Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Mart '20

 
Kategori
Yurtiçi Tatil
Okunma Sayısı
19
 

Yalova / 1990

Eski defterleri karıştırırken 90'larda yazdığım gezi yazılarına rastladım. Bir gün yitip gitmemeleri için, hazır evde kapalı kalmışken bir seri yazı dizisi halinde paylaşmaya karar verdim.

.......................................................................

 

YALOVA  1990 : AŞINAN GÜZELLİKLER

            Hani meşhur hikayedir ya: Henüz İstanbula’a bağlı bir ilçe iken Yalova’ya kaymakam tayin edilen bir devletlü, İstanbul’dan görev yerine vapurla yola çıkmış…İskeleye yanaşırken zaten her zaman mevcut kalabalığı görünce kendini karşılamak için gelenler zannetmiş. Ancak kıyıya çıkıp da hiç kimsenin oralı olmadığını görünce bir hayli bozulmuş. Sessizce meydanda bulunan bir ayakkabı boyacısına yaklaşarak “ Yavrum Yalova kaymakamını mı bekliyorlar? “ Aldığı cevap zavallı kaymakamı iliklerine kadar buz kestirmiştir her halde?: “ Ne diyorsun sen amca? Kim takar Yalova kaymakamını!”

            Hikaye yakıştırma mıdır bilinmez, ama o günden sonra kendini bir matah sanıp, yerli yersiz şişinenlere “Yalova kaymakamı” adı takılmış. Ne hikmettir henüz çözemedim ama Yalova’ya gelirken hep bu öyküyü hatırlarım. Kendim dahi o matah olmayanlara dahil olmama rağmen gözlerim kıyıda bir karşılama töreni arar ama yıllardır böyle bir şeye tesadüf etmedim. Eh, artık Yalova’da kaymakam olmadığıma göre rahatlıkla ifade edebilirim: Hepimizin içinde bir Yalova kaymakamlığı yatar.Hep birilerinin bizi beklemesini, karşılayıp koltuklamasını bekleriz. Eh, hiçbir karşılıyanınız yoksa tek yapacağınız şey bir taksiye atlamak ya da her tarafa giden dolmuşlardan birine binmektir.

            Ya da o kadar aceleniz yoksa Yalova içinde şöyle bir tur atmayı yeğleyebilirsiniz. Bu şehirde ilk göze çarpan şey parkların bolluğudur. İskeleden gerek Çınarcık, gerekse Gölcük yönünde gerçekten güzel düzenlenmiş parklarda, bir yandan denizi seyrederken, bir yandan da ünü İstanbul’a kadar gelmiş dondurmanızı veya sütlü haşlanmış mısırınızı yiyebilirsiniz.

Geçen yıllarda iskelenin yanındaki parkta Çanakkalelerden, Sakaryalardan kalma bir eski bir top vardı. O şanlı Kuvayı Milliye günlerini hatırlatan topun yanında resim çektirmek vazgeçilmez bir davranıştı.(Bugünkü gibi selfie yapılacak emre amade cep telefonu olmadığından bu fotoğrafı çekecek ikinci bir kişi mutlaka gerekliydi) Şimdi bu topun yerinde yeller esiyor. Ordunun pek işine yaramıyacağına göre jilet yapmaya mı gönderildi acaba?

Sahildeki çay bahçelerinin çardak altlarında oturmak başka bir zevktir. Çayınızı yudumlarken yanlarda bağıra çağıra okey oynayanları seyredebilir veya özellikle akşam vaktini seçerek güneşin Marmara ufkundaki o doyumsuz grubunu izleyebilirsiniz. Şehrin içinden geçerek denize dökülen derenin yanındaki parkta güzel bir plaj vardır.  Kirliliğini bahane edecek kadar mülküşpesent değilseniz burada denize de girebilirsiniz. Etrafta pek uyarı levhası yoktur ama deniz suyunun koli basili katsayısı hiç de düşük olmasa gerekir.

Caddelerde dolaşarak vitrinlere bakmanın fazlaca bir özelliği yoktur. Çünkü bu vitrinlerde olanlardan İstanbul’da fazlasıyla bulabilirsiniz. Ancak parklarda oturmaktan sıkıldıysanız vapur saatini beklemekten başka bir seçeneğiniz yok demektir.

Vaktiyle küçük bir sahil kasabası olduğundan mı nedir, Yalova’da çok fazla cami yoktur. Önceleri vakit namazı veya Cuma kılmak için sokak aralarına sıkışmış küçük camiler aranırdı. Şimdi iskelenin karşısında büyük bir cami yapıldı. Türkiye’nin en modern camilerinden biri olan bu yapı değişik bir mimariye sahip. Yere konmuş dev bir kubbeyi andıran caminin her iki yanında uzay çağının füzelerini andıran iki büyük minare bulunmaktadır. Müezzinin müminleri kurtuluşa çağıran sesi bu dev kubbe de yankılanırken, bu sesin giderek yayıldığını, göz yumup açıncaya kadar bütün evreni içine alacak kadar genişlediğini hissedebilirsiniz.

Yalova’ya turistik veya tatil amacıyla gelmiş olanlar için ilk akla gelen yer Termal’dir. Tarihi Bizanslı’lara kadar uzanan ve uzun Osmanlı asırları boyunca hizmet veren bu kaplıca merkezi altın çağını şimdi mumla aramakta. Seksenlerin başında Arap turist akınına uğrayan ve bu nedenle de alabildiğine semirip genişleyen Araplar bir şekilde küstürülünce ne yapacak acaba?

Yalova’dan Termal’e giden yol önce şehrin içinden geçer. Sonra birden sola kıvrılarak, iki yanında dev meşeler bulunan uzun bir yola sapar. İnsana önce hiç bitmeyecekmiş hissi veren ve gerçekten de bitmesini istemeyeceğiniz bu yol birden bire hafif bir rampada sona eriverir.  Artık Termal’e kadar hiç durmadan tırmanacak ve hatta oradan da dik ve dönemeçli bir yolla Üvezpınar Köyü’ne varabilirsiniz.

Bundan sonrası da başlı başına bir yazı konusu olacak kadar geniş ve keyiflidir!

  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 323
Toplam yorum
: 165
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 417
Kayıt tarihi
: 19.02.11
 
 

Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi mezunuyum. Teknoloji Yönetimi dalında mast..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster