Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
437
 

Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı

Yalnızlığın Dayanılmaz Ağırlığı
 

Günümüz koşullarında hayat insanın tahammül sınırlarını çok zorluyor.

Hepimizin sorunları var kendince. Herkesin sorunu kendi gerçeğidir ve kendi açısından en önemli sorundur. Bu nedenle sevgisine karşılık alamayan bir genç kız için, eşiyle geçinemeyen bir kadın için ya da işsiz kalma korkusu yaşayan birisi için yaşadığı sorun dünyanın en önemli sorunu gibi görünür. Tabii ki hepimiz "önce sağlık" paydasında birleşiyoruz her zaman ama bu güncel sorunlar da hayatımızı cehenneme çevirmeye yetebiliyor ve başkalarının sorunları bizimki kadar önemli değilmiş gibi gelebiliyor.

İnsanoğlu hemen psikolojik bunalım eşiğine gelebiliyor ve sonrası kabus dolu günler geceler. Depresyon, karamsarlık hayattan zevk alamamak ve giderek hayatından vazgeçmeye kadar gidebilecek kısır bir döngü yaşanıyor.

Günümüz insanının problemlerindeki çeşitlilik, aile bağlarının gevşemesi, gerçek arkadaşlıkların azalması vb nedenlerle maalesef bu tür bir kısır döngüden çıkış kolay olmuyor. İnsanlar depresyonda gidebilecekleri en son ümitsiz noktaya ulaştıklarında, hayatlarından kolayca vazgeçebiliyortlar.

Gazete haberlerine bakıldığında da, son dönemde intihar vakalarının ne kadar sıklaştığının farkındasınızdır sanırım. Yazmak istemesem de sonunda bu konuyu yazmaktan kendimi daha fazla alıkoyamadım.

İnsanlar bir süre ikilem yaşadıktan sonra sınırı aşıyor yakınlarını perişan bırakarak hayatlarına son veriyor ve ebedi aleme gidiyorlar. Geride kalanlar için asla unutulamayacak çok trajik bir hikaye bırakarak gidiyorlar.

Esasen Allah inancı olan bir insanın bir müslümanın asla başvurmaması gereken bir yol bu. Dinimizde intihar edenin cenaze namazının kılınmayacağına dair hadisler bile var. Ayrıca Allahın intihar edenin yüzüne bile bakmayacağı ve bu günahı affetmesinin ne kadar zor olduğu da dini bir gerçek olarak ifade ediliyor. Ama sonuçta bir insanın ne derece kırılıp çaresizliğe düşüp te bu şekilde canına kıyabileceğini de yaşayandan başka kimse bilemez, anlayamaz ve bence canına kıyan birisi de hemen kınanmamalı diye düşünüyorum.

Bu yazıyı yazmama yol açan asıl neden ise, sorunu olan kişilerin ailelerini uyarmak isteyişim, aileleri bu feci sona giden yolda en yakın tanık olarak görüşüm.

Çünkü bir insanın sorunu olduğunda, ailesi bunun sebebi olabilir, kişinin bozuk olan ruh halini ailesi birebir görüyor olabilir ya da bazı olaylarda da maalesef kişinin sorununun çözümünün önünde aileler bir duvar gibi durmuş, çözümü engellemiş olabilir.

İnsanı bunaltan cendere içine, açmaz içine sokan ya da sorunun çözümünü engelleyen aile bireyleri için ne söyleyebilirsiniz ki.... Üç günlük dünya için, maddiyat için, abuk subuk miadı dolmuş gelenekler uğruna bireyleri ezen, kendileri birer sorun haline gelmiş aile bireyleri için söylenecek hiçbirşey yoktur. Onlar bence, ömürlerinin sonuna kadar büyük bir pişmanlık ve vicdan azabı içinde yaşamaya mahkumdurlar ve bu onlar için gerçekten de müebbet ve en ağır cezadır.

Ancak bazı hallerde de aile bireyleri günlük telaş koşturma arasında biraz daha fazla kazanmak, kendilerine çok zaman ayırmak, belki biraz da bencillik nedeniyle aile ferdinin bunalıma girdiğini farkedememiş, bazen de pek umursamamış olabiliyorlar. İlk seçenek kadar olmasa da bu da vicdani açıdan telafisi olmayan çok tatsız bir durum.

İşte tüm bu sebeplerden dolayı naçizane görüşüm, aile bireylerimiz sevdiklerimiz arkadaşlarımız arasında, yenemeyeceğini düşündüğü sorunlardan dolayı depresyona girmiş olanlar varsa, onların ilgisiz, sevgisiz ve yalnız kalmaması için günlük hayatımızdan kendimize ait zamandan biraz fedakarlık yapmak gerektiğidir.

Sevgi bunu gerektirir. Yoksa kalpte hapsolmuş sevginin fazlaca anlamı ve kimseye yararı olmaz.

Biz insanlar - klişe olacak ama- sevgiyle ilgiyle besleniriz. Bazen yaşlılar görürüm çok hasta, çökmüş görünürler yanlarına gidip biraz oturup laflarsınız ya da onları dinlersiniz sofrasını paylaşır, bir bardak çay ikram edersiniz vb. anında canlanır, pembe yanakları, canlı bakışlarıyla, bambaşka birisi olurlar.

Çocuklarımız eşlerimiz eve geldiğinde onları gülerek karşılayıp "günün nasıl geçti?" diyerek boyunlarına sarılmaktan ne kaybederiz ki? Kazancımız çok olur aslında. Sevdiklerimizin ruhları tazelenmiş olur ve onların sevgisi, neşesi eninde sonunda bize yansır bizi mutlu eder tabii ki.

Özellikle düşünceli, mutsuz, yaşamaktan bıktığını söyleyen tanıdıklarımızı asla yalnız bırakmayalım hatta onlar istemeseler bile onlardan ilgimizi çekmeyelim.

Son dönemde bakıyorum da birbirlerinden uzak yaşamak zorunda kalan ya da mecbur değilken çocuğunun, bir akrabasının yaşadığı şehre gidip, sadece kafa dinlemek için ya da tatil amaçlı eşini çok uzun süre yalnız bırakan eşlerin intihar facialarıyla yüzyüze gelmeleri ihtimali çok yükseliyor. Dönüşleri , böyle üzücü bir haberle olabiliyor.

Oysa ki bunalımdaki insanlar sıkıntılarını paylaşabilse, en azından birileri onları dinleyebilse, intihara meyilli oldukları anlaşılabilir ve düşük bir yüzdeyle de olsa belki caydırma ya da kurtarma imkanı bulunabilir diye düşünüyorum. Söz konusu olan insan hayatı olduğunda vazgeçirilmiş ya da ölümden kurtarılabilmiş bir canın bile pahası biçilemez.

Sevdiklerimize karşı sevgimizi içimize atmayalım davranış ve sözlerimize yansıtalım ki bir anlamı olsun. Onlarla ne kadar çok zaman geçirebilsek, ne kadar çok güzellik paylaşabilsek o kadar güzel bir ömür yaşarız ve aslında mutluluk; bir sofra etrafında çevrelenip yenilen yemekten, sıkıntılıyken eşimizin, annemizin arkadaşımızın boynuna sarılıp paylaşabilmek içimizi dökmek ve bazen ağlayabilmekten, beraber gülebilmekten, gezmekten ibaret değil de nedir ki zaten?

En nihayetinde, naçizane, derdi olanlara tavsiyem;

Sorununuz çözülebilecek gibiyse uğraşın ve çözmeye çalışın, hatta küçük parçalara bölüp bir süreç içinde çözmeye çalışım ama çözülemeyecek kadar büyükse ve içinden çıkamıyorsanız, bu sorunun sizi ezip geçmesine asla izin vermeyin. Derdinizi birileriyle paylaşın ve tabii ki her zaman en yakınımızda bizi bizden çok iyi bilen Allaha sığının. Allahla nasıl bağ kurmayı seviyorsanız klişelerden sıyrılıp o şekilde ona yönelin. Herşeyin bir biçimde geçip gittiğini, bundan birkaç hafta ya da ay sonra, sorununuzun çözülmüş olabileceğini ve şimdiki halinizi gülerek hatırlayacağınızı hayal edin.

Yazımın, bir yerlerde son ümit kırıntısını da kaybetmekte olan insanlara bir nebze ümit verebilmesini diliyorum.

Çevrenize tebessüm etmekten, selam vermekten, hatalıysanız özür dilemekten, minnettarsanız teşekkür etmekten çekinmeyin. Anlamsız küçük konular için gerginlik yaratıp çevrenizdekileri üzmeyin. Sonuçta; olumlu yaklaşım sergilemenin hiçbir bedeli, zorluğu yoktur ve pozitif enerji negatif enerjiden çok daha güçlüdür, toplum psikolojisi de böylece temizlenir.

Herkese mutluluk dileklerimle... Saygılar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba, yazınız gerçekten beyaz ışık saçmış :) İlk başlarda intihar kelimeleri ve diğerleri moralimi bozsada sonralarında iyi hissettirdi.. Herkesin canını sıkan, üzen, ağlatan sorunları vardır, benim de var. Yaşadığım için, yaşadığını düşündüğüm arkadaşlarımın her daim yanında kalmaya çalışıyorum, arkadaş edinmekteki en büyük amaçlarımdan biri bu. Kendime değil de birine yardım etmek beni iyi hissettiriyor sanırım, biri sayemde iyi olursa içim huzu doluyor. Hatta bu konu hakkında bir deneme yazmıştım "Hayata Mavi'yi Katmak" isimli. Sayfama uğrarsanız eğer okumanızı isterim. Neyse, bir diğer yorum yapmak istediğim konu, aile. Aile çok çok önemli.. ailenin desteği ne kadar olumluysa zor zamanlarda, ilgisizliği de bir o kadar olumsuz! Biraz daha özen, biraz daha dikkat gerek. Bu yazınızı okuyan bir çok anne-baba vardır diye düşünüyorum, o yüzden söylüyorum bunları. Karışık bir mesaj oldu galiba, kusuruma bakmayın :) Sevgiler..

bayan mavi 
 01.11.2011 14:24
Cevap :
Böyle uzun yorum almayı çok seviyorum. Olumlu görüşleriniz için de teşekkür.Çevreye yararlı olabilmek hissini ben de çok seviyorum. İntihar konusunda ise, özellikle inancı zayıf kişiler büyük risk altında çünkü inanan insan en büyük günahlardan olan intiharı düşünmez, sabretmeye çalışır. Gençleri çok kollamalıyız.Uzaktan gözlemeli, ruh hallerine dikkat etmeli, doğal bir yaklaşımla dertlerini dinlemeliyiz. İyigünler.   02.11.2011 10:31
 

Yazınız çok güzel teşekkür ederim... Tanıtım yazınızda gözüme çarptı:.. bayanım demişsiniz... Bu maalesef yanlış bir kullanım bugünler kafamı taktığım. Bu konuda bir de yazım var: (daha çok erkeklere yazmıştım ama kadınların kendine bayan demesi..:( Yani dil olarak yanlış... açıklaması yazıda) blog.milliyet.com.tr/Sevgiliniz_kadin_mi__bay_mi_/Blog/?BlogNo=231246 Sevgiler...

Filiz Eyüboğlu 
 25.03.2010 13:37
Cevap :
Selam. Yazılarımdan ne kadar çok kişi zerre kadar yarar sağlarsa o kadar çok mutlu olurum. O amaçla yazıyorum. Yani zifiri karanlıkta bir mum ışığı olabilmek arzusuyla. Bayan kelimesini bilinçli olarak tercih ediyorum. Bayanla kadın aynı anlamı taşımıyor benim algılayışıma göre.Nüans var. Kadın kelimesi bazen hor görmeye, bazen cinselliğe bazen de istatistiki anlama işaret ediyor gibi gelir bana. Oysa bayan daha naif ve saygın.İyigünler  25.03.2010 15:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 144
Toplam yorum
: 216
Toplam mesaj
: 58
Ort. okunma sayısı
: 386
Kayıt tarihi
: 21.09.07
 
 

Merhaba...  Üniversite mezunu Kamu İdaresinde  çalışan bir bayanım. Ankara'da iki oğlumla yaşıyorum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster