Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Şubat '07

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
630
 

Yanlış inanışlarla sağlık olur mu ?-1

Yanlış inanışlarla sağlık olur mu ?-1
 

Kolesterolü kötü bir şey midir? Pastörize süt içmek sağlıklı mıdır? Zayıflamak için kalori hesabı mı yapıyorsunuz? Sağlıklı kalmak için şeker değil, tatlandırıcı mı kullanıyorsunuz? Sürekli yağsız, tuzsuz diyet ürünleri mi yiyorsunuz?

O zaman hata yapıyorsunuz, çünkü modern sağlık hurafelerinin etkisi altındasınız ve her geçen gün bozulan ve bozulduğuna inandığınız sağlığınızı düzeltmek için bunların pek de faydasını görmeyeceksiniz. İşte size bol ünlemli birkaç modern ama yanlış sağlık uygulaması: Tuzu azaltın! Yağlardan kaçının! Bol süt için! Hayvansal yağları değil, bitkisel yağları tercih edin! Et değil, soyalı ürünleri tercih edin! Böyle demiyorlar mı bazı uzmanlar (!), bazı estetikçiler (!), bazı diyetisyenler(!), bazı yayın organları ve boy boy kitaplar, makaleler. Birçoğumuz da inanmıyor muyuz?

Bunun tam tersine uzmanlar, bu genel yargıların herkes için geçerli olmayacağını, "belli rahatsızlıklar neticesinde sadece kişilere uygulanabileceğini" söylüyor. Eğer bunlar modern sağlık inanışları ise kim tarafından ve neden üretildi ve genel doğrular olarak insanların kafasına kazındı? "Doğru beslenme ile ilgili yanlış bildiklerimiz" konusunda birçok kitap yazanlarda yok değil.

Sağlıklı beslenme konusunda modern tıbbın açıkladığı teorilerin karşıt ve alternatiflerinin hasır altı edildiğini muhakkaktır. Bu eşitsizliğin temelinde ise, "ciroları milyon dolarları bulan büyük rafine ve paketlenmiş gıda firmalarının ya da ilaç sektörünün birçok bilimsel araştırmayı yönetmesi ve onlara sponsor olması yatıyor" maalesef. Yani birçok insan bu liberallerin oyuncağı olmuşuz.

Yaptığım araştırma neticesinde, derlediğim bilgilerle, pek çok sağlık uzmanından, diyetisyenden ve hekimden duymaya alışık olduğumuz, sağlığımız için bize verilen bilgilerin çoğunun yanlış yada hatalı olduğunu, bütün açıklığı ile ortaya seren bazı önerileri burada yazma gereği olduğunu düşündüm. Elbetteki bunları dikkate alıp almamak sizin elinizde. Ama uygulama kararından önce bunları okumanın size bir zararı olmayacağı kanaatindeyim. Gönülden inandığımız bu tavsiyeler ışığında, gün geçtikçe daha az et ve yağ tüketip, kolesterolden, tuzdan kaçınıyor, diyet yapıyoruz. Ama ne garip ki obezite, kalp ve damar hastalıklarının oranı giderek artıyor.

Besin piramidi ile dengeli beslenmek !

Beslenme uzmanı Craig Burris ve Geoffrey Grant, dengeli beslenme programlarının, tüketici sağlığından çok ekonomik çıkarlara dayandığını söylüyor. Onlara göre diyetlerde piramidin ilk basamağının tahıllı besinlerden oluşması, tarım ekonomisini geliştirme ve tahıl satışını artırma amacına matuf. Üstelik hazır tahıllı ürünlerin yüzde 95’i aşırı derecede işlenmiş durumda. Bu da onların un ve şeker içeriklerini yükseltip besleyici değerini düşürüyor. Öte yandan bir beslenme programının her bireye uygulanması mümkün değil. Genetik, coğrafî ve kültürel nedenlerden dolayı insanlar biyokimyasal ve metabolojik olarak birbirinden farklı. Aynı diyet, bir insanda sağlıklı yaşama kapı aralarken, bir başkasında hastalığa neden olabiliyor. Eskimoların günde ortalama 5 kg et tüketmelerine rağmen, kalp hastalığı ve kanserin olmaması buna bir örnek. Onlarca örnek ve araştırma gösterdi ki ırklar, atalarına özgü yeme yöntemlerine sadık kaldıklarında sağlıklarını korumuşlar, ve ilerleyen yıllarda buna sırtlarını döner dönmez kronik hastalıklarla yüzleştiler.

Kilo vermek için diyet yapın!

Diyet Yunanca da "bir yaşam biçimi" manasına geliyormuş. Bugünkü anlamı ise farklı bir yaşam biçimi olan "kalori kısıtlaması ve yarı aç gezme" anlamına geliyor. Kalori kısıtlaması, vücutta gerekli bazı besinlerin noksanlığına, vücudun doğal enzim miktarları arasındaki dengenin bozulmasına yol açıyor. Yapılan bilimsel araştırmalara göre diyetlerde bel bağlanan kalorisiz ürünler ve tatlandırıcılar reklamlardaki kadar masum değil. Tabiatta doğal olarak bulunmayan bu kimyasal şekerlerin, vücudun kaloriye doygunluk hissini körelterek fazla yemeye neden olduğunu ortaya çıkaran araştırmalar hakim tıp çevrelerinde hasıraltı edilse de biliniyor. Yine bu araştırmalardan birine göre, diyetle zayıflayıp ‘normal’ kiloyu yakalayanlarda kanser ve benzeri hastalıklara bağlı erken ölüm riski yüzde 240 artmış. Çünkü genetik şifremizin bizim için belirlediği kilodan düşük olmak, daha ağır olmaktan çok daha fazla tehlike içeriyor.

(devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

zeytinyağlı dolmanın faydalarını, böreğin tadını, patlıcan oturtmanın lezzetini, baklavanın keyfini, yaz hocam.. Bunlardan vazgeçilir mi hiç ? Dünyada tüketilen soya ürünlerinin büyük bir bölümün genetiğinin değiştirilmiş olduğunu, lifli diyet gıdaların yağ içermediği için tokluk hissi oluşturmadığı bu nedenle daha çok tüketimi körüklediğini yaz hocam.. Cısır cısır yağda kızarmış çoban kavurma duruken kim yer diyet bisküvisini :)

Fatırcı 
 06.02.2007 11:22
Cevap :
Valla bu söze hiçbirşey denmez ama gel gör ki öbür tarafta da bazı gerçekler var. İkiye bölünmüş durumdayım. Bir tarafta genetiği değiştirilmiş besinler veya almamamız gereken besinler, diğer tarafta çoban kavurma, kol börekleri, mangalda ızgara. Beni ters köşeye yatırd hocam !...  06.02.2007 18:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2482
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster