabarır. Kendimle barışık olamam böyle havalarda. Kendimi dinler ve sorgularım. Bir tenis topu gibi olurum bir oraya bir buraya gider gelirim.

Doğup büyüdüğüm ama çocukluğumu yaşayamadığım, gençlik nedir tanıyamadığım ve isteklerimi sürekli ertelediğim köyüme yerleşmek, yapamadıklarımı yapmak, geçmişin öcünü almak en büyük idealimdi. Kasabamda yaptırmakta olduğum bina, aç kurtlar gibi saldırıyordu cüzdanıma. Para dayanmıyor, oluktan akarcasına akıp gidiyordu. Çok yoğun çalışmam ve her çeşmenin altına bir kova koymam gerekiyordu. Bilgisayar başında ve sigara dumanları içinde geçen geceler bir ömür törpüsüydü benim için. Bir baba, bir koca ve bir aile reisi olmaktan çok, bir para makinesi, bir robot olmuş insanlığımı unutmuştum. Yeni dostlar edinmek şöyle dursun, eskilerini bile göremiyordum. Yorgun argın, sinirlerim tepemde dönerdim eve. Toplu paraya ihtiyacım vardı, emekliye ayrılmaktan başka çare de göremiyordum. Ankara’nın o kirli havasında nasıl da çabuk geçivermişti yıllarım. Ne çabuk emekli olmuştum! Şimdi istediğim yerde, borçlu günlerin, uykusuz gecelerin, nedensiz çıkardığım kavgaların yarattığı aile içi huzursuzlukların ürünü yeni evimdeyim. Mekan doğru belki ama ya zaman?

Emekli olunca Ankara’da kalmayacağımı, köyüme gidip yerleşeceğimi yıllardır tekrarlıyordum eşime. O ise kendisini bu fikre alıştıracağı yerde «Yapamazsın sen orada, döner gelirsin ya da zamanı gelince düşünürüz» tipinden sözlerle geçiştirdi hep bu konuyu. Emeklilik dönemi için hiçbir proje geliştiremedik. Derken zamanı geldi. Ortada yine bir şey yok. Eşim Ankara’da, ben burada. Daha ne kadar ayrı kalacağız. İkimiz de iki ayrı yerde, iki ayrı limana demir attık. Bu yalnızlık barınağında daha ne kadar kalabiliriz bakalım.

Bir çıt çat sesi duydum, baktım videonun yeşil ışığı yanıyor. Kalkıp kapattığım elektrik düğmesine bastım. Yalnızlıktan kurtulmuştum bir nebze. Bir insan sesi duymak için teybe bir kaset koydum. Dışarıda poyraz ulumaya devam ediyor. Ağaçları söküp atacak sanki. Bardağımdaki rakı suya kesmiş. Canım içmek de istemiyor. Akşamla başlayan baş ağrısı şiddetleniyor. Kanepeye uzandım. Sağ bacağıma kramp girdi. Uğraşıyorum çözmek için olmuyor. Eskiden de olurdu ara sıra ve kızlarım kurtarırdı beni. Şimdi onlar da yanımda değil. Bacağımı ovmaya devam ediyorum. Galiba açılıyor. Biraz rahatlar gibiyim.

Göz kapaklarım ağırlaşıyor, kapatıyorum gözlerimi. Rahmetli annemi görüyorum. Tahta balkonun altındaki sedirde oturuyor. Bakıyorum, güzel mi güzel. Yüzünde ve dudağındaki yaralardan en ufak bir iz dahi yok. Babamı nasıl bırakıp geldiğini anlatıyor. Babamın bir süre sonra daha fazla dayanamayıp istifa ettiğini söylüyor. Sözü döndürüp dolaştırıp bize getiriyor.

- Meraklanma sen. Gelecektir. O da yapamaz sensiz. Biraz sabır, biraz anlayış. Alıştınız siz büyük şehre. Anası, babası, kardeşleri ve arkadaşları var orada. Bir anda kopup gelemez. Normal karşılaman gerek. Hem eşin tahsilli birisi. Burada kafasına göre kaç kişi bulacak. « Ne yaparım ben bu ufacık yerde » diyordur. Korkuyordur elbette. Buralı olan kadınlar bile nedense büyük şehirlere gidip yerleşmek istiyorlar. Buraya değil. Kaldı ki senin eşin buralı da değil. Sen bu köyde doğup büyüdün ama senin bile alışacağın şüpheli. Köyümüz artık eskisi gibi değil. Tüm ilişkiler menfaat üzerine kuruluyor. Senden menfaati yoksa, kimse selam bile vermiyor, halini hatırını sormuyor. Arkadaş arkadaşının, kardeş kardeşinin cebindeki paraya gözünü dikmiş. Hatır gönül kalmamış. Eskiden param olmasın varsın, hatırım olsun yeter denilirdi, şimdi paran yoksa, hatırın da yok. Dünya tersine döndü. Acele etme, oğul. Ona biraz zaman tanı. Kararınızı bir daha gözden geçirin.

- Alışmaya çalışacağım. Deneyeceğim en azından, ana. Büyük şehirde yaşam çok zorlaştı. Dönemem geri. Ömrüm çalışmakla geçti. Ne babalığımdan ne de kocalığımdan bir şey anladım. Gerek maddi gerek manevi çok sıkıntı çektik. Yeter çalıştığımız. Bundan sonra at olup da kuyruk mu sallayacağız. Şimdi elimde avucumda olanla yetineceğim. Kaldı ki artık hasarlı bir araba gibiyim, çıkamam tekrar pazara. Şu sonbaharımı eşimle paylaşmak, birlikte gülüp birlikte ağlamak, yeyip içip gezip tozmak istiyorum. Ben eşimin bir mutfak robotu, bir bulaşık ve çamaşır makinesi olmasını da istemiyorum. Ben onun eşimden çok her şeyimi paylaşabileceğim ortağım olmasını arzu ediyorum. Bu düşüncelerime katılır gelirse, başımın üstünde yeri var. Yok vücudu benim yanımda, aklı Ankara’da olacaksa, yani kıramayacaksa zincirlerini, gelmesin daha iyi.

Çalan telefon beni rüyamdan çekip çıkardı. Telefonu açtım, candan bir sesti kulağıma gelen.

- Merhaba, babacığım.

Kızımdı arayan. Hissetmişti sanki yalnızlığımı. Hem çok yakın hem çok uzaktaydı. Boğazım düğümleniyor, konuşamıyordum. İki inci tanesi oluştu gözlerimde. Kırışan yanaklarımdan süzülmeye başladı ve kesilmeyi bekleyen ak sakallarımın arasında kayboldu.

- Baba sana bir müjdem var. Annem bu akşam yola çıkmış. Sürpriz yapmak için sana haber vermemiş. Terminale karşılamaya git ona sürpriz olsun.

- Tamam, Fıstığım. Hem de çok güzel bir sürpriz olur.

- Teşekkürler, yavrum. Seni çok seviyorum. Kendine iyi bak.

- Ben de seni çok seviyorum, babişkom. Birbirinize iyi bakin. İyi geceler, Hoşça kal.

- Sana da, canım. Güle güle.

Şaşırmıştım bu habere. Hem sevinçliydim, hem değil. Eşimi yanımda görmek hoşuma giderdi elbette. Ama usanmıştım artık emeklilik yıllarını nerede geçireceğiz sorusunu tartışmaktan. Yine bu konu açılacak ve biz yine tartışacağız. Ya kırarsak birbirimizi. Kafam karışık. Yatak odası çekici değil. Kocaman yatakta tek başıma. Biraz kederli biraz sevinçli yeniden uzandım kanepeye. Cevapsız kalan bir yığın soru, benden sürekli bir şeyler alıp koparıyor. Yorgunum. Kaset bitiyor, ben de değiştiriyorum. Müzik dinlerken uyumuşum.

Uyandığımda ezan ile horoz sesi birbirine karışıyordu. Ön balkona çıktım. Hafifleyen poyrazın ve söken şafağın etkisiyle deniz harika görünüyordu. Karşıda iki ada. Küçük olanı büyüğünü izliyordu sanki.

Kendi ellerimle bir kahvaltı hazırlarım ve denize karşı tertemiz havada ortam bozulmadan eşimle birlikte içeriz çaylarımızı diye düşünerek aşağıya iniyorum.

Terminalde arabamın içindeyim. Güneş ortalığı ısıtmaya başlıyor. Poyraz dinmiş. Deniz sakin. Kasaba uyanmış ama insanlar yavaş hareket ediyor. Kalp atışlarım hızlanıyor. Bir saat sarkacı gibi sevinç ile burukluk arasında sallanıp duruyorum. Sevinç tarafı daha ağır basan karışık duygular sarıyor beni.

Otobüs geliyor. Arabadan çıkıp ona doğru yürüyorum. Eşim en önde ayağa kalkmış. Şaşırıyor beni görünce ve çabucak iniyor. Şoför muavini valizi indirirken, biz de hasretle birbirimize sarılıyoruz. Arabaya doğru yürürken «Seni götürmeye geldim» diyor. Ben de ona kırıcı olmamaya özen göstererek «Eğer istersen, şimdiden dönüş için yerini ayırtayım» cevabını veriyorum…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1710
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster