Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '12

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
215
 

Yanlış düşüncemin suçu …

Yanlış düşüncemin suçu …
 

Düşünmek… Ne büyük bir suçtur o öyle… !!!

İlk bakışta oldukça anlamsız görünen ancak günlük yaşamda, şu veya bu ortamda “karar vericiler” tarafından, her birimizin onlarca belki de yüzlerce kez işlediği iddia olunan bir suç çeşidi…

Aynı binada oturduğunuz komşunuz, mesai arkadaşınız ya da patronunuz mutlak size “yanlış düşünce suçu" işlediğinizi hatırlatan bir imada bulunmuştur…

Ya da herhangi bir düşüncenizi açıkladıktan sonra size katılmayanların “sen de hiçbir şey bilmiyorsun, en doğrusu benim bildiğim” tonunda söylenen, küçümseyen “olur mu öyle şey” cümlesine maruz kalmışsınızdır…

İşte bu yaklaşımı sergileyen kişilere ben “karar vericiler” diyorum…

Bıkmadan usanmadan niyet okuyan ve sürekli sizin yerinize size “yanlış düşündüğünüzü” hatırlatmakla görevlendirilmiş gibi davranan, “benim eşim benzerim bulunmaz” diye düşünen, ego yüklü bu insanlar her yerdedirler… Bir “eğitimci”, bir “amir”, bir “zabıta memuru”, bir “arkadaş” ya da bir “garson”…

Aile ortamında “babanız”, mesai ortamında “amiriniz”, sınıfta “arkadaşınız”, evde “eşiniz” olarak karşınıza çıkarlar ve kendilerinden başka değer verdikleri hiçbir “şey” yoktur.

En doğruyu onlar bilir, en iyi yönetici onlardır, en çalışkan onların arasından çıkar ve hep ilgi isterler…

Onlardan bağımsız karar vermenizden rahatsızlık duyarlar çünkü en iyiyi onlar bilir, kendileri gibi düşünmediğinizde küçümserler çünkü en doğruyu onlar düşünür, sizin başarılarınızı kıskanırlar ve engellerler çünkü kimse onlardan daha başarılı olmaz… Spotlar hep kendilerini göstermelidir.

Ne büyük çelişkidir ki; “karar vericiler” hep “düşünmekten uzak bir toplum” olduğumuzdan yakınan insanlardır... Sözde farklı düşüncelere, değişik bakış açılarına açıktırlar… Hep “tekseslilik” değil “çokseslilik” olsun ister gibi davranırlar… Kendi tonlarına yakın bir çokseslilik...!!!

Oyunun kurallarını onlar koyarlar… Eğer bu kurallara uymamak gibi bir tercihiniz olacaksa bedelini ödemeye hazır olmalısınız… Bu bedel bazen psikolojik bir baskı -ki buna mobbing diyoruz-, bazen bir soruşturma, bazen bir küfür ya da taciz olabilir…

Eğer sizin daha yüksek yerlerden referansınız varsa korkmayın, “karar vericilerin” en büyük özelliklerinden biri “biat kültürüne” sahip olmalarıdır. Onlar koşulsuz bir biçimde “güce taparlar” ve haklı-haksız ayrımını, güçlü-güçsüz dengesini gözeterek yaparlar… Aynı şartlar düşünce hali için de geçerlidir… Onlara göre en iyiyi “güçlüler” düşünür…

Sonra utanmadan birde memleketi eleştirirler…" Neden bu Ülke bu halde…? " diye aymaz sorular sorarlar… Aslında cevap kendilerine sizden daha yakındır… Aslında cevap “kendileri” dir… Sisteme koşulsuz uyum sağlamışlardır, göremezler…

Düşüncenin önüne set çeken, çalışanın şevkini kıran, iş yapanın önüne engeli koyan hep kendileridir… Ne iş yapandır onlar ne de yaptıran… Maazallah onlardan iyi iş çıkarırsınız diye uykuları kaçar…

Bunların en büyük özelliklerinden biri de yaptıklarının “fark edilmediğini” zannetmeleridir. Bu halleri adeta “deve kuşunu” andırır. Başları hariç her yerleri açıktadır… Ve ne yazıktır ki; nefesleri bittiğinde başlarını çıkarmak zorunda kalacaklarını unutmuşlardır…

Haa birde; Güneşin Balçıkla Sıvanmayacağını…

Bu yaklaşımlardır aslında "Batı" ile aramızı açan... Oyunun kurallarının bu şeklide konuduğu bir ortamda ilerleme sağlamak olası değildir... Her işi "bir" kişinin yaptığı, her kararı "bir" kişinin verdiği, her düşünceyi "bir" kişinin ürettiği ortamlarda gelişmeden söz edilemez...

Batı Dünyası, "birey" odaklı bakış açısına sahiptir... Her insan birey olarak kıymetlidir... Elbette ki sınıf ayrımı orada da vardır ancak; bu olgu yaratıcı düşünceyi bulup çıkarma sürecinde işlevini yitirir...

Batı Dünyası için yaratıcı düşüncenin sınıfı ve milliyeti de yoktur...

O nedenle "beyin göçü" dediğimiz gerçeklik doğudan-batıya doğru işler...

Peki Batı'da neden böyledir...?

Cevap için 14.-15. yy' lara bakmak yeterli olacaktır... Batı, "düşünce yolculuğunda" Copernicus'u, Kepler'i ve Galileo'yu baskı altında tutmuş ve hatta bu uğurda Sokrates'in yaşamını feda etmiştir...

Ancak özgür düşünceyi yine de engelleyememiştir...

Descartes'in ünlü "Cogito Ergo Sum" (düşünüyorum öyleyse varım) felsefesi içinde gelişen "düşünme" edimi, bulduğu bu felsefi temel üzerinde yüzyıllarca gelişerek bugünkü halini almıştır...

Düşünmek, konuşmak, üretmek, başarmak, ilerlemek gibi kavramlar batılı "karar vericiler" için suç teşkil etmez... Onlar bilirler ki; düşünmek kendi "tek-el" lerinde değildir...

Zaten onlar, burada tanımladığımız anlamı ile "karar verici" de değillerdir...

Şimdi bu yazılanlar ışığında geri dönüp tüm dünya'ya bir daha bakalım.... Sizce de sonuç normal değil mi...?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 8
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1106
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

Güzel Sanatlar alanında eğitim aldım. Merakla okumaya, öğrenmeye devam ediyorum... Amacım, Sosyol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster