Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Eylül '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
936
 

Yalnızlık mı, doyumsuzluk mu ?

Yalnızlık mı, doyumsuzluk mu ?
 

İlk kez 1994 yılında tanıştım bilgisayarla. Bir Macintosh edindim ve masaüstü yayıncılık alanına giriş yaptım. Güzel işler çıkardım. Kitaplar, dergiler, gazeteler, afişler ürettim. Ama ticareti beceremediğim için 6 yıl sonra bu işi bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra basit bir PC aldım, ev ortamında kullanmaya başladım. Ve sanal dünyadan hep kaçtım. Gazetecilik, kitapçılık yönlerim, dernekler, odalar, parti, sendikalar gibi ortamlara fazlasıyla dalan biri olduğum için hayli geniş bir çevreye sahibim. Dostlarım da hatırı sayılır düzeydedir. Yani aslında yalnız değilim. Peki ne arıyorum ben bu net ortamında? Hep kaçtığım, "İnsanları birbirinden koparan, toplumsal yanımızı öldüren, bir camın arkasına tıkan, sesin rengini, titreşimini duymamızı, bakışımızdaki anlamları görmemizi, sıcacık bir dokunmayı ortadan kaldıran" sanal dünyaya nasıl ve neden daldım ben? Yazdığım yazıların okunması, yorumlar, mesajlar gelmesi, gerçek isimlerini bile bilmediğim insanların beni izlemesi neden bu kadar ilgimi çekmeye başladı? Akşamları TV'yi bile izlemek yerine sohbeti tercih eden, birkaç satır daha fazla kitap okumalıyım diyen ben, nasıl oldu da bu camın arkasında vakit geçirir hale geldim?...

Yalnız mıyım, hayır. Doyumsuz muyum, hayır. Hala inatla pazarlardan alış-veriş yapıyorum. Meyveleri mıncıklarken satıcının, "Elleme abla" uyarısına diklenmekten, insanlara çarpa çarpa, söylene söylene yürümekten hala çok hoşlanıyorum. Çünkü bana göre kavga etmek bile toplumsal yapımızın bir göstergesi. Gazeteyi okurken matbaa kokusunu duyabilmeliyim, kitabı okurken bazı yerlerini çizebilmeliyim, yani dokunabilmeliyim herşeye ve herkese... Ama net ortamında sadece klavye tuşlarına dokunabiliyorum. Yazılarımla birilerine (olumlu ya da olumsuz) dokunabiliyor muyum, acaba bu da mı bir ihtiyaç bilemiyorum. Henüz çözemedim bu bilmeceyi. Eminim, sevgili Pirmete bunun yanıtını verecektir. Belki de bir kaçış ya da aslında bu kadar kalabalık içinde bile yalnız olduğunu bilinçaltında duyumsamak. Tanımadığın insanlarla birşeyleri paylaşmanın, adlandırmanın zevkini almaya çalışmak. Ya da farklı bir ortamda üretimde bulunmanın hazzı. Herkesin bahanesi farklıdır eminim. Ben bu ortamı sevdim ama beni yaşamdan koparmasına da asla izin vermeyeceğimi biliyorum. Çünkü bana göre bu (belki fazla iddialı ama) kapitalizmin bir tuzağı ve bu tuzağa düşmeden nimetlerinden yararlanmak gerekir diye düşünüyorum. Bizi yalnızlaştırmasına izin vermeden tam tersine bu yolla da çoğalabileceğimizi, farklı yerlerdeki güzel insanlara bu yolla ulaşabileceğimizi göstermek. Eğer doğru kullanırsak tuzağı tersine çevirebiliriz, bu iletişim ortamını nimete dönüştürebiliriz.

Bugün kendi kendime mırıldandım. Belki de kendi kendimi ikna çabalarımdı bu yazdıklarım. Ama hala ve inatla, "Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine" diyenlerdenim.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

gibi de gelse kimi zaman kısacık zamanlarda ne kadar çok insanla iletişim haline geçebiliyoruz internet sayesinde -bunu tv karşısında hayatta yapamayız, kitap okumak başka bir boyutta- işte bu yüzden esiri olduğumuz şey eğer iletişim ve paylaşımsa bence keyfini çıkaralım derim. yok bilgisayar başında oyun oynamanın esiriysek işte o kapitalizmin gerçek tuzaklarından biridir -bitkisel ve kimyasaldan sonra yeni bir uyuşturucu- teknolojik bağımlılık. sevgiyle kalın.

Başak ALTIN 
 29.09.2006 21:37
Cevap :
Sevgili Başakcığım, ben de iletişim ve paylaşım özelliğini kullanmaktan yanayım tabii ki. Bilgisayarda oyun oynamayı da bilmem ve ilgimi de hiç çekmez. Elbette bilgisayarın nimetleri var ama ben dokunmayı her zaman tercih ediyorum. Bu tuşlar yerine senin eline dokunmak, karşılıklı konuşmak eminim çok daha keyifli olacaktır. Ama bu alet olmasaydı, seni tanıyamayacaktım, bu da bir gerçek. Bilinçli ve doğru kullandığımız sürece yararlı olduğuna inanıyorum. Sevgiler.  30.09.2006 0:07
 

Ama ne rastlanti... Yazini 1. kez görüntüleyenin ben oldugumu okudum. Cok sevindim. Salakca birsey buzlu camda belki, ama öyle, sevgili Nuray. Dogru kullanmak... Ekmek bicagi gibi birsey bu meret. Istersen ekmek dilimleyebilir, istersin karin desip adam öldürebilirsin bu ortamda. Biz birinci kategorideyiz. Bunu biliyorum. Sunu da biliyorum, Nuray, ben de bu ortamdan kacacagim. Güzel, ama kacacagim. Cünkü Tunali'da yürürken bir insana kazara carpmak, gözlerinin icine bakarak ondan özür dilemek benim icin cok daha önemli. Olmusken, madem ki Pirmete'yi referans göstermissin, soruna da cevap vereyim: Evet, bu insanca bir ihtiyactir, Nuray. Son bir not (gec oldu, yatmam gerek. sabah ise gidecegim): Ben sana adimin pirmete olmadigini bile yazdim günün birinde. Yani gercek adimi yazdim. Tabii ki pirmete de bos bir sözcük ya da "nick" degil. Uzun hikaye. Isteyen google'layabilir. Ama ben buyum. Benden de su: O ormanin asigiyim. Sevgiyle ve dumansiz kal:-))) Ibo

pirmete 
 29.09.2006 0:18
Cevap :
Senin son yazdığın blogu da ilk okuyan bendim, biliyor musun? Bir bir berabereyiz. Bu da rastlantının katmerlisi... Aynı dilden konuşuyoruz, o nedenle senin yorumlarına önem veriyorum. O nedenle seni referans gösterdim, yanıtın için teşekkür ederim. Adını yazdığın yorumu okumuştum zaten ama Pirmete ilgimi çektiği için özellikle kullandım. Bu arada, beni doğru okuduğunu da bir ara yazmıştın, doğrusu bu da çok ilgimi çekti. Yazarsan, okumaktan mutlu olacağım. Sevgiler...  30.09.2006 0:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 138
Toplam mesaj
: 34
Ort. okunma sayısı
: 1499
Kayıt tarihi
: 26.08.06
 
 

1958 doğumluyum, İzmir'de yaşıyorum. 17 yıl gazetecilik yaptım ve emekli oldum. Şimdi babamın kurduğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster