Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 

09 Nisan '07

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
1276
 

Yanıyor mu yeşil köşkün lambası yar?

Yanıyor mu yeşil köşkün lambası yar?
 

Neredeyse cümle memleket evladını, Çankaya Köşkü’nün yeni kiracısının kim olacağı derdi meşgul etmekte bugünlerde. Bu ay içerisinde yapılacak seçimlere dek de her gün artan bir tempo ile bu konu irdelenip durulacak. Mevzu, pek tabi ki çok mühim ve hassas. Bundan en ufak bir şüphem yok. Zerrece tereddüt etmediğim bir başka öngörüm ise şudur ki Türkiye Cumhuriyeti Devletinin on birinci Cumhurbaşkanı olarak, köşk makamına oturacak ismin Recep Bey olacağıdır.

Merhum Özal ve Demirel’in köşke çıkış günlerini gayet iyi hatırlayabiliyor ve tahlil edebiliyorum. Özal da makama, aday olup olmayacağı yönünde kamuoyunu aylarca meşgul etmişti. Ben şahsen, aday olmayacağını ve Başbakan olarak icraatlarına devam edeceğini, kendi görüş ve çizgisinde bir ismi de Köşke çıkaracağını beklemekteydim. Yanıldım.

Demirel’in adaylığı sürecinde ise yine Süleyman Bey’in de hükümette kalmayı tercih edeceğini tahmin ediyor ama bir önceki Özal yanılgımdan dolayı, belki de aday olabilir kapımı hiçbir zaman tam kapalı tutmuyor idim. Nitekim öyle oldu.

İktidar ve yükselme, özellikle politik hayatta karşı konulmaz bir uyuşturucu müptelalığı gibidir. Öyle anlar gelir ki insanın gözü ailesini dahi görmez olabilir. Sağlığından, huzurundan, eşinden, çocuğundan çok kolay vazgeçirebilir insanı. Boşuna dememişler “politikacının parası pul, karısı duldur” diye.

Bu sefer kesin eminim ki Bay Başbakan, bu ayın sonunda Cumhurbaşkanı’dır. Kabul etsek de etmesek de, içimize sindirebilsek de sindiremesek de realite budur. Sonrasında ne olur? O bambaşka bir tartışma, polemik ve yazı konusu.

Yazı başlığımda, lambasının ışıyıp ışımadığını sorduğum yeşil köşkün, bilmem kaç rakımlı Ankara tepesindeki köşkle ilgisi yok. Aslında var da yok diyelim. Biz o pembe köşkün derdiyle haşır neşir olmuşken buralarda; yeşil köşkte, nam-ı diğer yeşil adada, Kıbrıs’ta içler acıtan, vicdanlar yaralayan gelişmeler olmakta:

KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Başbakanı Ferdi Sabit Soyer’in de üyeleri bulundukları, iktidardaki Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP), geçtiğimiz günlerde bir parti kongresi yaptı adada. Kurultayın açılışında ya da başka herhangi bir aşamasında İstiklal Marşı okunmadı. Bunun yerine kongre salonunda, Rum Akel Partisi’nin de marşı olan ve Türkçe anlamı “Yurdum İşgal Altında” manasına gelmekte olan “Çav Bella” adlı enternasyonal marş dinletildi katılımcılara. Kim işgal etmekteydi acaba yurtlarını bu arkadaşların? Herhalde aynı resmi geçit arabasına binmekten geri durdukları Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı, Kıvrıkoğlu Paşa’nın işgalci(?) askerleri değildir.

Yine kongre salonunun baş köşesinde yer alması gereken ay yıldızlı Türk Bayrağı’nı gözler çok aradı ama maalesef o şanlı bayrağın yerinde; devasa boyutlarda bir Avrupa Birliği Bayrağı ve tek parça halinde gösterilen Kıbrıs Adası Haritası bulunmaktaydı.

Kısa bir dönem Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı yapmış, halen Başbakan Yardımcısı ve Dış İşleri Bakanı olan ve Recep Bey’in muhtemel köşk çıkışı sonrasında yine büyük ihtimalle Başbakanlık makamına oturması kuvvetle beklenen Abdullah Bey’e, CTP kongresinde yaşanan bu yürek sızlatan gelişmeler sorulduğunda, Bay Gül ne cevap verdi biliyor musunuz değerli okurlar: “Herkesin, her partinin bir geleneği vardır.” Evet sadece bu kadar. Burada keseceğim, terbiye sınırlarımı aşmak istemiyorum.

KKTC ilköğretim kurumlarının, 6. ve 7. sınıflarında okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarının son baskılarında Anadolu’daki tüm uygarlıklara yer verilmekte, kitaplar papaz resimleri ve onlarca Hıristiyanlık figürü ile dolu iken maalesef ve çok acıdır ki Türk medeniyeti yok sayılmıştır. Adanın tarihinde, hadi Denktaş Bey ile kavgalıdırlar ve kitapların anlattığı tarihe bile girmesine tahammül edememektedirler, koskoca abidevi şahsiyet Dr. Fazıl Küçük bile es geçilmektedir.

Türk çocuklarının okullarında ders kitabı olarak okutulan ve Anadolu’daki Türk varlığını yok sayarken, alenen Hıristiyanlık propagandası yapan bu kitapların basım parası, çok acıdır ki Avrupa Birliği kasalarından ödenmiştir.

Kitaplarındaki, en azından Türk’lere karşı düşmanlık ifadelerini çıkarmaları için aynı finansman teklifi AB yetkilileri tarafından Rum Yönetimi’ne de yapılmış ancak Rumlar bu teklifi geri çevirmişlerdir. Milli ülküleri ve ulusal duruşları adına, ciddi miktardaki AB parasal yardımını ellerinin tersleriyle itmişlerdir.

Ve aralarına girebilmek için atmadık takla bırakmadığımız Avrupa Birliği, geçtiğimiz günlerde ellinci kuruluş yıldönümünü kutlamıştır. 1957 Tarihli Roma Anlaşmasını milat kabul eden Birlik, yapmış olduğu görkemli kutlamalara, çok acıdır ki Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ve başındaki Zat’ı davet etmemiştir.

Alman gazeteci ve siyasi gözlemcilerine göre Avrupa Birliği Dönem Başkanı olan Alman Başbakanı Merkel, daha geçtiğimiz aylarda ülkemize yaptığı sıcak(?) ziyarette, Türkiye’nin AB üyesi olamayacağını kafasında kesinleştirmişti. Kutlamalar esnasında da önümüzdeki elli yıllık zaman zarfında da Türkiye’nin üyeliğinin koskoca bir soru işareti olduğunu beyan etti.

Şimdi size soruyorum değerli dostlar. Koskoca ve asırlık Türk tarih kitabının, bu makus ve kara sayfalarına adını yazdıran namsız kahramanlarının; kumaşı, işi, işçiliği, cinsi, cibilliyeti budur. Var mıdır daha ötesi? Ellerinizi vicdanınıza, yüreklerinizi beyninize, hafızanızı tam karşınıza koyun ve düşünün.

Ha Memet Ali, ha Ali Memet; ha İrecep Aptullah, ha Aptullah Recep? Ne fark eder ki?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Veya unutanları bende tanımam, bende unuturum.Hatırlar mısınız?bunların hocaları da utanmadan çıkarma emrinin kendileri tarafından verildiğini iddia etmişti ve tüm dünya'ya rezil,kepaze olmuştu.Ben dünü unutmadım.Unutmak isteyene de unutturmam..Biz MB da neden varız?..Selamlar..

Ümit İpekçeker 
 09.04.2007 9:13
Cevap :
Değerli İpekçeker, kıymetli ve dolu yorumlarınız, katkınız için çok teşekkür ederim. Oradaki bir kısım insanımız ve ülkemizde de özellikle bazı etkili zümrelerin yönlendirdiği kişi ve gruplar, Kıbrıs'ı sadece bir toprak parçası olarak görme ve sahip olduğu tarihi, stratejik ve ekonomik zenginliğini bilinçli ya da bilinçsiz göz ardı etme eğilimini taşımaktadırlar. Gerçek budur. Aşağıda, bir okurun yaptığı yorumlar da bu meselenin bu sayfalardaki en canlı örneğidir. Bizler buradayız efendim, dün de vardık, yarın da olacağız. Sağlıcakla ve dim dik ayakta kalınız.  10.04.2007 7:00
 

Bggün sene 2007 aradan 33 yıl geçmiş kıbrıs türk'lüğünü soykırımdan kurtaran kahraman ordumuz ne yazık ki bazı kendini bilmezler tarafından işgalci olarak nitelenebiliyor.TSK leriyle hesaplaşma niyetinde olanların hasbel kader ülke yönetimine gelmesi kıbrıs'ta statükonun sorgulanır hale gelmesine sebeb olmuştur.ben anlamakta zorluk çekiyorum.bir an için ordumuzu kıbrıs'tan çekildiğini düşünelim..sandallar,murat ağa,atlılar köylerinde yapılan vahşetin takrarlanmıyacağını kim garanti edebilir?.ben Hiç kıbrıs'ta bulunmadım.orada olmayan lafa karışmasın denilirse onlara bir çift sözüm olacak.ben doğma büyüme Bursa'lıyım.Çocukluğum babaannemden dinlediğim Yunan işgaline ait hatıralarla doludur.Babaannem şahit oldukları vahşeti anlatırken sanki o anı tekrar yaşıyormuş gibi ağlamaklı olurdu. Benim ailemde dağda ki kuvvayı milli güçlerine katılan,savaşan,Yunan'ın Bursa'dan çekilirken beraberinde götürüp yıllarca zindanlarda çürüttüğü yakınım varken ''megola idea'nın''ne olduğunu bilmeyenlere

Ümit İpekçeker 
 09.04.2007 9:08
 

Dönüş kararınız isabetli olmuş.fikirler tartışılırken;bilgili, bilinçli yazmanın önemini; sizin yazılarınızı okurken bir kez daha anlıyoruz.Benim Kıbrıs'la ilgili düşüncelerim çocukluk yıllarıma kadar gider.Malumunuz:Kıbrıs'ta olaylar 1963 yılında başlamış ve tarihe kanlı noel olarak geçmiştir.1963- 1974 arasında ki 11 senenin Kıbrıs Türk'ünün ölüm-kalım savaşı olduğunu aile büyüklerimizden dinlerdik.O yıllarda televizyon yoktu.Kıbrıs'ta ki acı olaylar ya radyo yada gazete aracılığıyla takip edilirdi.Gazeteler olayı sürekli gündemde tutarak gelişmeleri imkanları nispetinde an be an okuyucularına aktarmak isterlerdi. o günlerde üniversite talebelerinin gizlice Kıbrıs'a çıkarak şanlı Erenköy direnişine katıldıklarını,bazılarının şehit düştüklerini öğrendikçe yaşımızın küçüklüğüne hayıflanır,bir an önce büyüyüp abilerimiz gibi destanlar yazmayı hayal ederdik. Ve nihayet 20 temmuz 1974 cumartesi sabahı şanlı ordumuz Kıbrıs'a çıkarak soydaşlarımızı mutlak bir katliamdan kurtardılar.

Ümit İpekçeker 
 09.04.2007 8:48
 

Öncelikle "Ciao Bella", İtalyan Komünistlerinin direniş marşıdır, Rumlarla bir ilgisi olmadığı gibi, dünyanın her ülkesinde ve dilinde sol kamuoyu tarafından bilinir ve söylenir. Bu konudaki bilginiz ve aktarımınız yanlış. CTP Kongresinde standart olarak TC, KKTC ve AB bayrakları bir arada yer alır. İddia ettiğinizin aksine TC Bayrağı her zamanki gibi kürsünün yanında yer almaktaydı. KKTC ilköğretim okullarında "Anadolu uygarlıkları" değil, Kıbrıs tarihi yer almaktadır. TC Devletinin resmi tezine uygun biçimde, KKTC "bağımsız" bir devlettir ve her devlet, doğal olarak öncelikle kendi tarih ve coğrafyasını okutacaktır. Herhangi bir kitapta, "Anadolu'daki Türk varlığının yok sayılması" diye bir durum söz konusu olamaz. Her halde heyecanınızla, "Kıbrıs'taki Türk Varlığı" demek istediniz ki, bu da tamamen yanlış bilgidir. Kitaplardaki "şovenist" ifadelerin kaldırılması çalışmaları geçmiş yıllarda Türkiye ile Yunanistan arasında da yapılmıştır. Lütfen biraz daha dikkat ve özen...

Sinan Dirlik 
 09.04.2007 5:36
Cevap :
Kıymetli Okurum, özellikle üniversite dönemini sıkı bir sol çevrede yaşamış biri olarak, malum marşın ne olduğunu belki yirmi yıldır dinler ve sembolize ettiği fikri yapıyı da emin olunuz ki çok çok iyi bilirim. Zaten ben de yazımda "enternasyonal" tanımlamasını yaptım ama sanıyorum siz bana cevap vermenin derdine düşerek bu ayrıntıyı kaçırmışsınız. Rum AKEL'in de kullandığına dikkat çektim sadece. Sanıyorum farklı bir toplantı salonundan bahsetmekteyiz karşılıklı oılarak. Galiba, Ada'da yaşamaktasınız. O halde bahsettiğim kitaplara bir kere daha bakmanızı tavsiye edeceğim. Hem Anadolu'daki, hem de Türk Kıbrıs'taki, Türk varlığıdır yazımda kastettiğim. Dikkat ve özen konusundaki uyarılarınız için teşekkür ederim. Umarım siz ve sizin gibi düşünen Kıbrıslı Türk kardeşlerimiz de bazı hususlardaki dikkat ve özen konusunda en az Papadopulos ve nerede ise tüm Kıbrıs Rumları kadar dikkatli, özenli ve hassas olursunuz. Üzerine bastığınız halı, ayaklarınızın altından çekilmeden.  10.04.2007 6:52
 
 
Toplam blog
: 933
Toplam yorum
: 2451
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 3323
Kayıt tarihi
: 09.06.06
 
 

İzmir'de yaşıyorum.    Çok uzun yıllar öncesinden başlayıp, hiç ara vermeden bugünlere kada..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster