Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ağustos '14

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
6476
 

Yansıtma ve Ayna olabilmek üzerine...

Yansıtma ve Ayna olabilmek üzerine...
 

“Güzel, hayatın kendi kutsanmış çehresini örten peçeyi kaldırmasıyla görülen hayattır. Oysa hayat da, peçe de sizsiniz... Güzel, bir aynadan kendini seyreden sonsuzluktur. Oysa sonsuzluk da, ayna da sizsiniz."   Halil Cibran

Binlerce seyircinin doldurduğu Arena’da  boğa’nın sırtına oklar saplayarak onu şov amaçlı yavaş yavaş öldürmekle görevli olan İspanyol Matador Alvora Munera, son gösterisinde gücünü yitirerek yaralı ve kızgın boğa karşısında savunmasız kalır. Fakat tek bir boynuz darbesiyle onu öldürecek bir konumda kalan boğa ona zarar vermez, sadece bakışlarını onun üzerine dikerek adeta gözlerini konuşturur.

Yarıştan sonra matador açıklamasında şöyle der: "Boğa gözümün içine baktı, Sırtına oklar batırdığım hayvan bana zarar vermedi, istese beni orada öldürebilirdi fakat sadece gözlerime bakıp bağırdı. Her hayvanda olduğu gibi onun gözlerinde de masumluk vardı. Yüreğimde adaletin hıçkırarak ağladığını işittim. Belki de bağışlanırdım, lakin itiraf edemedim. Kendimi dünyanın en vahşi mahlûku gibi hissediyordum."

Oldukça trajik olan bu olay, bakmasını bilen insanın bir boğanın gözünde bile kendi ruhunu görebildiğinin çarpıcı bir örneği…

Gözlerimiz, vücudumuzdaki belki de en gelişmiş ve değerli organımız.... İnsanın anlatmak istediklerine, ruhuna ve kişiliğine dair birçok konu gözlerinden okunabilir, öyle ki bir bebeğin annesiyle kurduğu ilk etkileşim de sözler yoktur, yalnızca bakışlar vardır ve o bakışlarda çok büyük anlamlar saklıdır.

Fakat, oldukça ilginçtir göz etrafındakileri görebilme yetisine sahip bir organken tek göremediği kendisidir. Bu yüzden, gözlerimizi ve yüzümüzü görebilmek için bir aynaya ihtiyaç duyarız...

Aynalar bizim bilincimize hitap ederek bedenimizi bize yansıtır ancak insanın kendisini yalnızca fiziksel olarak tanımasına olanak veren araçlardır. Oysa biz birer ruhu olan varlıklar olarak ruhumuzu, kişiliğimizi ya da benliğimizi de görmeye ihtiyaç duyarız. Çünkü amacımız ruhumuzdakine dair bilinmeyinlerimizi tanımak, değiştirebilmek ve geliştirebilmektir. Peki, nasıl bir aynadır bu ruh aynası ve kimlerde bulunur?

Ruhumuzu bize gösterebilenler bize görünmez bir ayna olma potansiyeli taşıyan başkalarıdır. Şöyle ki; insan bir başkasının göz bebeğine yakından baktığında bile kendi bedenini gerçekten görebilir. Aslında ilişki içerisinde olduğumuz insanlarla göz temasına girerek onların göz bebeğinden kendimizi her an görmekteyiz, fakat bilincimiz bunu fark etmez çünkü bilgiyi işlemleme gücü sınırlıdır, oysa bilinçdışımız her saniyede milyarca bilgiyi işlemlemekle donatılmış muhteşem bir sistemdir. Dolayısıyla her ne kadar karşımızdaki insanla göz teması kurarken kendimizi görmüyormuş gibi düşünsek te aslında onun gözlerinde kendimize dair birçok şeyi bilinçdışı bir şekilde görür ve işlemleriz.

Anne ile bebek arasındaki ilk etkileşimin de gözlerle olduğuna değinmiştim. Kucağında bebeğini emziren bir anneye dikkatlice bakarsak eğer, bebeğin bir yandan annesinin memesini emdiğini bir yandan da mütemadiyen annesinin gözüne baktığını fark ederiz. Bebeğin annesiyle kurduğu bu ilk ilişki, bilinçdışı bir alanda gerçekleşir ve o bakışmalar sayesinde bebek annesinin gözünden başta kendisinin fiziksel görünüşü olmak üzere; değerli bir varlık olup olmadığı, sevilip sevilmediğine dair birçok konuyu adeta okur. Böylelikle bebek, kendi hakkında bilinmeyenleri ilk olarak annesinin kendisine tuttuğu ruh aynasından öğrenir.

Bu durum sadece bebeklik dönemlerimizle sınırlı kalmaz zira büyüyüp bir yetişkin olsak bile kendi bilinmeyenlerimizi görmek için bize ayna tutacak başkalarına yine ihtiyaç duyarız.

Psikolojiyle yakından ilgilenen kişiler iyi bilir, bilinçdışlarındaki duygu ya da dürtüleriyle yüzleşemeyen insanın en çok başvurduğu savunma mekanizması “yansıtma” dır. “Yansıtma” savunma mekanizması, kişinin bilinçdışında var olan ancak varlığını kendisine bile itiraf edemediği duyguları sanki kendi hissetmiyor da bir başkası hissediyor gibi algılaması ve davranmasıdır.

Örneğin, bilinçdışında karısını aldatmaya yönelik duyguları barındıran bir adamın, süper ego baskısı nedeniyle bu duygusunu fark etmeyip, tam tersi karısının kendisini aldatacağını düşünerek bu konuda onu suçlaması ya da ondan şüphelenmesi “yansıtma” savunma mekanizmasının bir ürünü olan duygu ve davranışlardır.

Çoğu zaman başvurduğumuz yansıtma savunma mekanizmamız, baş edemeyeceğimiz bilinçdışı duygulardan bizi korumaya yarayan bir araç olmaktadır ancak  tek işlevi bu değildir. Aslında bu şekilde davranmamızın ana nedeni, derinlerimizde yatan kendi duygularımızı bir başkasında görüp fark etme ihtiyacımızdan kaynaklanır ancak bu nedensellik insanın kör noktasıdır.

Dolayısıyla -bilinçli olarak fark etmese de- çözümleyemediğimiz duygularımızı yansıtacak bir aynaya ihtiyaç duyarız ve bulur bulmaz da duygularımızı ona yansıtırız. Ancak sorun şu ki; yansıttığımız kişiler çoğu zaman bize ayna işlevi göremezler çünkü ayna olmak karşındakinin döngüsüne girmeden onu ona gösterebilecek ruhsal olgunluğu ve tarafsızlığı gerektirir.

Bu durumu, eşine karşı bilinçdışı aldatma fantezileri kurup bunu yansıtan koca örneğinden açıklarsak eğer; kocası tarafından aldatma suçlaması ile karşı karşıya kalan eş, genelde bu durumu kabul etmez, öfkelenir ya da karşı saldırıya geçecek bir yol bulur. Böyle olunca, çiftler kendilerini çok yoğun bir tartışma içerisinde bulurlar. Hâlbuki, aldatma suçlamasıyla karşı karşıya kalan eş öfkeye kapılmadan, tarafsız, kendini savunmaya ihtiyaç duymayan olgun bir tutum sergilese, diğer bir deyişle ona ayna olabilirse, bir süre sonra kocası, eşinin gözünde kendi yansıtmasını fark ederek kendi bilinçdışı duygularıyla bir yüzleşme yaşama fırsatı bulabilme ihtimali yüksektir.

Tabi ki, bu olgun tutum ve davranış çoğu ilişkide mümkün olamaz zira genelde İnsanlar çıkan tartışmalarda kendilerini savunmayı ya da öfkeyle karşı atağa geçmeyi seçtikleri için aralarında başka çatışmalar çıkmakta ve birbirlerine ayna tutma gibi bir fırsat söz konusu olamamaktadır. 

Bizi yargılamayan, olduğumuz gibi kabul eden, öfkemizi tolere edebilen, tarafsızlığını koruyabilen ruhsal olarak olgun insanlarla birlikteyken onların aynasından kendimize dair çok şey öğrenir ve onlarla beraberken farkında olmadan biz de değişir ve dönüşürüz. Ancak sorun şu ki; özellikle günümüz toplumumuzda bu tür özelliklere sahip olgun bireyler çok az bulunmaktadır.

Ayna olabilmek konusunu daha anlaşılır kılmak için askerde yaşadığım bir anımı paylaşmak istiyorum. Samsun’da yedek subay adayı olarak görev yaparken başımızdaki komutan, kendisi olmadığı zamanlarda bölüğün başında durması için yine bizim gibi yedek subay adayı bir arkadaşımızı görevlendirdi ve tüm yetkilerini ona devretti. Başımızdaki bu arkadaşımız bir gün, tüm bölüğü Ağustos sıcağında güneşin tam tepemizde olduğu bir saatte, tüm itirazlarımıza rağmen, uzun bir mesafe yürüttü…

O gün hasta olduğum için bu gereksiz yürüyüşten dolayı iyice bitkin bir hale gelmiştim. İçtima alanına varır varmaz davranışına çok öfkelendiğim başımızdaki bu arkadaşa öfkeyle oldukça sert bir çıkışta bulundum, şikâyetimi dile getirirken sesimi yükselttim. Bunu yaparken onun da bana cevap vereceğini ya da itirazlarıma karşı çıkacağını bekliyordum… ancak beklediğim gibi olmadı, karşısında sesimi yükseltip saldırgan bir tutum takındığım arkadaşım bana öyle suskun suskun baktı ve hiçbir şey söylemedi. Olgun bir tavırla yalnızca gözlerimin içine bir süre baktı ve gitti...

Beklemediğim bu davranış karşında arkadaşımın gözünde fark ettiğim kendi öfkem ve saldırgan halim, deyim yerindeyse, bir tokat gibi yüzüme çarptı ve sonrasında ne zaman onu görsem sergilediğim davranıştan dolayı ona karşı kendimi mahcup hissettim. Üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen, birilerine karşı aşırı öfkelendiğimde ya da tepki vermek istediğimde aklıma bazen askerdeki bu anım gelir ve bana kendime dışarıdan bakmamı sağlayan hayali bir ayna görevi görür.

Psikoterapi seanslarımızda biz danışanlarımıza akıl vermekten ya da onlara tavsiyede bulunmaktan imtina ederiz. Bunların yerine, kimi zaman cevabını bildiğimiz kimi zaman da bilmediğimiz, açık uçlu sorular sorarız… Danışan da bu sorular karşısında kendi içine döner ve onlara cevaplar aramaya başlar... Aslında yaptığınız onun ruhuna bir ayna tutarak kendisini, bilinmeyenlerini ve çözülememiş sorunları görmesini sağlamaktır.

Oldukça kolay gibi görünen bu yöntem aslında hiç te kolay değildir. Psikoterapistin danışanına etkin bir şekilde yardımcı olabilmesi için kendini tanıması, kendi duygularını işin içine karıştırmaması, danışanını yargılamadan, eleştirmeden olduğu gibi kabul edebilen nitelikte biri olması gerekir.

Hatta danışanın aktarım olarak seansa getirdiği ve terapistine yönelik her türlü kötü söz, aşağılama ya da yoğun öfke patlamaları, olayın farkında olan psikoterapist için danışanının iç dünyasının anlamaya yönelik  eşi bulunmaz malzemelerdir, ancak psikoterapist danışanına karşı soğukkanlılığını koruyamadığı ya da tarafsız kalamayarak onun döngüsüne girdiği takdirde ayna kırılır ve getirilen malzemenin hiçbir anlamı kalmaz.

Oysa, danışanın yaptığı şey, hayatında başkalarıyla hangi sorunlu ve çözüme kavuşmamış ilişki döngüsünü tekrar tekrar yaşıyorsa aynısını aktarım olarak seansa getirmekten başka bir şey değildir. Başkalarına her zaman yansıttığının aynısını bu kez de terapistine yansıtmaktadır. Terapist, danışanının karşında tarafsız ve sağduyulu davranabildiğinde danışanın şiddetli duygu durumu yavaş yavaş azalır ve ruhunun yansımasını terapistinin ruh aynasında görmeye başlamasıyla adım adım ruhunu onarmaya başlar.  Böylelikle sürekli tekrarlayan savunmalarından sıyrılarak kişiliğini yeniden yapılandırma fırsatı bulabilir.

Sonuç olarak, bilinçli ya da bilinçdışı sergilediğimiz her türlü davranışın bir anlamı vardır. Bu anlamlar bazen açık olmayıp daha çok örtük bir mesaj niteliğindedir. Bu yüzden, türlü sıkıntılarla boğuşan insan, ruhunu seyredecek, kendisine ayna tutacak bir çift göz ve bir olgun ruh arar. Kendi aynasında göremediğini, belki bu sefer görürüm umuduyla, ötekinin aynasına yansıtır. Bu eylemi sergilerken karşısındakine adeta;  “Ben kendimi göremiyorum, bana ayna tut da bozuk olan benliğimi göreyim ve onarayım” ricasında bulunur ama çoğu zaman anlaşılmaz.

Ancak, Ona ayna olmasını başarabilen, karşısında tutarlı durabilen, onu olduğu gibi kabul edebilen olgun bir kişilik; onda tahmin edemeyeceğimiz kadar çok şeyi değiştirebilir.

“İnsan arar… Bazen bulur, bazen bulduğunu zanneder… Bazen buldum zannetmişken kaybeder. Aradığını, bazen bir çift gözün derununda bulur.”

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Olabilir kim bilebilir ki aklından geçenleri sadece büyümek istemiyor ble olabilir degilmi

savas barka 
 20.08.2014 19:07
 

yazdıklarınıza katılıyrm ama sanki biraz şımarık ruhlar olgun ruh arar belki kendini tamamlmak için belki kendini düzeltmek için ..

savas barka 
 18.08.2014 16:27
Cevap :
belki de kendini düzelttikten sonra tamamlamak için...  20.08.2014 2:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 16
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 5829
Kayıt tarihi
: 06.12.11
 
 

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ,“Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık” bölümünden mezun oldum. Yüksek lisans..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster